Bölüm 39
"Bu tek kelimeyle saçmalık."
Kaier'in anlattıklarını duyduğumda o kadar şaşırmıştım ki boş bir kahkaha atmaktan kendimi alamadım.
Az önce olanlar görünüşe göre A sınıfında nesilden nesile aktarılan bir gelenekti.
Görünüşe göre buna "suyunu sıkma" diyorlardı, Kraliyet Sınıfı'ndaki en prestijli soyluların ve kraliyet mensuplarının bile taşkınlık yapmasını önlemeyi ve onları hizaya getirmeyi amaçlayan bir tür ritüeldi.
Fikir, ne kadar yükseklere uçarlarsa uçsunlar ya da ne kadar aşağılarda sürünürlerse sürünsünler herkese bir eşitlik duygusu aşılamaktı, çünkü günün sonunda hepsi öğrenciydi ve bu yüzden eşit şartlardaydılar. Bu, nesilden nesile aktarılan kötü şöhretli bir gelenekti.
Uygulamada, ikinci sınıf öğrencilerinin birinci sınıf öğrencilerini disipline etmesini içeriyordu. Bu seans sırasında onlara B sınıfına asla yenilmemeleri söyleniyor ve yenilirlerse "öldürüleceklerine" dair tehditler savruluyordu.
İşte bu yüzden bunu bugün, okulun ilk haftasının hafta sonunda yapıyorlardı.
Kişinin sosyal statüsü ne olursa olsun, burada önemli olan tek hiyerarşi kıdemdi, yani üst sınıfların alt sınıflar üzerindeki otoritesi. Bu yüzden herkese yere yatmaları emredilmişti ve hepsine zor anlar yaşatılıyordu. Gerçekten de ister kraliyet mensubu ister halktan olsun, herkes bu adaletsiz cezanın kurbanı gibi görünüyordu. Ve görünüşe bakılırsa, daha önce hiç böyle bir muamele görmemiş olanlar tüm bunları çok şok edici bulmuştu.
Benim haberim olmadan A sınıfı yatakhanesinde böyle etik dışı bir geleneğin sürdürüldüğüne inanamıyordum. Muhtemelen kurguyu yazarken çoğunlukla B sınıfı yatakhanesine odaklandığımdan idi.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, A sınıfı öğrencilerinin B sınıfına yenilmekten bu kadar nefret etmesinin sebebi üst sınıfların baskısı olabilirmiş gibi geliyordu.
B sınıfında onlarla birlikte abur cubur yiyip gülen nazik üst sınıflar varken, A sınıfı, yılı ne olursa olsun karakteri bozuk insanlarla dolu görünüyordu.
Ve şu an, A sınıfındaki en bozuk karakterli kişi kesinlikle bendim.
"Yani, A sınıfında birinci yılları bu şekilde eğitmeyi hep halktan gelen birinin üstlendiğini mi söylüyorsun?"
"Öyle görünüyor..."
"Peki ya az önceki o küçük kız?"
"O bir ikinci sınıf öğrencisi... Adı... Adı..."
"Rudina. Adı bu. Yeteneğinin ne olduğundan bahsetmedi," diyerek araya girdi Connor Lint.
Yani özünde, A sınıfının bu önemli etkinliği, kraliyet mensuplarının ve soyluların gururunu ve otoritesini ayaklar altına alan, halktan gelen biri tarafından yönetiliyordu. Üstelik bu yıl bundan sorumlu olan kişi, bir kaç sınıf atlamış gibi görünen o veletti.
Her halükarda, ne kadar saçma görünse de sadece bir gelenek olduğu için herkesin dişini sıkıp bu muameleye katlandığı belliydi. Gururları incinmiş olsa bile, Kraliyet Sınıfı'ndan atılmak onların gözünde çok daha aşağılayıcı olurdu.
Muhtemelen Kraliyet Sınıfı'ndaki diğer kraliyet mensuplarının ve soyluların da aynı şeyleri yaşadığını düşünerek buna katlanmışlardı.
Her halükarda, soylular ve kraliyet mensupları gururlarını sessizce yutup bu aşağılayıcı olaya katlanırken, kenar mahalleden gelen bir çocuk aniden ortaya çıkmış ve neden böyle bir saçmalığa katılması gerektiğini sorarak sorun çıkarmaya başlamıştı.
"..."
Herkesin neden bana odaklanmış gibi göründüğünü açıklıyordu bu durum.
Herkes hala antrenman sahasında dolanıyor, gidip gitmemenin sorun olup olmayacağını merak ediyordu.
"Hey."
Büyü yeteneğine sahip olan 4 numara, Harriet de Saint-Ouen bana seslendi. Endişeli görünüyordu.
"Ne var?"
"Eğer işler ters giderse sorumluluğu üstlenecek misin?"
Sanki hepsi gururunu ayaklar altına almışken benim neden aynısını yapmadığımı sorguluyor gibiydi. Güzel yüzüne rağmen sözlerinde zehirli bir ton vardı. Ne şımarık bir velet.
"Eğer bu iş ters giderse, tam olarak ne olacak?" diye sordum.
"Üst sınıflar bize tepeden bakacak tabii ki."
Üst sınıfların kötü tarafına düşmekten endişeleniyor gibiydi.
"Ve bize tepeden bakmaları bizi gerçekte nasıl etkiler?"
"Ha?"
"Yani, üst sınıflar bizi küçümsüyorsa tam olarak ne olacak?"
"Şey, yani..."
"Derslere girmemiz mi yasaklanacak, yoksa uyuyamayacak mıyız? Eğer o adamlar bizi döverse, gidip hocaya şikayet edebiliriz. Sadece 'işler hep böyle yürüdü' diye neden hepiniz aptal gibi davranıp sessizce yerde sürünüyorsunuz? Sizin hiç mi götünüz yemiyor? Sokaklardan gelen benden bile daha az gururunuz var gibi görünüyor! Tsk."
Hepsini küçümseyici bir ifadeyle süzdüm. Ellen ve Cliffman hariç hepsinin yüzü utançtan kıpkırmızı oldu. Muhtemelen hepsi bir üst sınıfın emrini dinlememenin ciddi sonuçları olacağından endişelenmiş ve Kraliyet Sınıfı'ndan mezun olduktan sonra elde edecekleri onuru ve sosyal tanınmayı düşünerek kendilerini sessiz kalmaya zorlamışlardı. Belki de disiplin cezaları konusunda önceden uyarılmış bile olabilirlerdi.
İğrenç bir durumdu ama ben gelip tüm durumu bozuncaya kadar buna katlanıp yollarına devam etmeye hazırdılar.
"Her neyse, bunların hepsi senin sorumluluğunda! Bana söyleneni yaptım ben! Hatalı falan değilim! Anladın mı?"
Harriet tüm itibarını ve gururunu bir kenara bırakmış, bana bağırıyor ve tüm bu durum için beni suçluyordu.
"Tapınak'taki hayatımda bir şeyler ters giderse seni öldürürüm."
Harriet, doğrudan bir zarar görmediği için sessiz kalmış olmalıydı, ama şimdi kendisinin de bu olayın sonuçlarına maruz kalabileceğini düşündüğü için bana öfkeyle saldırıyordu.
'Hadi ya, öyle mi?'
"Beni öldürmek mi? Epey büyük laflar ediyorsun oradan. Sırf kız falansın diye seni dövemeyeceğimi mi sanıyorsun?"
"N-ne?"
"Kraliyet Sınıfı'nda eşitlik sadece yetenekle belirlenir. Sosyal statünün ya da cinsiyetin ne önemi var? Eğer pislik gibi davranırsan, yanaklarına bir hafta boyunca çıkmayacak parmak izlerimi bırakırım. Anladın mı?"
Ölüm söz konusu olduğunda, ben tecrübeliydim. Bunu daha önce yaşamış tek kişi bendim.
'Hiçbiriniz daha önce ölmediniz, değil mi? Ama ben öldüm!'
