Bölüm 82
Tasmanın Kopuşu
Boyutsal köprü, mahzenin köşesinde bir damar gibi atıyordu.
Mor ışık, her atışta biraz daha derinleşiyor, sonra geri çekiliyordu. Bu, sıradan bir titreşim değildi. Bu, öteki uçtan gelen bir iradenin nabzıydı. Morgana, Gümüş Pus Adası'nın tapınağından, kendi yarattığı silahı geri çekmek için tüm asırlık gücünü köprünün içine döküyordu.
Aethos, mahzenin ortasında, dizleri üzerine çökmemek için direniyordu.
İçindeki o sonsuz kaynak --yakıtı, varlığının ta kendisi-- köprünün öteki ucundaki ele doğru çekiliyordu. Bir tasmanın gerilmesi gibi değildi bu; bir damarın içinden kanın geri emilmesi gibiydi. Aethos, kendi varlığının kendisinden koparılıp alındığını hissediyordu.
"Geri... gel," dedi köprünün öteki ucundan bir ses.
Morgana'nın sesiydi. Ama mahzende çınlayan, onun bedeni değildi; köprünün taşıdığı, frekansa kodlanmış iradesiydi. Yine de Kaelen, o sesin altındaki şeyi duydu: korku. Asırlardır hiçbir şeyden korkmamış olan Yüce Ana, kendi silahının elinden kaymakta olduğunu hissediyordu.
Kaelen, Lirael'e döndü.
"Kapının nasıl kapatıldığını anlat," dedi. Sesi, bir emir değil; bir denklemin eksik değişkenini isteyen bir soruydu.
Lirael, köşede duruyordu.
Maskesi düşmüştü. Ve maskenin altındaki yüz, ilk kez, Moirai'nin asırlık eğitiminin cevap vermediği bir soruyla yüzleşiyordu.
Çünkü Lirael, az önce Kaelen'in Aethos'a söylediklerini duymuştu. Morgana seni bir silah olarak yarattı. Bu gece, o bıçağı bana sapladı. Kazansan da kaybetsen de, bu gecenin sonunda harcanmış olan sen olacaktın.
Ve Lirael, bu cümleleri Aethos için duyarken, kendisi için anlamıştı.
Çünkü o da bir silahtı.
Moirai, Lirael'i de bir amaç için dövmüştü. Onu Kaelen'in aynası olarak yetiştirmiş, sarayın içine yerleştirmiş, yıllarca sabırla beklemiş, ve bu geceye getirmişti. Eğer plan başarısız olursa --ve şu an başarısız oluyordu-- Lirael de Aethos gibi harcanmış olacaktı. Moirai, onu kurtarmak için bir köprü açmayacaktı. Onu yerinde bırakacaktı. Tıpkı şimdi yaptıkları gibi.
Lirael, Kaelen'e baktı.
"Kapı," dedi sonunda, sesinde Moirai'nin o pürüzsüz tonu artık yoktu, "kan rezonansıyla açıldı. Kapanması için ya rezonansın tersine çevrilmesi gerekir --ki bunu yalnızca kan taşıyıcısı yapabilir-- ya da köprünün bir ucundaki çıpanın koparılması."
"Çıpa," dedi Kaelen.
"Aethos," dedi Lirael. "Bu köprünün Başkent tarafındaki çıpası, benim kan rezonansım. Öteki uçtaki çıpa, Aethos'un Morgana'ya bağlı frekans hattı. Köprü, bu iki çıpa arasında gerilir. Eğer ben rezonansımı keserse köprü bu uçtan kapanır. Ama Morgana karşıdan onu yeniden zorlar. Eğer Aethos kendi hattını koparırsa--"
"Köprü öteki uçtan kopar," tamamladı Kaelen. "Ve Morgana'nın çekişi anlamını yitirir."
Lirael başını eğdi. "Ama Aethos kendi hattını koparırsa, yakıt kaynağından sonsuza dek kopar. Setekh'in güneş rünleri onu beslemez. O güç... söner."
Mahzen sessizleşti.
Aethos, dizleri üzerine bir adım daha çöktü. Morgana'nın çekişi güçleniyordu.
Kaelen, Aethos'a baktı.
"Duydun," dedi.
"Duydum," dedi Aethos. Sesi, ilk kez, fırtınadan çok yorgunluk taşıyordu. "Eğer hattımı koparsam, sönerim. Eğer koparmazsam, Morgana beni geri çeker ve yeniden onun silahı olurum. Bir tasmanın ucunda ya öleceğim ya da köle kalacağım."
"Hayır," dedi Kaelen.
Aethos, başını kaldırdı.
"Üçüncü bir seçenek var," dedi Kaelen. Ve mahzenin soğuğunda, gözlerinde o tanıdık altın ışık, gözbebeklerinin derininde belirdi.
Kaelen, bildirimi okudu.
İki bin beş yüz puan. Elindeki neredeyse her şey. Geriye yalnızca yetmiş puan kalacaktı.
