Bölüm 79
Bir Gün Önce
Mevsimlerin birleşim gecesinden tam yirmi dört saat önce, Lyra, kuzey mahzeninin dokuzuncu panelinin bulunduğu köşeyi tek başına inceledi.
Elara, onu o ana kadar götürmüştü. Sonra geri çekilmişti; kapının dışında, gölge örgüsüyle görünmez hale gelerek bekliyordu. İçeride sadece Lyra vardı.
Mahzen, Başkent sarayının en eski bölümüydü. Kaelen, iktidarı devraldıktan sonra sarayın büyük bölümünü yeniden inşa ettirmiş ama bu alt katmanları bilerek olduğu gibi bırakmıştı. Eski duvarlar, eski taşlar; tarihin katmanları orada durmaya devam etmişti.
Dokuzuncu panel, köşenin tam kavşağındaydı. Lyra yaklaştığında, elfin o binlerce yıllık doğa sezgisi bir şeylerin --çok eski, çok derin-- bu taşların içinde uyuduğunu hissettirdi. Bu, Aethelgard'ın doğası değildi. Bu, çok daha yabancı, çok daha karanlık bir varoluştan geliyordu. Moirai, bu noktayı rastgele seçmemişti; bu taşlar, yüzyıllar içinde biriktirilmiş kan rünleriyle o kadar derin işlenmişti ki, yüzeyi el gözü ile görülemiyordu.
Lyra, ellerini duvara koydu.
Doğa büyüsü, ağaçları ve toprakları okurdu. Ama bu duvar taştan yapılmaydı ve taş da nihayetinde toprağın bir parçasıydı. Lyra, yüzyıllar öncesindeki katmanları okumaya başladı. Evet, oradaydı. Kan rezonansı. Derinlere işlenmiş, ince ve ısrarcı bir bağlantı noktası.
Lyra, Kara Demir Ağacı'nın özütünden doldurduğu küçük cam flakonları çıkardı. Yirmi altı litre yoğun özüt, on iki flakona bölünmüştü. Her birini, mahzenin köşesini çevreleyen bir çember oluşturacak şekilde taşların arasındaki kırık hatlara döktü. Özüt, taşın içine süngerin suyu emişi gibi sızıyordu; Kara Demir Ağacı'nın anti-frekans maddesi, kanın rezonans frekansıyla titreşen her şeyi yavaşça söndürüyordu.
Ama Lyra bunu doğrudan söndürmek için yapmıyordu.
Kaelen'in talimatına göre, bu özüt bir çerçeve oluşturacaktı. Kapı açıldığında Aethos geçiş boyutuna girecek, ama öte tarafta onu karşılayan koridor bu anti-frekans çerçevesine çarpacak. Aetherium kökenli enerji yapısı, bu organik frekansla ilk temastan birkaç saniye için donacak. Birkaç saniye.
Lyra, son flakonun özütünü döküp doğrulduğunda, mahzenin ağır havasında derin bir nefes aldı.
"Tamamlandı," dedi.
Elara, kapıda belirdi. "Ne kadar sürdü?"
"Dört saat." Lyra, ellerini silerek ayağa kalktı. "Kapı açıldığında ne kadar zaman kazanacağımızı bilmiyorum. Aethos'un Aetherium enerjisi ne kadar yoğunsa, çerçeve o kadar kısa sürer."
Elara, başını eğdi. "Kaelen biliyor."
Lyra, Elara'ya baktı. İki kadın, o anda aynı şeyi düşünüyordu: Kaelen, yarın gece mahzende Aethos ile yüz yüze gelecekti. Ve Kaelen, bunun için hazırlandığını söylemişti; ama tam olarak ne yapacağını yalnızca kendisi biliyordu.
"O'na güveniyorum," dedi Lyra.
Elara, cevap vermedi. Döndü ve gitti.
Lirael, o gün için planladığı son işlemi tamamladı.
Kuzey taburu, yirmi dört saatlik gecikmeyle bugün öğleden sonra hareket emrini aldı. Yeni konumuna geçmek için en az otuz altı saat gerekiyordu; bu, mevsimlerin birleşim gecesini geçirmeden ulaşamayacağı anlamına geliyordu. Tam istediği gibiydi.
İki fırkateyn, aktif kayıt işlemlerindeki form eksikliği hâlâ tamamlanmamıştı. Teknik olarak donanma listesine dahil değillerdi. Limanın iç raporlarında görünüyorlardı ama Dikilitaş'ın komuta ağında yoklardı; bu, bu gemilere yarın gece acil durum emri verilmesi gerekse bile, emirlerin onları resmi kanaldan bulmasının imkansız olduğu anlamına geliyordu.
Lirael, dosyayı kapattı.
Sarayın konsey odasından çıkarken, koridorda Lyra'yla karşılaştı.
İki kadın, bir an için durakladı.
Lyra'nın yüzü, Lirael'e karşı her zamanki gibi sakin ve asaldi. Tek bir ipucu yok. Tek bir gerginlik izi yok. Moirai planının farkında olmayan biri nasıl görünürdü? Tam böyle.
Lirael, başıyla selamlama yaptı. "Lyra Hanım."
"Lirael Hanım," dedi Lyra, karşılıklı başını eğerek.
Geçtiler.
Lyra, koridorun öteki ucuna vardığında, derin bir nefes aldı. Elara dün gece "İki saniye gecik" demişti. Yüzün hiçbir şey söylememeli. Lyra, o iki saniyeyi başarmıştı.
Gece, Kaelen'in çalışma odasında son bir toplantı.
Dört kişi. Aynı oda. Kaelen ayaktaydı; diğerleri oturuyordu.
"Yarın gece," dedi Kaelen, "her birinizin konumu belirli. Lyra, mahzende olmayacak. Gece yarısından otuz dakika önce ağaç odasında olacaksın ve oradan bağlantıyı canlı tutacaksın. Çerçeve, senin büyünün sürekli aktif olmasına bağlı; uzaktan bağlantı yeterli."
Lyra başını eğdi.
"Vexia, sarayın iletişim merkezinde. Eğer Moirai'nin kanalı üzerinden herhangi bir mesaj geçerse, onu anında kes. Bu kanal üzerinden dışarıya bilgi çıkmasına izin verme."
Vexia: "Anlaşıldı."
"Elara, mahzenin dışında. Lirael içeri girdiğinde, ardından kapat. Geri çıkışı yok."
Elara, tek kelime etmeden başını eğdi.
Kaelen, bir süre sessiz kaldı.
"Peki ya sen?" diye sordu Vexia. Bunu sormak için cesaret toplamıştı; sesi hafifçe titredi.
"Ben mahzenin içinde olacağım," dedi Kaelen.
"Lirael kapıyı açmadan önce mi, yoksa sonra mı?"
"Sonra."
Vexia, sustu.
Kaelen, masanın üzerindeki şemaya son bir bakış attı. Sonra düzeldi.
"Bir şey daha," dedi. "Yarın gece ne olursa olsun, kimse benim için endişelenerek pozisyonunu terk etmeyecek. Her birinizin görevi, birbirinden bağımsız ve birbirini kesmeden çalışmalı. Eğer bir şey yanlış giderse, imparatorluk planına göre davranırsınız. Ben orada olmadan da bu imparatorluk işlemeye devam eder."
Uzun bir sessizlik.
Lyra, gözlerini kaldırdı. Onun yeşil gözlerinde ne öfke ne de hüzün vardı; sadece derin, sarsılmaz ve ağır bir şey. "Bu imparatorluk siz olmadan işlemiyor, Kaelen."
Kaelen ona baktı.
Cevap vermedi.
Toplantı bitti. Herkes ayrıldı.
Kaelen, çalışma odasında yalnız kaldığında, masanın üzerindeki şemayı katlayıp yakmamasına gerek kalmamıştı; zaten ezberlemişti. Her koridoru, her saniyeyi, her olası değişkeni.
Zihninde Hegemonya Arayüzü bir kez açıldı. Yalnızca tek bir bildirim:
Kapandı.
Kaelen, penceresine yürüdü. Başkent'in geç gece görüntüsü -- dökümhane ışıkları, liman fenerleri, sarayın surları. Her şey yerli yerindeydi.
Yarın gece de yerli yerinde olacaktı.
Bunu, bir söz olarak değil, bir hesap olarak düşündü.
Bu bölüme tepkin neydi?