Öne doğru cüretkar bir adım attığımda Harriet telaşla irkilip geri çekildi.
"Sadece biraz kalın bir kafatasına sahipken bir de çıkmış hava atıyorsun. Sen kimsin de beni öldürüyorsun?"
"K-k... kalın... kalın kafa mı?"
"Evet. Kalın kafa."
Dük Saint-Ouen'in kızı Harriet'e sanki sahip olduğu tek iyi şey kafatasıymış gibi davrandığımda, etrafımızdaki insanların ifadeleri görülmeye değer bir hal aldı.
"Ha, ha... Ha! Ha!"
Harriet, az önce şınav pozisyonuna sokulduğundan daha da büyük bir hakarete uğramış gibi hissediyordu. Yüzü kıpkırmızı olmuştu ve o kadar sinirlenmişti ki düzgün konuşamıyordu bile.
Ve sonra...
Güm!
"Az önceki o piçi getirin buraya!"
Bir grup insan antrenman sahasına daldı.
Beş kişiydiler, muhtemelen hepsi ikinci sınıftandı, yani aşağı yukarı on sekiz yaşlarındaydılar. Tabii ki az önceki o küçük velet de aralarındaydı.
"O çocuk mu?"
"Evet!" diye bağırdı erkek sınıf arkadaşlarının arkasına saklanıp parmağıyla beni işaret eden o velet Rudina.
Sınıf arkadaşlarının yanındayken bu kadar minyon olması şaşırtıcıydı. Kavgaya tutuştuktan sonra ağabeylerini çağıran küçük bir kız kardeş gibiydi. Erkek sınıf arkadaşları bile küçük kız kardeşlerini koruyorlarmış gibi bir tavır içindeydiler.
Grubun lideri gibi görünen kişi bana ters bir bakış attı.
Gözümün önünde kabadayılık taslayan bir liseli görmek olduğum yere kusma isteği uyandırdı.
"Hey, çocuk. Adın ne?"
"Reinhart."
"Oh. Kraliyet Sınıfı'nda işlerin nasıl yürüdüğünü bilmeyen şöhretli bir soylu falan olmalısın--"
"Yo, soylu bir aileden gelmiyorum."
Benim büyük ve asil bir soydan geldiğime dair yanlış varsayımı, gergin duruma rağmen birinci sınıf öğrencileri arasında kahkaha kopmasına neden oldu.
"Gülüyor musunuz siz? Komik mi geldi lan?"
Üst sınıfın bu sözü üzerine ortam yeniden gerildi.
"Neyin nesisin o zaman? Kraliyet ailesinden falan mısın?"
"Yok."
"... Ne?"
Ardından ifadesi tuhaflaştı. Soylu değildim, kraliyetten de değildim, yani geriye tek bir ihtimal kalıyordu.
"Ne? İmparatorluk ailesinin bir parçası olduğunu mu söylüyorsun o zaman? Ama imparatorluk ailesinden olan Vertus. Bu hiç mantıklı değil!"[1]
Sırıtarak, "İmparatorluk ailesinden olduğumu kim söyledi?" dedim, "Ben ne soyluyum ne kraliyet mensubuyum ne de imparatorluk ailesindenim. Sokaklardan gelen bir kanalizasyon faresiyim."
Herkes benim cesur açıklamam karşısında şaşkına döndü.
"... Kanalizasyon faresi mi? Dilencisin yani?"
"Aynen, dilenciyim. Bir sıkıntı mı var?"
Herkes rahat itirafım karşısında şaşırmış gibi görünüyordu. Üst sınıfların görünürdeki sözcüsü kollarını kavuşturdu ve inanmaz bir bakışla bana dik dik baktı.
"Tamam, ee? Bunun seni diğerlerinden ayırdığını mı sanıyorsun? Soylular ve kraliyet mensupları bile emirlerimize uyuyordu!"
"İstemediğim bir şeyi yapmayacağım. Bu kadar basit. Bunun sosyal statüyle ne alakası var? Bir dilencinin gururu olamaz mı?"
"Hadi ya? Öyle mi düşünüyorsun gerçekten?"
Kollarını çözdü ve bana doğru ilerlemeye başladı.
"İyi o zaman. Canım seni biraz pataklamak istiyor, o yüzden kafama göre takılacağım."
Pat!
Daha tepki veremeden darbeyi yemiştim.
Bu adamın gerçekten de çetin ceviz olduğunu anında anladım.
Ortam daha da soğudu.
"Ugh..."
İnanılmaz derecede acı vericiydi ve tek düşünebildiğim şey bu acıydı. Bu adamın yumrukları cidden şaka gibi değildi.
"Ayrıca, başından beri epey laubali konuşuyorsun. Arkadaşın mıyım lan ben senin?"
Karnımı tutarak geri çekilirken yavaşça bana yaklaşmaya başladı.
Şimdiye kadar her şeyi içimden geldiği gibi yapmıştım ve hazırlıksız bir şekilde onun gibi biriyle karşılaşabileceğimi tahmin ediyordum.
Ama bunun bir sınıf arkadaşı değil de bir üst sınıf öğrencisi olması beklentilerimin ötesindeydi. Fiziksel yeteneklerde kesin bir yeteneğe sahip ve bir yıllık avantajı olan birine karşı hiçbir şansım olmadığı belliydi.
"Eğer Kraliyet Sınıfı'na gelirsen..."
Güm!
"Ugh!"
"Kraliyet Sınıfı'nın geleneklerine uymak zorundasın."
Güm!
"Ughh!"
"Ben senin yaşındayken senin yaptığın gibi bir şeye kalkışsaydım gebertirlerdi beni. Anladın mı?"
On sekiz yaşındaki bir çocuk sanki yaşlı bir adammış gibi "bizim zamanımızda" kartını oynuyordu ve ben çaresizce darbe üstüne darbe yiyordum. Öylece durup dayak yemeye katlanamayarak üstüne atıldım.
"Hıaaa!"
Güm!
"Argh!"
"Bir de şimdi üst sınıfına vurmaya çalışıyorsun, ha?"
Yumruğumu kafasını hafifçe eğerek savuşturdu ve yumruk atmaya cüret etmeme bile şaşırmış görünüyordu. Alay ederek saçımı yakaladı.
"Bu piçe gerçek bir ders vermem gerekecek."
Güm!
Göğsüme.
"Harbiden."
Güm!
"Ugh!"
Sonra karnıma.
"Gerçekten gebermek istiyorsun, değil mi?"
Güm!
"Högh!"
Yüzüme bir darbe indi.
Sınıf arkadaşlarım ve üst sınıflar da dahil olmak üzere herkes, dayak yememi boş ifadelerle izliyordu.
Beklenmedik bir şekilde, dövülüşümü izleyenlerin ifadeleri tatminden çok dehşet dolu görünüyordu.
Saçımdan tutulup sürekli darbe alırken bir şey fark ettim.
Kavga etme konusunda kötü olabilirdim ama görünüşe göre dövüşü yine de ben kazanmıştım.
"Seni geberte-"
Kavrama!
"Hah."
"Agh!"
"Şimdi yakaladım seni bok çuvalı," dedim.
"Aghhhhh!"
Herifin kasıklarını yakaladım ve tüm gücümle sıktım. Tam isabetle tutturmuştum ve bir zafer tacını ele geçirir gibi onun mücevherlerini kavradım.
Hmm... Lise öğrencileri için ortalama boyutlarda sanırım.
"Şimdi canın için yalvarmanı istiyorum."
"Aghhh! Lan. Hey. Bırak. Güzellikle söylüyorum bırak--agh!!! Dur!"
Ses tellerinin ve erkekliğinin sınırları herkesin önünde ciddi şekilde test ediliyordu.
Diğer üst sınıflar bu korkunç manzaraya tanık oldular ve beni durdurmak için bana yaklaşmaya çalıştılar.
"Hey, dur artık!"
"Aghh! Bu adam manyak!"
"Daha fazla yaklaşmayın lan göt laleleri!" diye bağırdım.
"Urghhhhh! Aghhh! Unghhh!!!"
"Koparırım lan! İster misiniz bunu?! Tamamen koparıp atayım mı? Ha? Hadi bir şeyler deneyin. Tam tur çeviririm! Bu herifin hayatının geri kalanını kısır olarak yaşamasını mı istiyorsunuz? Ha? Bir adım daha atarsanız, bu elemanın soyu onunla birlikte biter!"
Tehditlerim onları uzak tuttu ve hiçbiri daha fazla yaklaşmaya cesaret edemedi, bu sırada ben tutuşumu daha da sıkılaştırdım.
"Bırak! Bırak! Bıraaaaaaakahaaaaah!"
"'Lütfen bana merhamet et' de, bırakayım."
Bu korkunç manzaraya tanık olan erkek öğrenciler içgüdüsel olarak gerilip kendi kasıklarını tuttular.
"Me-merhamet! Merhamet! Merhamet et bana!!!"
"'Lütfen' demen lazım. Hadi ama!"
Sıkıştırma!
"Lütfen bana merhamet eteeeeeeehhaaaaaahhhaah!"
Eleman bu noktada küçük bir kız gibi sesler çıkarmaya başlamıştı.
"Gerçekten bırakacağımı falan mı sandın? Asla!"
Sıkıştırma!
"Krrrahaaaaaaaaaaaaaahhhhh! İiiik! İik!"
Gerçekten tuhaf sesler çıkarıyordu ve sadece onu dinlerken bile tüylerim diken diken oluyordu.
"Küçük velet sürünü de al ve defol git," diye mırıldandım tehditkar bir sesle, "Bu sefer beni pataklamış olabilirsin ama bir dahaki sefere bana bunu tekrar yaparsan kıymetlinle sonsuza dek vedalaşmaya hazır ol. Bir dahaki sefere cidden koparıp atacağım."
Onu bıraktım ve acı içinde kıvranarak yere yığılmasını izledim.
Güm!
"Hahh!"
"Şu pislik arkadaşınızı da alın ve defolun gidin buradan, koduğumun bokları sizi."
Bitirici bir hamle olarak adamın yüzüne sağlam bir futbolcu tekmesi geçirdim.
Ağzından köpükler saçarak yerde kıvranan adamla ilgilenmek acil bir mesele gibi görünüyordu çünkü üst sınıflardan ikisi aceleyle onu toparlayıp onunla birlikte ortadan kayboldular.
"Manyak, psikopat, sapık!"
"Bunu bir iltifat olarak alacağım."
Rudina adındaki küçük kız, taşınan yaralı üst sınıftan öğrenciyi takip ederken gözleri yaşlarla dolmuştu. Az önce olanlardan son derece şok olmuş gibi görünüyordu.
Ancak, üst sınıflardan biri antrenman sahasında kaldı. O da tanık olduğu şey karşısında inanamayan ve dehşete düşmüş bir ifadeye sahipti ama diğerlerine kıyasla nispeten sakin görünüyordu. Üst sınıflardan bir kızdı bu.
"Sen de gitmiyor musun?"
"Dinle çömez, durumu fazlasıyla ciddileştiriyorsun."
"Ne yani, karşılık vermeye bile çalışmadan öylece durup dayak mı yemeliydim?"
"Bunu güzellikle konuşmak istiyorum. Etrafta başka üst sınıf öğrencisi olmadığına göre, en azından bana biraz saygı gösterir misin?"
Sesinde, beni biraz tedirgin eden ikna edici bir alt ton vardı.
Bunun tam olarak ne olduğunu bilmiyordum ama onda çok güçlü görünen ve onu daha yetişkin biri gibi gösteren bir şeyler vardı. Muhtemelen kendisiyle bu kadar laubali konuşmayı bırakmamı ima ediyordu. Benimle güzellikle konuşmaya istekli olduğuna göre, benim de berbat bir tavırla karşılık vermem için hiçbir neden yoktu.
Diğer çocuklar durumun nasıl bu noktaya geldiğini anlamaya çalışmaktan vazgeçmiş gibiydi.
"Tabii, öyle yapalım. Peki, ne hakkında konuşmak istersin?"
"Ben Kraliyet Sınıfı ikinci sınıf öğrencisiyim, A-2, Adriana. Adının Reinhart olduğunu söylemiştin, değil mi?"
"Evet, doğru."
Vay canına, resmi olarak kendimizi mi tanıtıyoruz?! Sonunda normal birini mi buldum?
"Bunu istediğimiz için yapmıyoruz. Bu nesilden nesile aktarılan bir gelenek, bu yüzden üst sınıflar bize bunu yapmamız için baskı uyguluyor ve çabuk olmamızı istiyorlar."
Adaletsiz bir sistemi sürdürmenin tipik bir yoluydu bu, istemeseniz bile yapmak zorunda bırakılmak.
"Rudina saf biridir. Gerçekten kin ve öfke gösterebilecek biri değil. Muhtemelen içten içe öyle hissetmese de size sert sözler söylemek için kendini zorluyordu. Üst sınıflar onu seçti ve iradesine aykırı olarak bunu yapmasını sağladı."
"O zaman neden reddetmediniz? Sonuçta herkes zarar görecekse bunu neden yapıyorsunuz?"
"Çünkü bu işler hep böyle yürüdü. Biliyorum, kulağa tuhaf ve mantıksız geliyor. Ama geçerli bir neden olmadan sürdürülen bir şeyi ortadan kaldırmak aslında daha karmaşık sorunlara yol açabilir."
Adriana'nın kendisinin de bu tür şeyleri yapmaktan hoşlanmadığı çok açıktı. Üst sınıfların baskısı yüzünden, Rudina gibi küçük bir çocuk iradesi dışında bu geleneği sürdürmeye zorlanmıştı.
"Eğer üst sınıflara geleneği sürdürmediğimizi itiraf edersek, o zaman muhtemelen üçüncü sınıf öğrencileri gelip tıpkı bizim az önce yaptığımız gibi sizi bulacaktır. Böyle bir şey olursa... o zaman yine az önce yaptığın şeyi mi yapacaksın?"
Üçüncü sınıfları uzaklaştırmak için az önce yaptığım utanç verici ve kaba eylemlerin aynısını yapıp yapmayacağımı soruyordu.
"Öğrencilerin sınıfı yükseldikçe güçleri de artar. Ciddi şekilde yaralanabilirsin."
Doğru. Tapınakta geçirilen zamanla kişi daha da güçleniyordu.
Bu kez ikinci sınıf öğrencisinin hassas yerlerini yakalayarak bir çıkış yolu bulduğum için şanslıydım ama daha üst sınıflardan olanlar bizimle yüzleşmeye gelirse böyle bir fırsat elime bile geçmezdi.
"Peki ya hocalar, tüm bunların olup bitmesini öylece kenardan izliyorlar mı?"
"Hepsi görmezden geliyor."
Kendini üstün ve güçlü görmeye meyilli öğrencilerin üst sınıflar tarafından bu şekilde dizginlenmesi hocaların da işine geliyor olmalıydı. Aşırı cüretkar olanlarla öğrencilerin kendilerinin ilgilenmesine izin veriyor, hatta bu davranışı sessizce teşvik ettiler.
"Çömez, bunu burada bitirelim. Eğer bu daha da büyürse, üst sınıflardan bir azar işitebiliriz ve bizim için hepsi bu olur, ama bunu öğrendiklerinde senin için çok daha kötü olacaktır."
Esasen, onun önerisi benim de herkes gibi korkup boyun eğmemdi. Adriana bunu oldukça nazik bir şekilde ikna edici bir şekilde öneriyordu ve bu döngüyü kırmak için büyük bir sıkıntıya katlanmaya istekli olmadığı belliydi.
Temelde benden olay çıkarmayı bırakmamı ve bir kereliğine oyuna ayak uydurmamı istiyordu.
Ne demek istediğini anlıyordum ve sonunda birlikte çalışabileceğim birini bulduğumu görebiliyordum.
"Söyleyin üçüncü sınıflara da gelsinler o zaman. Üst sınıflar arasında bu davranışı zorlayan, size neden yapılmadığı konusunda baskı yapan biri olmalı."
"... Ne?"
Adriana şaşırmış gibi görünüyordu. Benim işleri daha da kızıştıracağımı beklemiyordu.
İkinci sınıflarla işimi hallettim, şimdi sıra üçüncü sınıflarda!
Meydan okuma kabul edildi!
"Ama bugün değil, yarın da değil," dedim kurnaz bir gülümsemeyle.
"Pazartesi gelmelerini söyleyin. Özellikle de pazartesi gecesi."
Bize bulaşmak için neden hafta sonunu seçtiklerini çok iyi biliyordum. Adriana da ne demek istediğimi anında anlamış gibiydi ve hafifçe dudağını ısırdı.
"Bakalım o üçüncü sınıf serserilerinin Vertus de Gradias'a da şınav pozisyonuna geçmesini söyleyecek cesaretleri var mıymış. Neden böyle bir şey hafta sonu gibi rahat bir zamanda yapılmak zorunda ki? Sanki kasıtlı olarak cumartesi gününü seçmişler gibi! Şu an yapılanları kesinlikle kabul etmeyeceğim. Bu, herkesin birlikte katlanması gereken bir şey. Söz veriyorum, pazartesi gelirlerse geleneği sessizce kabul edeceğim."
Özellikle hafta sonu gelmelerinin açık bir nedeni vardı.
Prensin hafta sonu için imparatorluk sarayına dönmesini beklemiş olmalılar.
Kraliyet Sınıfı içinde bile kimse bir prensle uğraşmak istemezdi. Diğer kraliyet mensuplarına veya soylulara bunu yapmaya cüret etmiş olsalar da, imparatorluk başkentinin prensine dokunmak onlara bile sınırları aşmak gibi gelmiş olmalıydı.
"Eğer o üçüncü sınıflar pazartesi günü ortaya çıkmazsa, bundan sonra böyle şeylerin yaşanmayacağını varsayacağım."
"..."
Cüretkar bir şekilde prensi olaya dahil etmem herkesi şok etti.
Adriana gözlerini kapattı ve kısa bir iç çekti.
"Gerçekten bambaşka birisin."
Soğukkanlı üst sınıf bu sözleri geride bırakarak sessizce antrenman sahasından ayrıldı. Görünüşe göre kimsenin prensi bu işe karıştıracak kadar deli olabileceğini hiç beklemiyordu.
Harriet de Saint-Ouen'e döndüm.
"Al bakalım, sürekli bahsedip durduğun o 'sorumluluğu' üstlendim. Mutlu oldun mu şimdi, kalın kafa?"
"... B-bana... bana kalın kafa deme! B-ben senin gibi birinden çok daha zekiyim! Hem de çok çok fazla!"
"Tamamdır, vasatın üstü kalın kafa. Oldu mu şimdi?"
"S-sen! Seni küçük--!!"
Yüzü kızarana kadar bağırdı ama her ne şekilde olursa olsun, az önceki olaya bir çözüm bulunmasından dolayı rahatladığı belliydi.
Diğerleri birer birer dağılmaya başlarken, bana attıkları bakışlar eskisinden farklı görünüyordu.
Sanki uzak durulması gereken bu manyak psikopatta yararlı bir özellik keşfetmişler gibiydi--tuhaf bir takdir duygusu vardı.
- [1] ↑İmparatorluk ailesi artık kraliyet ailesi olarak geçmeyecek şuana kadar İngilizce kaynak bunu kraliyet ailesi olarak yazıyordu. Kraliyet ailelesi imparatorluk dışındaki düklükler, krallıklar vb. için kullanılacak.
Bu bölüme tepkin neydi?




