Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 25

Çatlayan Sistem

Başkent'in o devasa, siyah basalt sarayının en üst katlarında, sadece Kaelen'in ve onun izin verdiği İç Saray üyelerinin girebildiği asma bahçeler bulunuyordu. Bu bahçeler, Lyra'nın önderliğindeki elf doğa büyücüleri tarafından özel olarak tasarlanmıştı. Havada asılı duran mor şelaleler, gece bile hafif bir ışık saçan gümüş yapraklı ağaçlar ve zihni dinlendiren egzotik çiçekler... Burası, Kaelen'in o soğuk ve rasyonel zihnini bir anlığına da olsa savaşın ve politikanın stresinden uzaklaştırdığı nadir sığınaklardan biriydi.

Gerçek bir krallık inşası sadece bitmek bilmeyen savaşlardan ibaret değildi; ekonomi, politika, modern teknolojileri ortaçağ karanlığındaki bu dünyaya getirmek ve devasa bir bürokrasiyi yönetmek de aynı derecede önemliydi. Kaelen, imparatorluğunun temelini sağlamlaştırmak için gece gündüz çalışıyordu ve bu kusursuz zihnin bile bazen sessizliğe ihtiyacı oluyordu.

Kaelen, bahçenin ucundaki mermer tırabzanlara yaslanmış, aşağıda uzanan ve simya fabrikalarının ışıklarıyla aydınlanan devasa başkenti izliyordu. Üzerinde resmi zırhı veya o ağır pelerini yoktu; sadece vücudunu saran koyu renkli, ipek bir gömlek giymişti.

Arkasından gelen yumuşak ve neredeyse tamamen sessiz ayak seslerini duyduğunda dönmedi. Gelenin kim olduğunu, aurasındaki o tanıdık, taze yağmur ve orman kokusundan biliyordu.

"Gecenin bu saatinde uyumadığınıza göre, zihniniz yine evrenin ötesindeki o yeni dünyayla meşgul olmalı, Lordum," dedi Lyra, Kaelen'in yanına yaklaşarak.

Elf başrahibesinin üzerinde bu gece resmi bir zırh yoktu; hatlarını zarifçe belli eden, omuzlarını açıkta bırakan beyaz, tül bir elbise giymişti. Gümüş saçları rüzgarda hafifçe dalgalanırken, yüzündeki o asil ve kusursuz güzellik ay ışığı altında daha da belirginleşiyordu. Kaelen'in yanındaki yerini sağlamlaştırmak ve onun sadece bir komutanı değil, aynı zamanda hayat arkadaşı olabilmek için hissettiği o derin arzu, gözlerindeki sıcaklıktan okunabiliyordu.

"Aetherium," dedi Kaelen, bakışlarını ufuktan ayırmadan. "O evren bizim kurallarımıza düşman. Ancak oradan getirdiğimiz kristal çekirdekleri inceliyorum. Onların enerjisini imparatorluğuma nasıl entegre edeceğimi bulmalıyım."

Lyra, ellerini yavaşça Kaelen'in mermer tırabzana yaslanmış olan elinin hemen yanına koydu. Parmakları hafifçe birbirine değiyordu. Kaelen elini çekmedi. Bu ufacık temas bile Lyra'nın kalbinin hızla çarpmasına yetti.

"O çekirdeklerden birini incelemem için bana vermiştiniz," dedi Lyra, boşta kalan elini açarak. Avucunun içinde, Aethelgard dünyasına ait olmayan, zift gibi siyah ama içinde damarlar halinde mor ışıklar atan garip bir tohum duruyordu. "Bu sadece ölü bir enerji kristali değil Lordum. Bu canlı bir şey. Bir tür tohum."

Kaelen başını çevirip tohuma baktı. Zihnindeki Hegemonya Arayüzü, tohumu analiz etmek için hafifçe titredi.

"Bu fidan, eğer doğru toprağa ekilir ve sizin enerjinizle beslenirse, sürekli olarak çeşitli mucizevi meyveler üretebilme potansiyeline sahip küçük bir ağaca dönüşebilir." Lyra'nın sesi heyecanla titriyordu. "Benim doğa büyümle birleştiğinde, bu ağaçtan elde edeceğimiz meyveler, Sarsılmaz Lejyon askerlerimizin hücrelerini yenileyebilir ve onlara inanılmaz bir fiziksel güç bahşedebilir. Bu, adeta siyah demir, çelik ve yeni enerji formlarının hayatta kalmanın temeli haline geldiği yepyeni ve sert bir çağın habercisi."

Kaelen, tohumu Lyra'nın avucundan alırken, parmakları elf rahibesinin narin tenine kasıtlı olarak, yavaşça sürtündü. Lyra nefesini tuttu ve Kaelen'in o dipsiz, kozmik gözlerine kilitlendi. İkisi arasındaki bu sessiz ve yoğun çekim, kelimelere ihtiyaç duymayan bir yakınlığın ilk kıvılcımlarıydı.

"Bunu bahçenin merkezine, bizzat benim gözetimim altına ekeceksin," dedi Kaelen, ses tonu her zamankinden bir nebze daha sıcaktı. "Bu fidanın bakımı için her gece burada olmanı istiyorum, Lyra. İkimiz birlikte büyüteceğiz."

Bu sözler, Lyra için binlerce savaş kazanmaktan çok daha değerliydi. Yüzüne yayılan o içten, muazzam gülümsemeyle başını eğdi. "Bu benim için en büyük onurdur, Kaelen." İsmini söyleme cüretini ikinci kez gösteriyordu ve Kaelen'in dudaklarındaki o hafif kıvrım, buna izin verdiğinin kanıtıydı.

Ancak bu huzur dolu, insani an, Kaelen'in zihninde adeta bir balyoz gibi patlayan o korkunç, tiz sistem uyarısıyla paramparça oldu.

Kaelen'in gözleri aniden kısıldı, elindeki Kara Demir tohumunu sıkıca kavradı. Yüzündeki o nadir yumuşaklık saniyeler içinde silindi ve yerini mutlak, dondurucu bir öfkeye bıraktı.

"Neler oluyor?" diye sordu Lyra, Kaelen'in aurasındaki o ani, yırtıcı değişimi fark ederek geriye doğru bir adım atarken.

"Biri... benim gözlerimi kör etti," diye fısıldadı Kaelen. Dişlerini sıkmıştı. İmparatorluğunu kurduğundan beri ilk kez, Hegemonya Dikilitaşı'nın sağladığı o tanrısal her şeyi görme yetisi bir noktada kesilmişti. Başkent'in güneyindeki devasa simya atölyelerinin olduğu 4. Sanayi Bölgesi, zihnindeki haritada kapkara bir boşluğa dönüşmüştü.

Aynı dakikalarda, Başkent'in 4. Sanayi Bölgesi'nin karanlık ve dar sokaklarında, eski şövalye Gael ve elf Faelar liderliğindeki isyancılar hızlı adımlarla ilerliyordu.

Gael, elinde Aetherium'un o Astral Gözcüleri tarafından verilen soluk, beyaz taşı sıkıca tutuyordu. Taş, etrafına yaydığı o garip, cızırtılı anti-sistem kalkanıyla Gael ve yanındaki elli kadar isyancıyı tamamen görünmez kılıyordu. Ne sokaklardaki devriye gezen Sarsılmaz Lejyon askerleri onları görebiliyor ne de Kaelen'in sistemi onların varlığını tespit edebiliyordu.

"İşe yarıyor!" diye güldü Faelar, elindeki patlayıcı rünlerle dolu çantayı sırtında taşırken. "O sahte tanrının büyüsü bu bölgeye giremiyor. Taşın yaydığı frekans, onun o görünmez ağını paramparça etti!"

"Çabuk olun," dedi Gael, devasa simya fabrikasının gölge çeliğiyle kaplı ana kapısına yaklaşırken. Burası, Vexia'nın o devasa Gölge Alevi Topları için yakıt ürettiği ve Kaelen'in ordusunu ayakta tutan ana damarlardan biriydi. "Bu patlayıcıları fabrikanın soğutma tanklarına yerleştireceğiz. Fabrika havaya uçtuğunda, tüm o zehirli gazlar alt tabakanın yaşadığı işçi mahallelerine yayılacak. Halk, Kaelen'in onları koruyamadığını görecek ve isyan ateşimiz tüm başkenti saracak!"

İsyancılar, fabrikanın kapısındaki kilitleri eski dünyadan kalma basit ama etkili asitlerle eriterek içeri girdiler. Kaelen'in sistemi sadece büyüyü ve kendi teknolojisini tespit etmeye programlı olduğu için, boyutlar ötesinden gelen bu garip beyaz taşın yarattığı kör nokta, isyancılara kusursuz bir hareket alanı sağlamıştı.

"Soğutma borularına yerleştirin!" diye emretti Gael.

Faelar, rünleri borulara yapıştırırken gözlerinde intikam ateşi parlıyordu. Onlar için bu sadece bir fabrika değildi; Kaelen'in o kibirli, rasyonel ve kusursuz imparatorluk makinesinin kalbine saplanan ilk hançerdi. Kaelen her şeyi kolayca elde etmiş olabilirdi ama bu fantastik dünyadaki karmaşık ırklar, asırlar süren inançlar ve şimdi boyutların ötesinden gelen bu uzaylı tanrıların yardımı, ona karşı yepyeni ve kusursuz bir fırtına hazırlıyordu.

Sarayın bahçesinde Kaelen, gölgelerin içinden fırlayarak yanına gelen Elara'ya doğru döndü. Elara'nın nefesi kesilmişti.

"Lordum!" dedi Elara, panik içinde diz çökerken. "Gölgelerim 4. Sanayi Bölgesi'ne giremiyor! Oraya gönderdiğim üç suikastçı da sanki görünmez bir duvara çarpmış gibi zihinsel bir şokla geri döndü. O bölgede gerçeklik tamamen çarpıtılmış durumda!"

Kaelen'in yüzünde korku yoktu; aksine, uzun zamandır beklediği o gerçek zorluğun, o kozmik satrancın başladığını anlatan ürkütücü bir ciddiyet vardı.

"Orduları geri çekin. Kimse o bölgeye girmeyecek," diye emretti Kaelen, pelerinini hızla omuzlarına geri atarken. "Eğer o bariyer benim sistemimi engelliyorsa, sıradan askerlerimizi birer böcek gibi ezer. Vexia'yı uyandırın. Çevre zırhlarını hazırlasın."

Kaelen, ellerini arkasında birleştirdi ve karanlığa gömülen o sanayi bölgesine baktı. Evren ona ilk gerçek darbesini indirmeye hazırlanıyordu ve Kaelen, tahtında oturup bekleyen bir kral olmadığını onlara bizzat göstermek için kendi ellerini kana bulamaya dünden hazırdı.

Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap