Bölüm 1
Gözlerimi açtığımda ne feryat eden itfaiye sirenleri vardı ne genç bedenimi paramparça eden o devasa kamyonun lastik çığlıkları. Her şey... Fazlasıyla sessiz, fazlasıyla berrak ve kör edici derecede parlaktı. Ciğerlerime dolan hava, egzoz dumanıyla kirletilmiş modern şehir havasına hiç benzemiyordu. İçime çektiğim her nefeste, burun deliklerime taze açmış çiçeklerin ve hafif bir odun kokusunun karışımı doluyordu. Yavaşça doğruldum. Altımda, pürüzsüzlüğüyle parıldayan beyaz mermer benzeri taşlar vardı. Üzerimde ise dünyadaki son anımdan kalan, yırtılmış ve çamura bulanmış eski okul kıyafetlerim, ünüversite armalı tişörtüm duruyordu.Başımı kaldırıp etrafıma baktığımda ise nefesim boğazımda düğümlendi. Gökyüzüne doğru uzanan devasa, altın varaklı kuleler, havada hiçbir yere tutunmadan süzülen mavi büyü fenerleri ve beyaz cüppeler içinde neşeyle gülen insanlar... Mimari, orta çağın ihtişamıyla fantezi dünyasının büyüsünü harmanlamış gibiydi. İnsanlar o kadar temiz ve bakımlıydı ki, sanki herkes bir saray davetine gidiyordu. Tam o sırada, görüş alanımın tam ortasında, yarı saydam mavi bir ekran belirdi. Kulaklarımda ince, dijital bir çınlama sesi yankılandı.[Sistem Başlatılıyor...][Kullanıcı Bilgileri Analiz Ediliyor...]
İsim: Renan
Yaş: 14
Irk: İnsan
Dünya: Eorzea - Aureon İmparatorluğu Başkenti
Güç Seviyesi: Bilinmiyor (Öz Kilitli)
Mevcut Durum: Sağlıklı / Reenkarne Tamamlandı.
Öz Puanı: 0 / 100
Karşımda duran bu ekranı şaşkınlığıyla elimle itmeye çalıştım ama parmaklarım havayı delip geçti. Gözlerimi kırpıştırdım, ekran hala oradaydı. Okuduğum o fantastik hikayelerdeki gibi gizemli bir gelişim paneliyle mi donatılmıştım yani? Ölmüştüm ve bu bambaşka coğrafyada, içimde ne olduğunu henüz çözemediğim bir güçle yeniden doğmuştum.
"Hey, genç adam! İyi misin? Nereden geldin böyle? Kıyafetlerin pek tuhaf."Gelen sese doğru döndüm. Bana doğru eğilmiş, yüzünde samimi ve sıcak bir gülümseme olan yaşlı bir adam duruyordu. Üzerindeki kumaş sadeydi ama dikişleri kusursuzdu. Dişleri tamdı, cildi sağlıklıydı. Kendi dünyamda sokaklarda gördüğüm o çileli yaşlı yüzlerden eser yoktu burada."Ben... Bilmiyorum," diye mırıldandım yavaşça ayağa kalkarak. Bacaklarım titriyordu. "Burası neresi? Ben tam olarak neredeyim?"
Yaşlı adam hafifçe kıkırdadı, sanki hafızasını kaybetmiş küçük bir kazazedeyle konuşuyor gibiydi. "Aureon İmparatorluğu'nun kalbindesin evlat. Kutsal Başkent'te. Karnın aç gibi görünüyor, ayrıca üstün başın da harap olmuş. Gel benimle, hemen ilerideki devlet aşevine gidelim. Bugün şifalı bitki çorbası var. Ücretsizdir, tek bir kuruş bile ödemene gerek yok."
"Ücretsiz mi?" diye sordum şaşkınlıkla. "Neden yabancı bir çocuğa bedava yemek veriyorlar?"
Yaşlı adam gururla gülümsedi. "Çünkü sen bir insansın evlat! Biz Yüce Aureon İmparatorluğu'yuz. İmparatorumuz sağ olsun, bu kutsal toprakların sınırları içinde tek bir insan bile aç uyumaz. Eğitimimiz tamamen ücretsizdir, en yetenekli büyü hocaları evlatlarımızı eğitir. Hastalandığında şifahaneler tek bir bakır para bile talep etmez. Eğer barınacak yerin yoksa, devlet sana hemen kalacak bir yurt ve temiz kıyafetler ayarlar. Biz insanlar, bu dünyanın efendileriyiz. Burada tamamen güven içindesin.
Yaşlı adamın rehberliğinde geniş caddede yürümeye başladık. Adının Artur olduğunu öğrendiğim bu ihtiyarın anlattığı her kelimenin, etrafımdaki gerçeklikle birebir uyuştuğunu görüyordum. Sokaklar o kadar temizdi ki yerde tek bir çöp bile yoktu. Yol kenarındaki parklarda, benim yaşlarımdaki çocuklar ellerindeki küçük parıltılarla şakalaşıyor, büyü okulunun ilk seviye derslerinde öğrendikleri ışık oyunlarıyla eğleniyorlardı. Fakirlik, evsizlik, açlık... Bu şehirde insana dair hiçbir kötü duyguya yer yokmuş gibi görünüyordu. Tam anlamıyla bir ütopya, altından inşa edilmiş bir cenretti. Yaşlı Artur beni temiz bir aşevine götürdü. Önüme konan sıcak çorba ve ekmek o kadar lezzetliydi ki, hayatımda hiç böyle bir tat almamıştım. Yemek bittiğinde Sistem paneli tekrar titredi.
[GÖREV TAMAMLANDI: İlk Öğün]Ödül: +10
Öz Puanı.Mevcut Durum: 10 / 100
Şehri daha fazla keşfetmek istiyordum ancak meydanın diğer ucuna ulaştığımda, kulakları sağır edecek derecede güçlü borazan sesleri yankılandı. Bu ses, sokaktaki tüm o neşeli gürültüyü bir bıçak gibi anında kesti.
"Çekilin! Yolu açın! Veliaht Prenses Vespera Hazretleri geçiyor!"
Zırhlı muhafızların gür sesleri meydanda dalgalandı. O andan itibaren sokaktaki yüzlerce insan, sanki tek bir bedenmiş gibi, muazzam bir saygı ve hayranlıkla anında diz çöktü. Artur 'nin de aceleyle yere kapandığını gördüm. Yanımdaki insanlar başlarını tamamen yere eğmişti. Ben de ne yapacağımı bilemeyerek dizlerimin üzerine çöktüm ama merakıma yenik düşerek başımı hafifçe yukarıda bıraktım. Kimdi bu prenses?Meydana, sırtlarında saf beyaz kanatları olan efsanevi Pegasusların çektiği ihtişamlı bir araba girdi. Arabanın gövdesi saf gümüşten dövülmüştü. Etrafını saran şövalyelerin her biri, sadece yürüyüşleriyle bile etrafa muazzam bir baskı (Aura) yayıyordu. Arabanın pencereleri ise içerisinin görünmesini engelleyen ince tüllerle kaplıydı., meydanın ortasında hafif, tekinsiz bir rüzgar esti. O rüzgar, gümüş arabanın pencerelerindeki tül perdeyi sadece birkaç santim kadar araladı. Merak dolu bakışlarımı o aralığa diktim. İçeride, tıpkı benim gibi henüz 14 yaşlarında, ay parçası gibi parıldayan, beyaz tenli, narin ve son derece kırılgan görünen bir kız çocuğu oturuyordu. Üzerindeki ağır, altın işlemeli kraliyet elbiselerinin içinde adeta kaybolmuş gibiydi. Bakışları donuktu, boşluğa doğru bakıyordu. Tıpkı anlatılan masallardaki o korunmaya muhtaç narin prenseslerin canlı kanlı haliydi.Ama tam araba benim önümden geçerken, o küçük kızın donuk bakışları aniden hareket etti. Kalabalığın içindeki yüzlerce başı eğik insanı tamamen pas geçerek, doğrudan benim gözlerimin içine kilitlendi. O an, zaman durdu. Sokaktaki tüm sesler çekildi. Ve benim göğsümün tam ortasında, Sistem paneli delice, adeta çıldırmış gibi kırmızı ışıklar saçarak titremeye başladı.
[ACİL UYARI! Devasa bir enerji alanı algılandı!]
[Tehlike Seviyesi: Yüksek Güç Sapması!]
[Sistem Veri Tabanı Yetersiz... Sistem Çökme Riski!]
Gözlerimin önündeki mavi ekran tamamen kırmızıya boyanırken, kulaklarımda bir alarm sesi çınladı. Karşımdaki o 13 yaşındaki narin kız çocuğunun, Prenses Vespera'nın o masum yüzünde, sadece benim görebileceğim, saniyenin onda biri kadar kısa süren bir değişim yaşandı. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı doğru kıvrıldı. Yüzünde; gizemli, her şeyi gören, sanki dünyadaki tüm sırları biliormuş gibi bir gülümseme belirdi. Çok keskin, yaşının çok ötesinde dahi bir zeka barındırıyordu. Bakışları ruhumun en derin noktasına kadar sızdı, sanki göğsümün içindeki farklılığı bile o saniyede gördü ama üzerinde durmadı. Araba hızla ilerlemeye devam etti ve perde tekrar kapandı. Sistemimin kırmızı uyarı yazıları yavaşça kaybolup eski mavi haline dönerken, nefes nefese kalmış bir halde ellerimi mermere dayadım. Kalbim delice çarpıyordu.
"Sistem hatası mıydı?" diye düşündüm kendi kendime. Muhtemelen gelişim panelim henüz dünyaya yeni adapte olduğu için bir dalgalanma yaşamıştı. Evet, o küçük prensesin bakışlarında kesinlikle sıradan bir çocuğa ait olmayan bir keskinlik, bir derinlik vardı. Belki de Aureon İmparatorluğu'nun gizlice eğittiği, halktan saklanan dahi bir büyücü adayıydı. Bir şeyler sakladığı kesindi ama kötü biri olamazdı; o sadece benim yaşlarımda narin bir kız çocuğuydu. Zamanla bu dünyaya alıştıkça, sistemimin verdiği o abartılı uyarının sadece bir yazılım hatası olduğuna kendimi tamamen ikna ettim. Şüphelerim, yerini merak ve hayranlığa bıraktı.
"Evlat, gerçekten sarsılmış gibisin," dedi artur omzuma dokunarak.
"Saray soylularının havası böyledir. Hadi gel, seni daha fazla bekletmeden Vatandaşlık ve Kayıt Merkezi'ne götüreyim." artur'nin peşine takıldım. Birkaç sokak ileride, devasa beyaz sütunları olan bir devlet binasına girdik. artur beni bir görevlinin masasına götürdü. Görevli, önünde parıldayan mavi bir kristal küre olan, gözlüklü bir adamdı."Yeni bir vatandaş adayı mı?" diye sordu görevli beni süzerek.
"Kıyafetlerin oldukça garip evlat. Nerelisin?"
"Uzak bir köyden geliyorum," dedim, Artur'nin yolda bana tembihlediği gibi.
"Pekala, elini şu kristal kürenin üzerine koy," dedi görevli. Elimi soğuk cam küreye yerleştirdim. Küre anında saf beyaz bir ışık yaymaya başladı. Görevli önündeki kağıtlara bir şeyler yazarken mırıldandı
"Saf insan soyu. Yabancı büyü veya lanet barındırmıyor. Aureon İmparatorluğu'na kabulün onaylanmıştır."
Bana üzerinde adımın yazdığı gümüş renkli küçük bir metal plaka verdi. Bu benim kimlik kartımdı. Aynı zamanda Sistemimden bir ses daha yükseldi
[KAYIT TAMAMLANDI: Aureon Vatandaşı]Ödül: +20 Öz Puanı.Mevcut Durum: 30 / 100"
Şimdi," dedi artur gülümseyerek. "Seni devletin yabancı gençler için ayırdığı 'Güneş Oteli'ne yerleştirelim. Orada üç ay boyunca ücretsiz kalabilirsin "Şehrin biraz daha sakin bir bölgesinde yer alan, temiz ve konforlu bir otele gittik. Bana tahsis edilen oda oldukça rahattı. Odama yerleşip üzerime bana verilen temiz keten gömlek ve pantolonu giydim. Yatağa uzandığımda Sistem panelim tekrar parıldadı.
[YENİ ANA GÖREV: Geleceğin Şövalyesi]Açıklama: İmparatorluk Güneş Askeri Akademisi'nin giriş sınavlarına kaydol. İçindeki kilitli özü uyandırmalı ve gerçek bir büyücü şövalye olmak için bu okula girmelisin. Sınav Başlangıcı: 3 Gün Sonra.
Ödül: +50 Öz Puanı / Kadim Büyü Özü Uyandırma.
Ertesi gün hemen akademinin kayıt bürosuna giderek ismimi yazdırdım. Kalan iki gün boyunca otel odasında sınav gününü bekledim.
Sınav Günü Üç gün göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Güneş Akademisi'nin devasa demir kapılarının önünde, benim yaşlarımda yüzlerce genç toplanmıştı. Herkes heyecanlı ve gergindi. Akademinin bahçesi, muazzam büyüklükte bir eğitim sahasıydı.
Kürsüye çıkan, üzerinde gümüş zırhı ve omuzlarında pelerini olan sert bakışlı bir şövalye bağırdı: "Aureon'un gelecekteki koruyucuları! Bugün buraya sadece en güçlü, en kararlı olanları seçmek için toplandık. Sınav iki aşamadan oluşacak. İlk aşama: Öz ve Büyü Gücü Ölçümü!"
Herkes sırayla devasa bir rünlü taşın önüne çağrılıyordu. Taş, adayın içindeki büyü gücünün (Öz) seviyesine göre renk değiştiriyor ve gökyüzüne doğru bir ışık sütunu fırlatıyordu. Çoğu adayda taş hafif yeşil (D Seviyesi) veya mavi (C Seviyesi) parıldıyordu. Soylu çocukları güçleriyle övünüyordu.
[/sistem]"Sıradaki! Renan!" diye bağırdı görevli.Derin bir nefes alarak öne çıktım. Yüzlerce göz üzerimdeydi. Kıyafetlerim temizden ama soyluların ipek pelerinlerinin yanında sönük kalıyordum. Devasa ölçüm taşının önüne geldim. Elimizi taşa koyduğumuz an, sistem içimdeki o kilitli özü serbest bırakacaktı.
[SİSTEM BİLDİRİMİ: Kullanıcının Kilitli Özü Serbest Bırakılıyor...]
[Büyü Potansiyeli Aktif!]
Elimi taşın soğuk yüzeyine dokundurduğum an, tüm vücudumun içinden elektrik akımına benzer muazzam bir sıcaklığın geçtiğini hissettim. Damarlarımda uyuyan bir güç dalgası uyanmış gibiydi.GÜÜÜÜMMMM!Ölçüm taş bir anda delice titremeye başladı. Üzerindeki rünler sırasıyla yeşil, mavi ve ardından kör edici bir kırmızı renge büründü. Taşın merkezinden çıkan devasa, saf altın sarısı bir büyü ışığı sütunu, akademinin koruyucu bariyerlerini bile delerek doğrudan gökyüzüne, bulutlara doğru fırladı! Muazzam bir rüzgar dalgası arenadaki herkesin pelerinlerini savurdu, rütbeli şövalyeler bile dengesini korumak için zırhlarına tutundu.
[SİSTEM UYARISI: Muazzam Büyü Gücü Algılandı!]
[Güç Potansiyeli Seviyesi: S Seviyesi Büyü Özü! (Geçici Olarak F'den E'ye Yükseldi)]
Bütün arena, sanki zaman durmuş gibi ölümcül bir sessizliğe gömüldü. Kürsüdeki başşövalyenin elindeki parşömen yere düştü. 14 yaşında bir çocukta, sadece imparatorluğun efsanevi generallerinde bulunabilecek cinsten saf, muazzam bir S Seviyesi büyü potansiyeli ortaya çıkmıştı!
"Bu... Bu imkansız," diye mırıldandım ölçüm görevlisi şövalye, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi bana bakarken.
"S Seviyesi potansiyel mi? Uzak bir köyden gelen sıradan bir çocukta mı?
"Ben bile elimin altındaki taşın yaydığı bu muazzam güce şaşkınlıkla bakıyordum. İçimdeki bu potansiyel, önümdeki tüm kapıları sonuna kadar açacak gibi duruyordu. Artık kendime ve sistemimin gücüne sarsılmaz bir inanç beslemeye başlamıştım.Başşövalye hızla kürsüden inip yanıma geldi. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir hayranlık ve saygı vardı. Elini omzuma koydu.
"Genç adam... İkinci aşamadaki fiziksel sınava girmene gerek bile yok. Bu büyü gücüyle, sen bu akademinin doğrudan elit sınıfına kabul edildin. Aureon İmparatorluğu senin gibi bir dahiyi yüzyıllardır görmedi!"
Arenadaki yüzlerce öğrenci bana gıptayla, şaşkınlıkla ve korkuyla bakarken göğsüm gururla kabardı. Önümdeki mavi ekran sevinçle parıldadı.
[ANA GÖREV BAŞARIYLA TAMAMLANDI!]Ödül: +50 Öz Puanı ve Temel Kılıç Tekniği El Kitabı kazanıldı.
Mevcut Durum: 80 / 100
Başarmıştım. Muazzam bir büyü gücüyle, bu akademinin kapılarından en tepeden giriş yapıyordum. Artık bu imparatorluğun parıldayan geleceği olmak adına en büyük fırsatı yakalamıştım.Benim gökyüzünü delen altın ışığımı, saray kulesinin penceresinden izleyen 14 yaşındaki o küçük kızın, Prenses Vespera'nın, elindeki çay bardağını yavaşça masaya bırakıp pürüzsüz bir sesle mırıldandığını kimse duymadı:"Güzel bir piyon... Sahneye tam bana yakışır bir ihtişamla giriş yaptın, Renan."
Bu bölüme tepkin neydi?





