Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 35

Bir sonraki ders doğaüstü güç kontrolüydü.

"Charlotte de Gradias."

"Burada."

Bu, Charlotte'un gerçekten insanüstü olduğunu teyit etti.

Ama ne tür bir güce sahip olabilirdi ki?

"... Reinhart."

"Burada."

Yoklamayı aldıktan sonra dersin sorumlu öğretmeni bana dikkatlice baktı.

"Bay Effenhauser'ın özel isteği üzerine seni kabul etmiştim, ama senin doğaüstü gücün yok, değil mi?"

"Evet, doğru."

"Çeşitli alanlarda yatkınlığın olduğunu duydum... ama doğaüstü güçlerini nasıl uyandıracağımı bilmiyorum... bu benim öğretebileceğim bir şey değil..."

Öğretmenin kafası karışmış gibiydi, diğer öğrenciler ise sanki aralarına yanlışlıkla karışmış bir yabancıymışım gibi bana bakıyorlardı. Sınırsız et büfesine dalmış bir vegana bakar gibi gözlerini dikmişlerdi.

"Bir şekilde bir çaresine bakılır elbet."

"Huh..."

Öğretmen ve Charlotte dahil diğer herkes, bana kulaklarına inanamıyormuş gibi baktı.

✦ ✦ ✦

Çat! Cızzzzzt!

"Çok iyi, Bayan Granz. Sınıftaki en iyi kontrole sahipsin."

"Teşekkür ederim."

"Bu durumdayken gücün şiddetini yavaş yavaş artırmaya çalış."

Riana de Granz, işaret parmaklarının arasında kıvılcımlar çıkarmayı başardı ve rahat bir nefes aldı. Doğaüstü güç dersleri beklenmedik kazalara yol açabileceğinden, öğretmenler öğrencilerle birebir ilgileniyordu.

Vuuuuş!

"Güzel. Şimdi bunu ne kadar süre koruyabileceğini görelim."

"Tamam."

Kum havuzunun üzerinde bir alev yaratmayı başaran Heinrich von Schwartz, konsantrasyonunu korumaya çalışırken kan ter içinde kalmıştı.

--H-hey! Bakma!

--Bakmıyorum, Bay Lint. Lütfen üzerinizi giyin.

Ardından, sınıftan ziyade bir tecrit odasını andıran bir bölmeden Connor Lint’in feryadı ve peşinden bir öğretmenin bitkin sesi duyuldu.

Connor Lint... Kızların peşinden koşmasıyla bilinirdi ama aslında ışınlanma gibi aşırı güçlü bir yeteneğe sahipti.

Sorun şuydu ki, kıyafetlerini kendisiyle birlikte ışınlayamıyordu. Bu yüzden ışınlanma yeteneğini kullanmak, her seferinde anadan doğma çıplak kalmak gibi ölümcül bir yan etkiyi de beraberinde getiriyordu.

Bu yüzden gücüyle dalga geçilir, sadece hamamlarda işe yarayacağı söylenirdi.

Çıplak ışınlanma. Sahip olmaktan zarar gelmeyecek bir güç olsa da, insanların hem deli gibi isteyeceği hem de asla bulaşmak istemeyeceği türden bir şeydi.

"'Bugün öğle yemeğinde krep yemek için ana caddeye çıkacağım.' Doğru mu?"

"Evet."

"Bu sefer dışarı çıkmayı deneyeceğim. Hadi bir kez daha yapalım."

"Tamam."

B-7 sınıfından Evia, telepati gücünü kullanıyordu. Düşüncelerini bir başkasının zihnine aktarma yeteneğine sahipti. Görünüşe göre şu anda menzil testleri yapıyordu.

"Bay Reinhart..."

"Evet hocam?"

"Ne yapacağız biz seninle?"

Başıma verilen öğretmen, tamamen doğaüstü güçleri kontrol etmeyi öğrenmek üzerine olan bir derse hiçbir doğaüstü gücü olmadan kaydolduğum için ne yapacağını bilemez halde, şaşkın şaşkın bakıyordu.

Onun gözünde tam bir şaka gibi görünüyor olmalıydım. Burası insanüstülerin güçlerini uyandırması için değil, var olan güçlerini kontrol etmeyi ve geliştirmeyi öğrenmesi için kurulmuş bir yerdi. Öğretmen bu durumu nasıl değerlendireceğini bilemiyordu.

"Lütfen beni aşırı bir psikolojik duruma sokun."

