Bölüm 75
Dönüş
Boyut kapısının mor ve altın sarısı rünlerle bezeli çerçevesi, Başkent'in taht odasında büyük bir sessizlikle titredi. Ardından, o tanıdık ağır enerji dalgası odayı yaladı ve ilk gemi boyutlar arası geçişini tamamlayarak Aethelgard'ın atmosferine kavuştu. Boyut kapısının karşısındaki dev pencereden bakıldığında, sarayın güney avlusuna indirilen gemilerin gölge çeliği gövdeleri güneşin ilk ışıklarında hiç ışığı yansıtmıyor, onu adeta yutuyordu.
Lirael, taht odasının tam ortasında duruyordu.
Gri üniformasının üzerinde tek bir kırışık yoktu. Elleri önünde birleştirilmiş, sırtı dik, yüzü her zamanki gibi pürüzsüz ve duygusuzdu. Etrafında, Kaelen'in dönüşünü karşılamak üzere toplanmış konsey üyeleri, askeri komutanlar ve elçiler sıralanmıştı. Hepsi bekliyordu.
Kapı açıldığında, Kaelen içeri girdi.
Çevre Zırhı'nı çıkarmıştı ama üzerindeki o sade siyah savaş tuniği ve gözlerindeki o dondurucu, her şeyi gören karanlık, zırhsız halinde bile onu odanın tartışmasız merkezine oturtmaya yetiyordu. Arkasında Vexia, Lyra ve Elara geldi. Elara, bir an için görülmez olduğu güzergahtan mı, yoksa filo ile mi döndüğü anlaşılmaz biçimde son sıradaydı.
Kaelen, taht odasının kapısından içeri girdiği an, gözleri o refleks gibi hızla odayı taradı. Vexia'nın analiz ettiği o sinyaller, Elara'nın henüz ilk kısa raporunu ulaştırdığı o tek cümlelik bilgi, Hegemonya Arayüzü'nün teknik koridor anomalisi teyidi hepsi zihninin arka katmanında sessizce duruyordu.
Ve Lirael, tam karşısında duruyordu.
Lirael, başını saygıyla eğdi. "Hoş geldiniz, İmparatorum. Aetherium'daki operasyonun başarısını ve Astral Düğüm'ün etkisiz kılınmasını tebrik ederim."
Kaelen, Lirael'e baktı.
Tek bir saniye. İki saniye.
Kaelen'in o kozmik, dondurucu bakışı altında pek çok insan kendini sorgulamaya başlardı; içindeki en küçük suçluluğu bile yüzeye çıkardı bu bakış. Ama Lirael, bu bakışı güneşin altında bir heykelin saydamlığıyla karşıladı. Tek bir titreme yok. Tek bir göz kırpışı fazla yok. Tam doz, tam ölçülü, tam beklenen kadar.
"İmparatorluğun işleyişi aksaksız mı?" diye sordu Kaelen.
"Kusursuz, İmparatorum," dedi Lirael. Elindeki raporları öne uzattı. "Obsidyen Körfezi'nden günlük gemi üretim kapasitesi yüzde on dört arttı. Bozkır klanlarıyla yapılan ticaret anlaşmaları yenilendi. Kızıl Çöller'den entegre olan çöl savaşçı birliklerinin adaptasyon süreci planlanandan üç gün erken tamamlandı."
Kaelen, raporları almadı.
"Toplantı salonunda," dedi yalnızca. Döndü ve yürüdü.
Lirael, raporları indirdi. Yüzünde en ufak bir şey kırılmadı.
Toplantı, kırk dakika sürdü.
Kaelen, Aetherium operasyonunun sonuçlarını aktardı. Zol-Tarak ve Konseyin etkisiz kılındığını, kristal bilinç ağlarının analiz için getirildiğini, filonun Aetherium kristal motorlarıyla donatıldığını bildirdi. Komutanlar not aldı, elçiler sorular sormak istedi, Vexia bazı teknik detayları açıkladı.
Kaelen, toplantı boyunca Lirael'e bir kez dahi doğrudan soru sormadı.
Bu kasıtlıydı. Normal bir günde, toplantının en az dört noktasında Lirael'in lojistik görüşüne başvururdu. Bugün onun sesini duymaya gerek görmedi. Bu eksikliği Lirael fark etti mi? Fark etmişse ne hissetti? Kaelen bunu izledi ama dışarıya hiçbir şey sızdırmadı.
Toplantı bitti.
Herkes dağılırken, Elara son kez Kaelen'in yanından geçti. Sadece bir bakış. Gözlerinde, kelimeye dökülmemiş ama Kaelen'in anında okuduğu tek bir mesaj vardı: Bu gece. Çalışma odası.
Sarayın en üst katındaki çalışma odasının kapısı kapandığında, oda içinde yalnızca Kaelen ve Elara vardı.
Elara, cübbesinin içinden ince bir parşömen çıkardı. Üzerindeki yazı, standart imparatorluk mürekkebiyle değil, Kaelen'in yalnızca Elara'ya öğrettiği karbon bazlı görünmez mürekkeple yazılmıştı; okuyanın parmağındaki özgün biyolojik ısıya tepki veriyordu, başka kimse için görünmezdi.
Kaelen, parşömeni aldı. Parmağı üzerinde gezdirdi. Yazı belirdi.
Hedef: Teknik koridor katman-3. Müdahale tamamlandı. Hedef, ayrıldıktan yaklaşık dört saat sonra koridor tekrar girişe açıldı. İçeriye giren ikinci kişi: erkek, orta yaşlı, standart saray personel kıyafeti. Ancak yüz hatları Aethelgard doğumluya ait değil. Ten rengi, göz biçimi: Güney kökenli. Büyük ihtimalle Kızıl Çöller ya da Lumina sınırı. Elinde küçük, gümüş kaplı bir kutu. Kutuyu koridor duvarındaki üçüncü panelin arkasına bıraktı. Altı dakika içinde ayrıldı. Kutu hâlâ orada.
Kaelen, parşömeni yavaşça katlayıp masanın üzerindeki simyasal ateşe tuttu. Yanıp küle dönene kadar bıraktı.
"Adamı tanıyabildin mi?"
"Yüzünü görüntüledim," dedi Elara. "Saray personel kayıtlarında yok. Ama geliş güzergahı, Obsidyen Körfezi'nden gelen ticaret gemilerinden birine çıkıyor. Oradan geri takip ettiğimde, o gemi Gümüş Pus Adası'na yakın sularda demir atmış."
Kaelen, masanın başına geçti. Parmaklarını masanın üzerinde ritmik bir şekilde tıklattı. Gümüş Pus Adası. Moirai Tarikatı'nın yuvası.
"Kutu hâlâ orada mı?"
"Evet. Dokunmadım."
"Doğru." Kaelen, ayağa kalktı. "Kutunun ne içerdiğini öğrenmek istiyorum. Ama alarak değil, içeriğini yerine dokunmadan okuyarak. Vexia'nın okyanus yosunu sensörleri, metal ya da organik bir kapsülün içindeki titreşim frekansını temas etmeden okuyabilir mi?"
Elara'nın gözleri kıstı. "Sorarım."
"Bu gece sor. Sabah bilmek istiyorum."
Elara, başını eğerek çıktı.
Kaelen, yalnız kaldı. Gözlerini odasının devasa penceresinden şehre çevirdi. Başkent, her zamanki gibi işliyordu. Dökümhanelerinden dumanlar, limanından gemiler, sokaklarından insanlar akıyordu. O halkın hiçbirinin bilmediği bir savaş yaşanıyordu şu an; ordusuz, silahsız, ama bundan dolayı çok daha tehlikeli bir savaş.
Kaelen bildirimi kapattı.
Dışarıda Başkent titremiyor, sarsılmıyor, bağırmıyordu. Her şey normaldi. Ve bu normalliğin içinde, sarayın katmanlarına sinen bir zehir vardı.
Kaelen, sabahı bekledi.
Bu bölüme tepkin neydi?