Aethos'un hattını Morgana'dan koparıp, geçici olarak başka bir çıpaya bağlamak. Aethos'u söndürmeden, ama Morgana'nın elinden de çıkararak.
Yeni çıpa kim olacaktı?
Kaelen, kendi elini kaldırdı.
"Aethos," dedi. "Hattını kopar. Söneceğini düşündüğün anda, sönmeyeceksin. Çünkü o anda seni başka bir çıpaya bağlayacağım."
"Kime?" diye sordu Aethos.
Kaelen cevap vermedi. Bunun yerine, gözünü Lirael'e çevirdi.
Lirael, köşede, donakaldı.
"Kan taşıyıcısı," dedi Kaelen. "Bu mahzendeki en güçlü kan rezonansına sahip olan kişi. Köprünün bu uçtaki çıpası zaten o. Aethos'un hattı, geçici olarak onun rezonansına bağlanabilir."
"Bu beni öldürür," dedi Lirael, sesi düz.
"Hayır," dedi Kaelen. "Bu seni bağlar. Aethos'un yükünü taşırsın. Ve bu yükü taşıdığın sürece, Aethos da, sen de, bana bağlı kalırsınız. İkiniz de Moirai'nin elinden çıkarsınız."
Lirael, bunu işledi.
Ve ilk kez, Kaelen'in zekasının karşısında, kendi aynasının ona ne kadar benzediğini değil, ondan ne kadar geride olduğunu anladı. Kaelen, bu gecede kaybetmek üzere olan iki silahı --Aethos'u ve Lirael'i-- Morgana'dan koparıp, ikisini de kendine bağlıyordu. Yok etmiyordu. Devralıyordu.
Bu, bir hükümdarın değil; bir mimarın hamlesiydi.
"Karar senin," dedi Kaelen Lirael'e. "Ama hızlı ver. Morgana'nın çekişi, otuz saniyeye kalmaz Aethos'u geri alır."
Mahzenin köşesinde, boyutsal köprü bir kez daha sertçe titredi.
Lirael, Aethos'a baktı. Sonra Kaelen'e. Sonra, köşedeki o mor damara.
Moirai, onu bu gece harcayacaktı. Bunu artık biliyordu.
Lirael, elini kaldırdı.
"Yap," dedi.
Aethos, kendi içindeki o hattı buldu.
Milyarlarca yıllık bir bağdı bu. Onu yaratan, onu besleyen, onu bir tasmanın ucunda tutan bağ. Morgana'nın eli. Setekh'in güneş rünleri. Aetherium'un derinliklerinden gelen o frekans.
Aethos, onu kopardı.
Mahzen, bir an için, tümüyle karardı.
Aethos'un gözlerindeki güneş fırtınaları söndü. İçindeki o sonsuz kaynak, bir anda boşaldı. Bir milisaniye için, Aethos --milyarlarca yıllık güç ve kaosun sentezi-- hiçbir şey oldu. Boş bir kabuk. Sönen bir yıldız.
Ve tam o boşlukta, Kaelen elini indirdi.
Altın bir ışık, Kaelen'in elinden, mahzenin havasını keserek Lirael'e ulaştı. Lirael'in kan rezonansı, o ışığın altında uyandı; içindeki o Moirai mührü, ilk kez Moirai için değil, Kaelen için titreşti. Ve Lirael'in rezonansından, ince bir altın hat, mahzenin ortasındaki sönmüş Aethos'a uzandı.
Bağlandı.
Aethos'un gözleri yeniden açıldı.
İçindeki güneş fırtınaları, daha sönük ama daha sabit bir ışıkla, yeniden yandı. Artık Morgana'ya bağlı değildi. Artık Setekh'in rünlerine bağlı değildi. Artık --geçici olarak, kırılgan bir biçimde-- Lirael'in kan rezonansına ve onun ardındaki Kaelen'in iradesine bağlıydı.
Boyutsal köprü, öteki uçtan koptu.
Mor damar, bir kılcal damarın patlaması gibi, sessizce söndü. Gümüş Pus Adası ile bu mahzen arasındaki bağ, bu gece için, kesilmişti.
Köprünün öteki ucundan gelen son şey, Morgana'nın sesi oldu. Ama artık bir komut değildi. Bir yemindi.
"Onu benden çaldın, Kaelen Vane," dedi ses, köprü kapanırken. "Bu, başlangıçtı. Sonu, ben yazacağım."
Köprü kapandı.
Mahzen, sessizleşti.
Kaelen, mahzenin ortasında durdu.
Önünde, Aethos --artık ona bağlı-- dizleri üzerinde, soluk soluğa.
Köşede, Lirael --artık onun çıpası-- maskesi düşmüş, gözlerinde yıllardır taşıdığı bir ağırlığın ilk kez yerinden oynadığı bir ifade.
Ve dışarıda, Başkent, hiçbir şeyden habersiz, hâlâ nefes alıyordu.
Bu bölüme tepkin neydi?