"... Anlamadım?"

"Belki de güçlerim travmatik bir an yaşarsam ortaya çıkar?"

"Ne... Ne demek istiyorsun?"

"Mesela, beni gerçekten öldürmeden ölümün eşiğine getirmek gibi... ya da onun gibi bir şey?"

"Lütfen benden böyle tuhaf şeyler isteme!"

Öğretmen, sanki hayal edilebilecek en saçma talebi duymuş gibi dehşetle soluklandı.

Bir öğretmenin öğrencisine bu şekilde işkence etmesinin asla mümkün olmadığını söyleyerek beni kesin bir dille reddetti. Doğaüstü güçlerin bu tür durumlarda uyanabileceğini ama bunun kesinlikle bir garantisi olmadığını uzun uzun açıkladı. Eğer bu iş bu kadar kolay olsaydı, dünya zaten insanüstülerle dolup taşardı.

Yok, bunu biliyor ve anlıyordum.

Ama benim gerçekten de doğaüstü güçlerim vardı!

Öğretmeni daha fazla ikna etmeye çalışmanın boşuna olacağı anlaşıldığından, biz de diğerlerini izlemeye başladık.

Sonra bir de Charlotte vardı tabii.

"..."

Ders başladıktan sonra Charlotte'a atanan öğretmen onu bir yere götürdü.

Tıpkı Connor Lint gibi yeteneklerini gözlemleyebilmeleri için bir tecrit odasına mı götürülüyordu acaba? Başkalarına gösterilmemesi gereken türden bir güç müydü?

"Prensesin ne tür bir doğaüstü gücü var?" diye sordum öğretmene.

Öylesine, laf arasında sorulmuş bir soru gibi sormuştum. Sanki hiç önemsiz bir şeymiş gibi. Sadece meraktan sorulabilecek bir şeymiş gibi.

Öğretmen umursamazca omuz silkti. "Ben de bilmiyorum. Görünüşe göre gizli tutuluyormuş ya da onun gibi bir şey..."

"Gizli."

İşte o zaman, neden Charlotte'un güçleri ya da bunların ne olabileceği hakkında hiçbir tartışma yapılmadığını nihayet anladım.

Charlotte doğaüstü güçlerini uyandırmıştı.

Ve birkaç öğretmen dışında kimse onun güçlerinin ne olduğunu bilmiyordu.

✦ ✦ ✦

Ders bitene kadar öylece oturup vakit öldürmekten başka çarem yoktu. Bir yerlere giden Charlotte, dersin bitimine doğru bitkin bir halde geri döndü.

Prensesin doğaüstü güçleri gizliydi ve öğrenciler muhtemelen bu konuda hiçbir şey bilmiyordu. Nedense bu meseleye büyük bir gizlilikle yaklaşıyor, tam bir sır muamelesi yapıyorlardı.

Bayan Mustang ve bu doğaüstü güç kontrolü dersi için ona atanan özel eğitmen gibi öğretmenler muhtemelen gücünün ne olduğunu biliyordu ama Bay Effenhauser’ın bilip bilmediğini merak ediyordum.

Eğer Charlotte gerçekten bir insanüstü ise ama yetenekleri gizliyse, aslında hiçbir doğaüstü güce sahip olmama ihtimali de doğuyordu.

Sadece Tapınağa kabul edilmek için, aslında sahip olmadığı doğaüstü güçlere sahip olduğunu iddia etmiş olma ihtimali oldukça yüksekti.

Peki ya Vertus, prensesin güçlerinin ne olduğunu biliyor muydu? İşler giderek karmaşıklaşıyordu.

Eğer prensesin hiçbir gücü yoksa ve Vertus bunu biliyorsa, sessiz kalması için hiçbir neden yoktu. Bu da demek oluyordu ki, Vertus ya prensesin doğaüstü gücünü biliyordu ya da onun henüz hiçbir gücü olmadığından tamamen habersizdi.

Ders sona ererken öğretmen adımı seslendi.

"Reinhart."

"Evet."

"Şimdilik derse katılmana izin vereceğim ama işler bugün olduğu gibi kalırsa dersten kalacağını aklında bulundur."

"Anlıyorum. Sorun değil, bu konuda yapabileceğim bir şey yok zaten."

Doğaüstü güçleri olan öğrenciler için tasarlanmış bir derste, hiçbir doğaüstü gücü olmayan birinin not alamayacağı gün gibi ortadaydı.

Öğretmene onaylayarak başımı salladığımda, sınıftaki herkes sanki dersten kalmayı bu kadar kolay kabullenen birinin nasıl biri olduğunu merak ediyormuş gibi bana baktı.

Kalırsam kalayım, çok da umurumdaydı sanki.

Ancak bu dersten insanların düşündüğü kadar kolay kalmaya niyetim yok.

Dersten sonra herkes sınıftan çıkmaya başladı.

"Hey, 11 numara," biri bana seslendi.

"Evet?"

Beni çağıran kişi A-6, Heinrich von Schwartz’dı. Hemen ruh halinin pek iyi olmadığını anladım ve herkes geri çekilip neler olacağını izlemeye başladı. Charlotte, olan bitenden habersiz çoktan çıkıp gitmişti.

"Tapınak senin için bir şaka falan mı?"

Bayağı öfkeli görünüyordu ve diğerlerinin bakışları da bana karşı hiç de nazik değildi.

"Hayır, hiç de değil."

"O zaman daha doğaüstü bir gücün bile yokken neden gelip doğaüstü güç dersine burnunu sokuyorsun?"

'Bu herif neden aniden bu kadar bariz bir şeyi soruyor ki?'

"Şey, çünkü bir insanüstü olmaya çalışıyorum?"

Bunu duyan Heinrich'in yüzü şaşkınlıktan donakaldı. Diğerleri de aynı şekilde kulaklarına inanamıyor gibiydi.

"Bunun mümkün olduğunu mu sanıyorsun?"

"Neden olmasın? Belli mi olur, denemeye değer."

Heinrich, sanki sabrı taşmış gibi kaşlarını çattı.

"Eline geçen her uzmanlık alanına balıklama atladığını duydum. Doğru mu?"

"Evet, doğru."

"O sözde 'sonsuz yatkınlığın' yüzünden her şeyi yapabileceğini mi sanıyorsun? Buna gerçekten inanıyor musun? Ha? Sırf canın istiyor diye şıp diye bir insanüstü, bir kılıç ustası ya da bir büyücü olabileceğini mi sanıyorsun?"

Diğer öğrenciler de en az onun kadar rahatsız ve huzursuz görünüyordu. Tabii, bana neden kötü gözle baktıklarını anlayabiliyordum.

"Bunu yapıyorum çünkü eninde sonunda iyi olduğum bir şeye denk gelebilirim. Kim bilir?"

"Of..."

Tamamen bıkmış, sabrı tükenmiş bir ifadeye büründü.

"Kes sesini. Bundan sonra doğaüstü güç derslerinde gözüme gözükme. Bir daha gelirsen seni diri diri yakarım. Anladın mı?"

Sadece doğaüstü güç dersinde bulunmam bile onun sinirlerini bozmaya yetmişti. Heinrich'in beni yakma tehdidi karşısında hayretler içinde kalmıştım.

"Neyi yakacaksın? Bugün gördüklerimden sonra, düzgünce bir patates bile közleyebileceğini sanmıyorum."

"Ne dedin sen?"

"Yani, fark etmemek imkansızdı diyorum."

Kum havuzunda küçük bir ateş yakmayı başarmış olsa da, kesinlikle küçük bir kamp ateşinden daha büyük değildi. Sözlerim Heinrich'in yüzünün öfkeden kıpkırmızı kesilmesine neden oldu.

"Övünecek ne kadar büyük bir doğaüstü gücün var ki böyle konuşuyorsun? Gözlerini belertip o kadar oflayıp pofladıktan sonra yapabildiğin tek şey bir çakmaktaşından çıkandan daha küçük bir alev üretmekse, basit bir çakmaktaşı bile senden daha yararlıdır."

"S-Sen... Ne dedin sen az önce? Seni gidi küçük..."

"Bir çakmaktaşıyla yarışıp hanginizin daha yararlı olduğunu görmek ister misin? Çakmaktaşının açık ara kazanacağına kalıbımı basarım. En azından çakmaktaşı senin gibi gevezelik etmez."

Çakmaktaşı gibi önemsiz bir şeyle kıyaslanan Heinrich tamamen şoke olmuştu. Belli ki böyle bir hakareti hiç beklemiyordu.

"S-sen... şu an kime hakaret ettiğinin farkında mısın?" diye kekeledi karşılık olarak.

Heinrich o kadar şaşkına dönmüştü ki, söylememesi gereken bir şeyi ağzından kaçırmaya başladı.

"Evet. Şu an tam olarak A-6 numara, Heinrich von Schwartz'a hakaret ediyorum. Burada, Tapınak'ta bile soyadını böyle ulu orta savurduğuna göre, klanının ne kadar yüce ve kudretli olduğunu merak ettim doğrusu."

"Sen, sıradan halktan biri olarak, Birinci Prenslik'in kraliyet ailesine nasıl hakaret edersin--"

Boş lafını kesmek için elimi kaldırdım.

"Hey, bana bir özür borçlusun."

"Ne, ne dedin sen...?"

"Tapınak'ta sosyal statüyle caka satmak yasaktır. Kuralı unuttun mu?"

Şaşkın seyircilere baktım.

Charlotte hariç hepsi bizim sınıftaki öğrencilerdi-- Connor Lint, Riana de Granz ve hatta uzaktan endişeyle izleyen Evia bile oradaydı.

"Etrafta şahitlerimiz de var üstelik. Siz de duydunuz değil mi?"

Heinrich, duygularına yenik düşüp kuralları çiğnediğini fark edince yüzü soldu. Şahit olduklarını söylediğimde ise herkesin yüzü asıldı.

"Özür dilemen için sana üç saniye veriyorum. Eğer üç saniye içinde özür dilemezsen, seni öğrenci konseyine şikayet edeceğim."

"Bir."

"İki."

"Üç."

Üç der demez arkamı döndüm. Bu, onun açısından okul kurallarının bir başka ihlaliydi ve bunu bildirmek doğru olan şeydi.

"Süre bitti, görüşürüz o zaman."

"… Aptallık ettim."

Cevabı biraz gecikmişti ama duyar duymaz ona döndüm ve sinsi bir şekilde sırıttım.

'Sonuna kadar arkasında duramayacağın bir şeye neden kalkışırsın ki?'

"Bundan sonra laflarına dikkat et dostum," diye fısıldadım omzuna hafifçe vurarak. "Maalesef bir soylu, halktan biri tarafından taciz edilse bile Tapınak'ta şikayet edebileceği bir yer yok."

"Ne... ne dedin sen?"

"Sert çocuk ayakları yapma. Kim olduğun ya da sosyal statün ne olursa olsun, burada birini kışkırtırsan fena benzetilirsin."

'En son isteyeceğim şey, evdeki çakmaktan bile daha zayıf bir herifin sinirlerimi bozması.'

Yanından geçip gitmek üzereydim ki aniden başımın arkasına bir darbe yedim.

"Seni küstah velet, ne cüretle!"

"Oho? Şimdi ne var?"

Gözlerini kısmaya başladı, sanki kendini kaybedip güçlerini kullanacakmış gibi görünüyordu.

"Ah, bunu gerçekten yapmak mı istiyorsun?"

Şap!

"Ah!"

Sakince ona doğru yürüdüm ve alnının tam ortasına bir tokat indirdim.

Haliyle, konsantrasyonu dağıldığı için serbest bırakmak üzere olduğu yeteneğini kullanamadan sersemledi.

"Ha...? Ne... ne olu...?"

Sanki inanılmaz derecede beklenmedik bir şey olmuş gibi, tamamen şaşkın bir ifadeyle bakıyordu ve tamamen nutku tutulmuştu.

Kafasının üzerinde dönen soru işaretlerini neredeyse gözlerinizle görebilirdiniz.

"Aynen, ben de öyle kolayca saldırmana izin verecektim zaten, seni aptal."

Bu sözde insanüstüler, bir elin yetenek kullanmaktan çok daha hızlı hareket ettiğini neden bir türlü anlayamıyorlardı ki?

Sınıftaki herkes, Birinci Prenslik'in prensinin alnına şaplak atmamı ağzı açık bir şaşkınlıkla izledi. Bu sadece basit bir inanamazlık değildi, gerçekten şoke olmuş gibi görünüyorlardı.

"Bu... bu pislik az önce bana el mi kaldırdı?"

"Ben buna meşru müdafaa derdim, sence de öyle değil mi? Beni yakmaya çalışan sen değil miydin?"

O öfkeden titrerken bana dik dik bakıyordu, ben ise orada tamamen sakin bir şekilde duruyordum.

"Hadi o zaman, neden beni yakmayı denemiyorsun? Ha? Bir dene bakalım."

"Seni öldüreceğim!"

Gözlerini tekrar kısarak güç toplamaya başladı.

Şap!

"Ah!"

"Senin orada güç toplamanı öylece bekleyeceğimi mi sandın? Seni geri zekalı."

Bu herif ciddi miydi ya?

"Bundan sonra, o sözde 'muazzam' doğaüstü gücünle her hava atmaya çalıştığında alnına bir şaplak indireceğim. Anladın mı? İyi niyetli biri olduğum için, okuldan bir öğrenciye karşı güçlerini kullanmaya çalıştığını sır olarak saklayacağım. Ama unutma ki bu durum rapor edilirse başın fena ağrır."

"S-sen... seni küçü--!"

"Ne geveliyorsun oradan? Bir şaplak daha mı istiyorsun? İyi, gel buraya, istediğini vereyim!"

Elimi kaldırdığımda yutkundu, derin bir nefes alıp başını geriye çekti.

"Korktun mu şimdi? Tam bir ödleksin, değil mi?"

"S-sen... Seni aşağılık şerefsiz...!"

Kendi sergilediği korkaklıktan utanan Heinrich'in yüzü öfkeden kıpkırmızı oldu. Hırsına yenik düşerek sonunda üzerime atıldı.

Güm!

"Ah!"

Onun bu acemice atağını savuşturup kendisini yere serdim.

Onun gibi şımartılmış bir kraliyet üyesi dövüşmek hakkında hiçbir şey bilmezdi. Bir de güya psişik yetenekleri olan bir dahi olacaktı.

"Oh, şimdi fiziksel olarak benimle başa çıkabileceğini mi sanıyorsun?"

Küt!

"P-pis ayağını üzerimden çek!"

Heinrich’in üzerinde durup ayağımı kafasına koydum ve şaşkınlıktan ağızlarını düzgünce kapatamayan hayretler içindeki izleyicilere seslendim.

"Bu herifin bana karşı güçlerini kullanmaya çalıştığını hepiniz net bir şekilde gördünüz, değil mi?"

Riana de Granz, olanları izlerken şaşkın bir şekilde orada duruyordu ve Connor Lint neredeyse kontrolsüz bir şekilde titriyor gibiydi.

Muhtemelen benim gibi pervasızca davranan birinin var olabileceğini hiç hayal etmemişlerdi.

Her neyse, bu konumuzun dışındaydı. Suçlar kıyaslandığında, okuldan bir öğrenciyle yumruk yumruğa kavga etmek, ona karşı doğaüstü güç kullanmaya çalışmanın yanında devede kulak kalırdı.

"Gururun senin için önemli olduğunu anlıyorum ama sınırlarını bil," diye mırıldandım soğuk bir tavırla, ayağımla kafasını yere bastırmaya devam ederken.

"Sana sorun çıkaracağımı kim söyledi? Tek istediğim huzur içinde derse katılmaktı. Öyleyse neden sadece kendi işine bakan birine sataşıyorsun? Ve dürüst olmak gerekirse, doğaüstü güçlerim olmamasına şükretmelisin, çünkü bu senin daha çok öne çıkmanı sağlar."

Yere yığılmış olan olan Heinrich'in saçından kavrayıp eğildim ve kulağına fısıldadım: "Şu anki yeteneğinin menzili beş metre, hazırlanma süren on saniye ve alevinin gücü bir kamp ateşinden bile daha zayıf."

"!"

Bugün tüm ders boyunca sınıfı izlemiş, Heinrich ve Riana'nın yeteneklerini kullanışlarını gözlemlemiştim. Bu yüzden güçlerinin seviyelerini ister istemez çözmüştüm.

Yeteneğinin detaylarını bu kadar kesin bir şekilde sıraladığımda, şok içinde gözleri fal taşı gibi açıldı.

"Eğer güçlerini bir kez daha bana karşı kullanmaya kalkarsan..."

Sırf hiçbir becerim yok diye bunu sineye çekecek değildim. Zayıfları hor görenlerin karşısında sessiz kalmaktansa ölmeyi tercih ederdim.

"Sadece alnına şaplak atmakla kalmam. O gözlerini oyarım."

"...!"

"Bay Effenhauser bize birbirimize karşı temkinli olmamızı söylemişti, değil mi? O yüzden hepimiz dikkatli olalım."

Eğer sessiz kalırsan, seni av olarak görür ve peşine düşerlerdi.

Övünecek hiçbir şeyim olmayabilirdi ama av muamelesi görmeyi reddediyordum.

Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap