Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 30

Astral Çarpışma

Aetherium boyutunun o devasa, yerçekimi kurallarının birbirine girdiği yarı saydam platosunda, binlerce mavi kristal yetişimci ve devasa astral makineler, Kaelen ve küçük ekibinin etrafını sarmıştı. Siyah metalden inşa edilmiş devasa gözetleme kulesinin tepesindeki o mekanik göz, etrafına kızıl bir ışık yayarak Kaelen'in her hareketini tarıyordu.

Yukarıda süzülen kristal yetişimcilerin komutanı olan Vyr, bu "alt evren" canlılarına büyük bir tiksintiyle bakıyordu. Aetherium sakinleri için etten ve kandan oluşan varlıklar, evrenin en ilkel, en zayıf formlarıydı. Vyr, kristal mızrağını havaya kaldırdı ve telepatik ağ üzerinden askerlerine emri verdi: "Oluk oluk akan enerjilerini kurutun. Zırhlarını eritin ve bedenlerini astral fırtınaya teslim edin!"

Binlerce kristal varlık, aynı anda havadan süzülerek mavi plazma oklarını ve saf enerjiden oluşan mızraklarını ekibin üzerine yağdırmaya başladı. Gökyüzü bir anda ölümcül bir mavi ışık seline dönüştü.

Ancak Kaelen, kılıcını çekmek bir yana, ellerini pelerininin altından bile çıkarmadı. "Vexia. Kalkanı test et," dedi sadece.

Vexia, zırhının bileğindeki simyasal mekanizmayı çevirdi. Zırhların göğüs plakalarındaki Gümüş Öz damarları aniden parlak bir beyazlıkla aydınlandı. Üzerlerine yağan binlerce plazma oku ve enerji mızrağı, o Gümüş Öz kalkanına çarptığı an büyük bir tıslamayla buharlaştı. Hatta bazı enerji mızrakları, kalkanın ayna etkisiyle geldikleri yöne, doğrudan kristal askerlerin üzerine geri sekti. Kendi silahlarıyla vurulan onlarca Aetherium askeri, havada parçalanarak cam kırıkları gibi platoya döküldü. Bu dünyada hayatta kalmalarını sağlayan en büyük mucize, o küçük Kara Demir Ağacı'nın ürettiği meyvelerdi.

"Silahları sadece saf enerjiden ibaret," diye rapor verdi Vexia, vizöründen akan verileri hızla okuyarak. "Bizim gölge çeliği gibi fiziksel bir yoğunlukları yok. Zırhımız, onların kinetik enerjisini tamamen emip nötralize ediyor!"

Kaelen başını hafifçe salladı. "Lyra, Elara. Avlanma serbest."

Bu iki kelime, ekibin zincirlerini kopardı. Lyra, gümüş asasını o yarı saydam, mor zemine sertçe vurdu. Kendi evrenlerinde sadece toprağı ve suyu kontrol eden doğa büyüsü, Aetherium'un o kaotik enerjisiyle birleştiğinde evrim geçirmişti. Zeminden, ağaç kökleri yerine doğrudan saf yıldız tozundan ve mor enerjiden oluşan devasa "Astral Sarmaşıklar" fırladı. Bu sarmaşıklar, havada süzülen kristal askerleri bacaklarından yakalayıp inanılmaz bir şiddetle yere çarpıyor, onların kristal bedenlerini un ufak ediyordu.

Elara ise gölgelerin bu boyutta farklı işlemesini kendi lehine çevirmişti. Düşmanların yaydığı o kör edici ışıkların hemen arkasında oluşan mikro gölgelere sızıyor, adeta ışık parlamalarının içinden teleport oluyordu. Elara, komutan Vyr'ın hemen arkasında belirdiğinde, elindeki gölge çeliği hançeri kristal varlığın boynundaki enerji çekirdeğine pürüzsüzce sapladı. Komutan Vyr, ne olduğunu bile anlayamadan, paramparça olarak toza dönüştü.

Ekibin geri kalanındaki iki seçkin Sarsılmaz Lejyon askeri ise Vexia'nın yeni tasarladığı plazma yansıtan kalkanlarıyla bir duvar oluşturmuş, ilerleyişi güvence altına alıyordu.

Ancak Zol-Tarak, o devasa yıldız bulutsusunun içinden bu küçük ekibin kendi ordusunu nasıl bir böcek sürüsü gibi ezdiğini izlerken öfkeden delirmek üzereydi. Devasa siyah kulenin tepesindeki mekanik göz aniden dönmeyi bıraktı ve doğrudan Kaelen'e odaklandı. Gözün içinden, sıradan bir enerji ışını değil, doğrudan gerçekliği silen, uzayı ortadan ikiye yaran devasa, kapkara bir yıkım hüzmesi fırlatıldı.

Vexia dehşetle bağırdı: "Lordum! O ışın zırhlarımızın yansıtma kapasitesinin çok üzerinde! Doğrudan boyutun dokusunu siliyor!"

Kaelen, üzerine doğru gelen o mutlak yıkım hüzmesine karşı sadece başını kaldırdı. O, küçük bir köyden başlayarak zekası ve kaynak yönetimiyle devasa bir imparatorluk kurmuştu. Geleneksel krallıklardaki gibi köleliği kaldırmış, bilimi öne çıkarmış ve evrensel bir eğitim düzeni oturtmuştu. Şimdi ise, kazandığı bu devasa otoriteyi ve sistem puanlarını, kozmik tanrıların yüzüne çarpmaya hazırdı.

Zihnindeki Hegemonya Arayüzü'nü açtı.

Kozmik Ezici. Mutlak Alan.

Kaelen, sağ elini havaya kaldırıp o kapkara yıkım hüzmesine doğru avucunu açtı. Sisteminden on binlerce Mutlak Otorite Puanı saniyeler içinde eksilirken, Kaelen'in avucunun önünde uzayın kendisi büküldü. Kulenin gözünden fırlatılan o devasa yıkım ışını, Kaelen'in avucuna sadece bir metre kala sanki görünmez, sonsuz yoğunlukta bir duvara çarpmış gibi donup kaldı. Kaelen'in bu akıl almaz büyüme hızı ve sistemsel gücü, düşmanları için tam bir kabustu.

"Bana ait olan bir dünyada," dedi Kaelen, sesi kaskının içinden çıkıp doğrudan Zol-Tarak'ın zihninde devasa bir şok dalgası yaratarak. "Sadece benim izin verdiğim şeyler var olabilir."

Kaelen parmaklarını yavaşça kapattı. Devasa yıkım ışını, Kaelen'in kozmik basıncı altında bir iplik gibi inceldi, kırıldı ve saniyeler içinde cam gibi tuzla buz olarak etrafa saçıldı.

Kulenin tepesindeki mekanik göz, bu imkansız güç karşısında aşırı yüklenerek büyük bir patlamayla havaya uçtu. Kuleyi savunan kalan yüzlerce kristal asker, tanrılarının en büyük silahının bu siyah zırhlı adam tarafından tek bir eliyle parçalandığını gördüklerinde, silahlarını bırakıp gökyüzündeki gaz bulutlarının arasına doğru kaçışmaya başladılar.

Savaş bitmişti. Aethelgard'ın beş kişilik keşif ekibi, Aetherium'un koca bir garnizonunu tek bir kayıp bile vermeden yerle bir etmişti.

Kaelen, yavaş adımlarla o devasa, siyah metal kulenin açık kapılarından içeri girdi. İçerisi, etrafta dönen astral haritalar, enerji çekirdekleri ve yabancı sembollerle doluydu. Burası sadece bir gözetleme kulesi değildi; Aetherium boyutunun bu bölgesini kontrol eden merkezi bir karakoldu.

"İçerisi temiz," dedi Elara, kulenin üst katlarından süzülerek Kaelen'in yanına inerken.

Vexia, kulenin merkezindeki devasa kristal konsola yaklaştı ve aletlerini çıkardı. "Lordum, bu kule doğrudan Aetherium'un enerji ağına bağlı. Eğer bizim Hegemonya Dikilitaşı'mızın sinyallerini bu konsola entegre edebilirsem, bu kuleyi boyutlar arası bir sinyal güçlendirici olarak kullanabiliriz. Aetherium'un bu bölgesi, resmen sizin sisteminizin kapsama alanına girmiş olur."

Kaelen başını onaylayarak salladı. "Yap şunu. Burası bizim Aetherium'daki ilk ileri karakolumuz olacak."

Lyra, kulenin dışına bakarak o muazzam yıldız denizini ve kristal ormanları izliyordu. Zihnindeki o karanlık şüpheler tamamen silinmişti. Artık sadece Kaelen'in vizyonuna, bu sonsuz evreni dize getirme amacına odaklanmıştı. "Görünüşe göre bu evrenin tanrıları, bizim birer böcek olmadığımızı çok acı bir şekilde öğrendiler," dedi Lyra, yüzünde gururlu bir tebessümle.

Kaelen, kollarını göğsünde bağlayarak kulenin devasa pencerelerinden uzayın o kaotik boşluğuna baktı. İlk adımı atmışlar, düşmanın kalesine kendi sancaklarını dikmişlerdi. Ancak Aetherium, Kutsal Işık Krallığı gibi kolayca çökecek tek bir devlet değildi. Burası, sayısız galaksinin, kadim zihinlerin ve hayal edilemez güçlerin çarpıştığı sonsuz bir arenaydı.

"Bu sadece bir başlangıç," diye fısıldadı Kaelen. Zihnindeki sistem, bu yeni boyutun fethini kutlarcasına yepyeni, devasa görev kilitlerini açıyordu. Kozmik tahtın hükümdarı, artık sadece bir dünyayı değil, evrenin bizzat kendisini yeniden şekillendirmek için asıl savaşına hazırlanıyordu.

Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap