Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 27

Kozmik Gözetleyiciler

Başkent'in 4. Sanayi Bölgesi'nde sabahın ilk ışıkları, devasa dökümhanelerin bacalarından tüten gri dumanların arasından süzülerek arnavut kaldırımlı dar sokaklara vuruyordu. Dün gece yaşananların yankısı, işçi sınıfının yaşadığı bu yoksul ama umut dolu mahallelerde bir fısıltı fırtınasına dönüşmüştü.

Eski dünyada, cüceler ve insanlar arasındaki hiyerarşi keskin çizgilerle ayrılırdı. Ancak şimdi, Kaelen'in "eşitlik ve üretim" yasaları altında, Thorek adındaki yaşlı bir cüce tamirci ile insan komşuları aynı omuz omuza çalışıyordu. Thorek, elindeki ağır somun anahtarını deri önlüğünün cebine koyarken, sokağın sonundaki 4. Reaktör binasına doğru hayretle bakıyordu. Binanın etrafı, geceki çatışmanın izlerini taşıyordu. Ancak Thorek'i ve etrafında toplanan yüzlerce işçiyi asıl şok eden şey, devasa boruların etrafını saran o demir ağacı dalları ve kristalize olmuş mor tuz yığınlarıydı.

"Dün gece reaktör patlamış," diye fısıldadı Thorek'in yanındaki genç bir insan işçi, sesi titreyerek. "Eğer o gaz dışarı sızsaydı, şu an bu mahalledeki on binlerce kişi uykusunda boğulmuş olacaktı."

"Bizi kim kurtardı sanıyorsun?" diye homurdandı Thorek, sakalını sıvazlarken. Gözleri, reaktörün kapısındaki devasa gölge çeliği çiziklerine takılmıştı. "Sabah devriyesindeki Lejyonerlerden duydum. İsyancı soylular bizi fareler gibi zehirlemek istemiş. Ama İmparator... Kaelen Vane bizzat buraya gelmiş. Yanında ordusu bile yokmuş. Bizim gibi alt tabakadan madenciler ve çarkçılar için kendi canını tehlikeye atmış."

Kalabalığın arasında derin, huşu dolu bir sessizlik oldu. Eski krallar, soylular veya o çok bilmiş Kutsal Işık rahipleri, hiçbir zaman bir işçi mahallesi için saraylarından aşağı inmemişlerdi. Kaelen dondurucu derecede sert, acımasız ve gizemli olabilirdi ama onun adaleti, tebaası için sarsılmaz bir kalkandı. Thorek dizlerinin üzerine çöküp, o soğuk arnavut kaldırımlı sokağı öptüğünde, etrafındaki yüzlerce işçi de ona katıldı. Kaelen'in hegemonyası artık sadece korkuyla değil, halkın damarlarına işleyen o sarsılmaz, fanatik sevgiyle kök salıyordu.

Aynı saatlerde, Başkent Sarayı'nın en üst katındaki izole asma bahçelerde, Kaelen ve İç Saray'ın üyeleri, gece ele geçirdikleri o yabancı taşın etrafında toplanmıştı.

Güneş ışığı şelalelerin üzerinden yansırken, bahçenin ortasındaki siyah toprakta ufak bir kıpırdanma vardı. Dün gece Lyra'nın ektiği o 'Kara Demir Fidanı', Kaelen'in toprağa aktardığı ufak mana dalgalanmalarıyla beslenmiş ve şimdiden diz boyuna ulaşan, gövdesi gerçek bir çelik gibi parlayan küçük bir ağaca dönüşmüştü. Ağacın yaprakları simsiyah, damarları ise mor bir ışıkla atıyordu.

Vexia, gözündeki simyasal büyüteçle masanın üzerindeki beyaz, cızırtılı taşı inceliyordu. Denklemler veya karmaşık semboller kullanmadan, sadece saf mantıkla durumu Kaelen'e özetledi.

"Lordum, bu taş bizim dünyamızın elementlerinden yapılmamış. İçinde mana yok. Bunun yerine, bulunduğu ortamın gerçeklik dokusunu titreştirerek 'boşluk' yaratan bir tür anti-madde dalgası yayıyor. Sizin sisteminizin veya Dikilitaş'ın sinyallerini bu yüzden kesebildi. Sisteminizi bir ağ olarak düşünürsek, bu taş o ağda geçici bir kör düğüm oluşturuyor."

Kaelen parmaklarını masada ritmik bir şekilde tıklattı. Dün gece o taşın yarattığı zihinsel sarsıntı, ona evrenin ne kadar tehlikeli olduğunu hatırlatmıştı. "O taşı kırmak yerine, frekansını tersine çevirebilir misin, Vexia? Eğer bu taşı silahlarımıza entegre edebilirsek, Aetherium boyutuna girdiğimizde oradaki varlıkların güçlerini de biz iptal edebiliriz."

Vexia'nın gözleri bu dâhiyane fikir karşısında parladı. "Bunu yapabilirim. Ancak bu taşın enerjisi çok dengesiz. Onu nötralize edecek bir organik katalizöre ihtiyacım var."

Kaelen başını çevirip Kara Demir Ağacı'na baktı. Sisteminden aldığı bir bilgi olmamasına rağmen, içgüdüleri ona bu ağacın sıradan bir bitki olmadığını söylüyordu. Kaelen, taşı Vexia'nın elinden alıp yavaşça ağaca doğru yürüdü.

"Eğer bu ağaç mucizevi meyveler üretecekse," dedi Kaelen, "sıradan suyla beslenemez."

Kaelen, o cızırtılı, uzaylı taşı ağacın dibindeki siyah toprağa gömdü ve elinden ufak bir kozmik basınç uygulayarak taşı toprağın içinde ezdi. Taş parçalandığı an, içindeki o kaotik beyaz enerji toprağa yayıldı. Ancak Kara Demir Ağacı bu enerjiden zarar görmek yerine, onu adeta aç bir yırtıcı gibi saniyeler içinde emdi. Ağacın gövdesindeki mor damarlar bir anda beyaz ve gümüşi bir renge dönüştü, dalları hızla uzayarak kalınlaştı. Sadece birkaç saniye içinde ağaç, Kaelen'in boyunu aşmış ve dallarından birinde metalik, koyu gri, elma büyüklüğünde bir meyve belirmişti.

Lyra, bu mucize karşısında hayretle nefesini tuttu. "Ağaç... düşmanlarımızın enerjisini yiyerek bizim için meyve veriyor. Lordum, bu meyvenin içindeki öz, o uzaylı taşın anti-frekans gücünü tamamen organik ve zararsız bir şekilde barındırıyor olabilir!"

Kaelen meyveyi kopardı. Soğuk ve ağırdı. "Bu, Aetherium'a yapacağımız asıl yolculuğun kilidi olacak. Vexia, meyvenin özünü zırhlarımıza entegre et. Elara..." Kaelen gölgelerin içindeki suikastçısına döndü. "Karak-Gath'taki cücelerin ve eski soyluların bu taşları nereden bulduğunu öğrenmek için yeraltına daha derin bir ağ kur. Gerekirse eski dostlarını birbirine düşür. Şimdilik ordularımı dinlendireceğim. Evren bize geliyorsa, onlara sabrın ne kadar ölümcül bir silah olduğunu göstereceğiz."

Aynı anlarda, Aethelgard'ın algı sınırlarının milyarlarca ışık yılı ötesinde, yerçekiminin olmadığı ve saf yıldız gazlarının sarmaladığı o sonsuz, kaotik boşlukta: Aetherium.

Xylar'ın Kaelen tarafından saniyeler içinde ezilerek öldürülmesinin yankısı, Aetherium'un o devasa kristal zihin ağında büyük bir şok dalgası yaratmıştı. Bu boyutta, varlıklar fiziksel olarak ölse bile bilinç kalıntıları bir süre astral ağda yankılanırdı.

Devasa bir yıldız bulutsusunun kalbinde, etrafında irili ufaklı yüzlerce parçalanmış gezegen kalıntısı dönen devasa bir varlık uyandı. O, 'Zol-Tarak' idi. Kadim Boşluk Dokuyucusu. Fiziksel bir bedeni yoktu; daha çok, galaksilerin arasına gerilmiş mor bir sinir ağını andırıyordu.

Zol-Tarak, zihinsel telepatisini tüm Aetherium Konseyi'ne yaydı. Sesi, kelimelerden ziyade saf bir dehşet ve soğuk bir hesaplama hissi veriyordu.

"Xylar yok edildi. O kibirli aptal, alt-evrendeki o anomaliyle doğrudan fiziksel temasa geçti ve kendi sonunu hazırladı. O sahte imparator... Kaelen Vane... O sadece bir insan değil. Onun ruhuna bağlı olan o mekanizma, evrenin temel kodlarını yeniden yazıyor."

Başka bir kristal zihin, korkuyla titreşti. "Öyleyse boyut kapısını tamamen mühürleyelim! Bizi bulmasını engelleyelim!"

"Çok geç," diye yankılandı Zol-Tarak'ın düşünceleri. "O kapı artık iki evrenin dokusuna da kancasını taktı. Eğer onu doğrudan yok etmeye çalışırsak, kendi evrenimizin de yarısı yırtılır. Kaelen Vane zeki. Doğrudan ordularıyla gelmedi. Bizim biyolojimizi ve zaaflarımızı öğrenmek için bekliyor."

Zol-Tarak, mor enerji dalgalarını Aethelgard'a doğru, uzay-zaman yırtığının olduğu o ince çizgiye odakladı.

"Fiziksel savaş onun alanı. Biz onu zihninin içinden, en güvendiği yerden vuracağız. Onun o 'İç Saray' adını verdiği üç dişi varlığı gözlemledim. Aralarında sadakat var evet, ama aynı zamanda devasa bir rekabet ve kıskançlık da var. Aethelgard'ın yeraltındaki o aciz isyancılarına daha fazla taş göndereceğiz ama bu kez taşlar zihinsel tohumlar taşıyacak. O kadınlardan birinin zihnine küçük bir fısıltı, bir şüphe tohumu ekeceğiz."

Aetherium'un karanlık tanrıları, Kaelen'in gücünün fiziksel olarak aşılamayacağını anladığında, savaşın kurallarını değiştirmişti. Hedefleri artık Kaelen'in bedeni değil, imparatorluğunu ayakta tutan o kusursuz, soğuk güven ağıydı.

Kaelen tahtında oturup sıradaki reformları planlarken, evrenin en karanlık köşelerinde, kendi evindeki en yakınlarına uzanacak sinsi ve zehirli bir planın ağları örülmeye başlanmıştı. Hikaye artık sadece orduların çarpışması değil, kalplerin, zihinlerin ve boyutların ötesindeki tanrıların oynadığı kozmik bir satranca dönüşmüştü.

Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap