Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 57

Çölün Yeni Kanunları

Kızıl Çöller’in semalarını kaplayan bakır rengi duman tabakası, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte adeta alevden bir denize dönüşmüştü. Altın piramidin derinliklerinden yükselen o boğucu buhar dalgaları, çölün kumlarıyla buluştuğunda havada keskin bir ozon ve erimiş kükürt kokusu bırakıyordu. Yüzyıllardır çölün en uçsuz bucaksız kum tepelerini birer bekçi gibi koruyan bu devasa tapınak, şimdi kendi içinde biriken o muazzam, kontrolsüz ısı yüzünden canlı bir fırın gibi hırıldıyordu. Piramidin dış cephesindeki altın kaplamalar, su kaynaklarının tamamen kesilmesiyle birlikte eriyerek kızıl kumların üzerine kalın, parıltılı nehirler halinde akıyordu. Kaelen Vane’in emriyle konumlanan o simsiyah gölge çeliği fırkateynleri ve ağır nakliye araçları, bu eriyen altın nehirlerinin hemen kıyısında, motorlarından yayılan o tok ve dondurucu uğultuyla sarsılmaz birer kaya gibi dizilmişti. Savaşın gürültüsü henüz tam anlamıyla başlamamıştı; fakat havadaki o statik elektrik ve gerilim, iki zıt dünyanın, çelik ile ateşin çarpışmak üzere olduğunu fısıldıyordu.

Piramidin parçalanan basalt kapılarından dışarıya doğru yayılan mor ve siyah renkli enerji dalgaları, çölün yerçekimini bir anlığına altüst etti. Havada süzülen kum taneleri, kendi eksenlerinde dönerek mor kıvılcımlar saçıyordu. Ve o devasa yıkımın ortasından, Firavun Setekh adımını attı. Ancak bu varlık, artık sadece ölümlü bir çöl firavunu değildi. Seraphina’nın o sinsi ve karanlık rünleriyle damarlarına pompalanan Aetherium enerjisi, Setekh’in bedenini korkunç bir dönüşüme uğratmıştı. Çıplak, tunç rengi göğsündeki güneş rünleri artık altın renginde değil, zift gibi siyah ve mor tonlarda parıldıyordu. Gözlerinin yerinde, etrafındaki her türlü ışığı emen iki küçük kara delik belirmişti ve bu deliklerin etrafından sıvı bir ateş gibi mor plazma süzülüyordu. Her adımında, bastığı camlaşmış kumlar eriyor, etrafına yaydığı o kontrolsüz kozmik basınç, karakolun dışındaki muhafızların bile dizlerinin bağını çözecek kadar ağır bir dehşet yayıyordu. Setekh, elindeki devasa obsidyen mızrağı yere vurduğunda, çölün tabanı depremle sarsıldı. Sesi, binlerce iblisin aynı anda kükremesini andıran, hidro-akustik bir uğultuyla tüm ovada yankılandı.

"Kuzeyin sahte imparatoru!" diye kükredi Setekh, gözlerinden fışkıran mor alevlerle Kaelen'in komuta aracına bakarak. "Kendi ellerinle kazdığın bu mezarda, güneşimin sıcağıyla küle döneceksin!" Setekh’in bu korkunç uyanışı karşısında, komuta kabininin içindeki Vexia ve cüce Bram, savunma sistemlerini en üst seviyeye getirmek için parmaklarını panellerin üzerinde çılgınca gezdirdi. Gölge alevi toplarının namluları, dondurucu buz rünleriyle sarılmış bir şekilde doğrudan Setekh’in o devasa, mutasyona uğramış gövdesine kilitlendi. Lyra, elindeki asasıyla zırhların içindeki o oksijen zengini gümüş yosunları daha da besleyerek Kaelen'in kabinindeki havayı buz gibi serin tutuyordu. Ancak asıl koordinasyon, lojistik masasının başında bir saniye bile gözünü kırpmadan verileri tarayan Lirael’den geliyordu. Lirael, Setekh’in bedeninden yayılan o kaotik enerji dalgalanmalarının frekansını saniyeler içinde analiz etmişti. Kaelen'in zihnindeki arayüze doğrudan beslenen bu veriler, düşmanın o aşılmaz görünen mor enerji kalkanının altındaki en zayıf sismik noktayı milimetrik bir kusursuzlukla gösteriyordu. Lirael, Kaelen'in bu savaşta tek bir gereksiz güç harcamaması için tüm lojistik ve stratejik hatları bir cerrah hassasiyetiyle yönetiyordu.

Kaelen Vane, komuta aracının metal rampasından aşağıya yavaş adımlarla indi. Üzerindeki o yalıtımlı siyah tunik ve omuzlarındaki dökülen pelerini, çölün o kavurucu, yüz yetmiş derecelik sıcağını anında parçalayarak etrafında serin, dondurucu bir aura yaratıyordu. Kaelen, elindeki gölge çeliği kılıcı kınından çekmedi; ellerini her zamanki gibi pelerininin altında birleştirmişti. Gözlerindeki o dipsiz, sınırları yutan kozmik boşluk, Setekh’in o mor alevli gözleriyle buluştuğunda, çöle mutlak bir sessizlik çöktü. Kaelen, bu sahte tanrının kibrine veya yaydığı o korkunç enerjiye karşı en ufak bir şaşkınlık belirtisi göstermedi. O, bir dağın sarsılmazlığına, bir buzulun o dondurucu sabrına sahipti. Sistem arayüzü zihninde altın harflerle parıldamaya başladığında, Kaelen sadece bir adım öne attı. Ayak bastığı kızıl kumlar, onun aurasının ağırlığıyla anında donarak siyaha bürünüyordu.

Setekh, Kaelen'in bu umursamaz ve mutlak sakinliği karşısında tamamen çıldırarak mızrağını havaya kaldırdı. Piramidin altındaki o obsidyen reaktöründen yükselen mor plazma akınını doğrudan mızrağının ucunda topladı ve Kaelen'in üzerine doğru devasa bir yıkım fırtınası olarak savurdu. Havayı ve uzayı yırtarak ilerleyen bu mor ateş dalgası, önüne çıkan tüm kum tepelerini saniyeler içinde buharlaştırıyordu. Ancak Kaelen, sadece sağ elini yavaşça ileri doğru uzattı ve parmaklarını açtı. "Gerçekliği Bükme. Vektör İptali." Kaelen’in parmaklarının arasından sızan o sarsılmaz sistem enerjisi, üzerine gelen o devasa mor plazma dalgasına çarptığı an, evrenin fizik kuralları yeniden yazıldı. Mor ateş, Kaelen'e sadece birkaç metre kala havada asılı kaldı, tüm hızı ve sıcaklığı bir saniyede sıfıra indi ve ardından, Kaelen'in parmağını hafifçe sola çevirmesiyle kendi kendine yön değiştirerek doğrudan arkadaki altın piramidin temellerine doğru fırladı. Piramidin devasa sütunları, kendi firavunlarının ateşiyle saniyeler içinde eriyerek çökmeye başladı.

Setekh, kendi gücünün bu adamın tek bir el hareketiyle nasıl hiçe sayıldığını gördüğünde dehşetle sarsıldı. Aetherium boyutundan aldığı o sahte tanrısallık, Kaelen’in o sistem destekli mutlak otoritesi karşısında sadece acınası bir çocuk oyuncağından ibaretti. Setekh, gücünü maksimize etmek için piramidin altındaki reaktörle olan zihinsel bağını daha da zorlamaya çalıştı. Ancak Kaelen, ona bu fırsatı vermeyecekti. Sol elini de havaya kaldırarak "Boyutsal Kapı Mührü" yeteneğini aktif etti. Çölün semalarında beliren o devasa, görünmez altın zincirler, piramidin altındaki reaktörün Aetherium boyutuyla olan tüm enerji hatlarını saniyeler içinde mühürleyerek kesti. Setekh’in bedenine akan o mor enerji bir anda kesildi; damarlarındaki mor ışıklar sönmeye, kristal kabukları kendi ısısı altında çatlayarak dökülmeye başladı. Canavar, en büyük güç kaynağından mahrum bırakılmıştı.

Kaelen, Setekh’in önünde durdu. "Senin güneşin," dedi Kaelen, sesi çölde bir ölüm çanı gibi yankılanarak. "Sadece benim izin verdiğim kadar parlayabilir. Ve şimdi, sönme vakti." Kaelen, sağ elini yumruk yaptı. "Kozmik Kıyamet Alanı. Çöküş." Setekh’in etrafındaki yerçekimi bir anda normalin tam yüz katına çıkarıldı. Genç firavunun o devasa, mutasyona uğramış gövdesi, kendi ağırlığının ve yerçekiminin o amansız baskısı altında ezilmeye başladı. Kemikleri çatırdadı, üzerindeki altın rünler kırıldı ve saniyeler içinde, okyanusun dibindeki o canavar gibi, kendi merkezine doğru büzülerek simsiyah, yoğunlaştırılmış bir enerji küresine dönüştü. Kaelen, havada asılı kalan o küreyi çıplak eliyle kavradı. Kürenin içindeki o saf güneş ve Aetherium enerjisi, Kaelen'in avucundan süzülerek doğrudan ruhuna ve sistemine akmaya başladı. Altın piramit, arkasında devasa bir gürültüyle çökerek kızıl kumların altında kalırken, çölün sahte güneşi sonsuza dek sönmüştü.

Kaelen, yavaş adımlarla çöken piramidin külleri arasından ayrılırken zihnindeki sistem arayüzü, şimdiye kadar duyduğu en büyük ve en görkemli altın harflerle parlayarak zaferini ilan etti. Kazanılan yüzbinlerce Mutlak Otorite Puanı, Kaelen’in gücünü yepyeni bir kozmik boyuta taşımıştı. Kaelen, arkasını döndü ve dumanların arasından yavaşça yürüyen Lirael, Vexia ve Lyra’ya baktı. Üç kadın da bu imkansız, tanrısal kıyımın ortasında yürüyerek Kaelen’in arkasında diz çöktüler. Alınlarını o mor tozlarla kaplı basalt kumlarına değdirirken, her birinin kalbindeki bağlılık artık kelimelerle açıklanamayacak kadar derin bir ibadete dönüşmüştü. Özellikle Lirael, Kaelen’in bu sarsılmaz dehasını ve gücünü izlerken, zihninde Moirai Tarikatı'nın planlarını daha da sinsi bir şekilde revize ediyordu. Kaelen Vane, bir gün evrenin tek hakimi olacaktı ve o gün geldiğinde, Moirai’nin onun yanında olmasını sağlayacak o görünmez ipi, Lirael kendi elleriyle, her geçen gün daha da sıkıca dokumaya devam edecekti. Çöl fethedilmişti, ancak asıl büyük kozmik oyun şimdi başlıyordu.

Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap
Yüce Hükümdarın Karanlığı - Bölüm 57: Çölün Yeni Kanunları Türkçe Oku | Novelci | Novelci