Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 32

A-3, Riana de Granz, doğaüstü güçlerini doğal yolla geliştiren tek kişiydi. Diğerleri ise yalnızca aşırı durumlarla karşı karşıya kaldıklarında, farkında olmadan doğaüstü güçlerini kullanmışlardı.

Doğal uyanış çok nadir bir durumdu ve ben de kendiminkinin doğal yolla uyanmasını beklememeliydim, zira bunun ne zaman gerçekleşeceğini bilmek imkansızdı.

Sonuç olarak, gücümü zorla uyandırmak için psikolojik açıdan ekstrem bir durumdan geçmem gerekecekti...

Şeytan Kral'ın kalesinden kaçarken böyle bir durum yaşamıştım. Ve bir daha böyle bir duruma düşmek istemiyordum kesinlikle.

Bunu "ön sipariş travması" sayıp yeteneği uyandıramaz mıydılar?

Olmaz tabii.

Başarı puanlarıyla yapay olarak uyandırmanın mümkün olup olmadığına baktım, ama öyle görünmüyordu.

Hay sıçayım. Bunlar düşük seviyeli doğaüstü güçler olduğundan hemen kullanabilmeyi beklemiyordum, ama henüz aktif hale bile gelmediklerini öğrenmek beklenmedik bir şeydi...

Kullanamıyorsam hile kodu seviyesindeki doğaüstü güçlerin ne faydası var?

'Tamam, şimdilik geleceği düşünelim.'

Tek bir yetenekle yetinmeyecektim. Gücümün uyanışı üzerine daha sonra düşünmem gerekiyordu, bir sonraki yeteneğimin ne olması gerektiğini de değerlendirmem lazımdı. Hemen işe yarayacak bir yetenek olsa iyi olurdu.

Ludwig'in fiziksel kondisyon yeteneği de inanılmaz güçlü görünmüştü. Özellikle de o günün erken saatlerinde buna şahit olduğumdan beri.

[Kılıç Ustalığı -- 2000 puan]
[Okçuluk -- 2000 puan]
.
.

Fiyatlar ikiye katlanmıştı. Bunu tahmin etmiştim. Sistemin beni on kat artışla mahvedeceğini düşünmüştüm ama en azından bir umut kırıntısı bırakmışlardı.

Ancak, şu anda sıfır başarı puanım vardı. Sahip olduğum her şeyi, henüz etkinleştirilmemiş doğaüstü gücün kilidini açmak için harcamıştım. Bu durumda, kimse doğaüstü bir yeteneğe sahip olduğumu fark edemezdi.

Eğer bu mümkün olsaydı, imparatorluk uyanmamış tüm insanüstüleri topluyor olurdu.

Şu anda yapmam gereken iki şey vardı.

Birincisi, doğaüstü güçlerimi olabildiğince çabuk uyandırmak için kendimi ekstrem durumlara sokmam gerekiyordu.

İkincisi, ek yetenekler edinmek için başarı puanı kazanmam gerekiyordu.

Her biri yaklaşık 100 puan veren olaylar ve mücadeleler aracılığıyla 2000 puan kazanabilseydim, "şekercinin" fikrini değiştirmemesi koşuluyla ikinci bir yeteneği edinebilirdim.

O anda ne yapabileceğimi veya ne yapmam gerektiğini bilmediğim için, hemen deneyebileceğim tek şey mücadelelerdi.

Ancak bunlar çoğunlukla tuhaf eylemler, suçlar ya da serseri gençlerin yapabileceği türden şeylerdi.

Yine de...

[Bir sınıf arkadaşına aşk mektubu yaz ve reddedil -- 200 puan]

"..."

Başarması çok kolay, ama onurumu yitirmeme neden olacak bir mücadele, dikkatimi fazlasıyla çekti.

Açıkçası, bu sınırı aşıyordu.

Bir lise öğrencisine aşkını itiraf edip reddedilmek mi?

Ancak diğerleri genellikle 100 puan civarında değer taşırken, bu mücadele iki katı puan veriyordu.

Ah... ne yapmalıydım...

Biraz kendimi rezil etse miydim?

200 puan.

Normalin iki katı.

Biraz utanca katlanırsam bedavaya 200 puan kazanabilirim.

Elbette, derslerin ilk gününde sınıf arkadaşını döven, huysuz Reinhart'ın birdenbire bir aşk mektubu yazmasının beni sadece kötü karakterli biri olarak damgalamakla kalmayacağı, aynı zamanda iğrenç şeyler yapan biri olarak da göstereceği açıktı.

Risk çok yüksekti. Bunlar, öngörülebilir gelecekte geçinmek zorunda olduğum insanlardı.

Üstelik bir "sınıf arkadaşı" şartı vardı, yani tamamen alakasız birine yazmak anlamsız olurdu.

B sınıfındaki öğrenciler de dahil miydi? Yoksa sadece A sınıfındakilerle mi sınırlıydı?

'Dur bir dakika.'

'Farklı düşünelim.'

Tamamen başka bir açıdan yaklaşınca çok daha iyi bir yol buldum.

[Bir sınıf arkadaşının sana aşkını itiraf etmesini sağla - 1.000 puan]

Bu tamamen mümkün görünüyordu.

✦ ✦ ✦

Tapınak, devasa bir eğitim kompleksiydi ve yalnızca eğitim tesisleri barındırmıyordu. Zengin ailelerin çocuklarının bu kadar yoğun olduğu bir yerde ticaret bölgesi oluşmaması için hiçbir neden yoktu.

Bir dizi birinci sınıf restoranın yanı sıra kafeler, giyim mağazaları, eğlence mekanları ve hemen hemen her şey vardı.

Bu yüzden takılmayı sevenler zamanlarını Ana Cadde'de dolaşarak geçiriyordu ve burası Tapınak'taki çoğu öğrencinin takılmak için gittiği yerdi.

"Tadı güzel değil mi?"

"Evet, sanırım öyle."

"Üç yıldır buraya geliyorum ve neredeyse her şey lezzetli. Garanti ediyorum."

"Biliyorum, ben de birkaç kez geldim."

Erhi, Connor Lint'in yaygara koparmasına kafasını sallayarak cevap verdi, Kaier kollarını kavuşturmuş ve tatlıya dokunmamıştı bile.

Üçünün oturduğu masada kekler ve gevrek halkalar dahil çeşit çeşit tatlılar sıralanmıştı. Az önce Connor Lint'in bayıldığı bir kafeteryada sosisli sandviç yemişler, şimdi de tatlı için buraya gelmişlerdi.

"Hey, biraz yemek ye de neşelen."

"Aç değilim."

"Sadece bir ısırık dene. Gerçekten tatlı ve lezzetli!"

Connor Lint kıkırdadı ve tabağı Kaier'e doğru itti. Masadaki herkes Erhi hariç sıradan insanlardı, ancak Raffaeli ailesi yerel lordlar olduğu için Erhi'nin sıradan insanlarla geçinmesi çok da zor değildi.

Üçünün aslında bu kadar çabuk arkadaş olması beklenmiyordu, ama ilk günden itibaren çok iyi anlaştılar.

"Evet, bir deliye aldırış etmek tam bir zaman kaybı."

Bu söz, A-11 Reinhart’a bir göndermeydi.

Ne kayda değer bir yeteneği ne de düzgün bir mizacı olan, dönemin başından beri yumruk yumruğa kavgalar ve küfürlerle ortalığı karıştıran çılgın bir adam.

Ortak düşmanları Reinhart yüzünden, bu üçü ilk günden itibaren arkadaş olmuştu. Kaier, yeteneksiz birinden darbe almıştı ve üstüne üstlük, öğretmen tarafından azarlanan da oydu.

"Ama neden azarlandın ki?" Connor Lint anlamamış gibiydi. "Tam olarak ne oldu?"

"Bilmiyorum. O küçük velet bir şeyler hakkında atıp tutuyordu ama ne dediğini bile anlayamadım. Her neyse, Tapınağı aşağıladığımı söyledi."

Ne yazık ki Kaier, gevezelik eden Reinhart’ın kendisine söylediği her şeyi hatırlayamıyordu. Ancak Bay Effenhauser, Reinhart’ın sözlerini dinledikten sonra Kaier’i ciddi bir şekilde azarlamıştı.

"Neden bahsediyorsun? Tapınağı aşağılamak mı?"

"Ne bileyim be. O sinir bozucu piç. Onu bir daha görürsem öldürürüm."

Erhi’nin sözleri Kaier’in yüzünü ekşitmesine neden oldu ve aniden bakışlarını pencereye çevirdi.

Bir grubun ancak ortak bir düşman olduğunda bir araya geldiği söylenir ve bu üçlü, ana düşmanları olarak Reinhart’a karşı birleşmişti.

"Hey, ama sınıfımızdaki kızlar hep çok sevimli değil mi?" Connor Lint aniden fısıldayarak sordu.

Bunun üzerine Erhi onaylayarak başını salladı.

"Doğru, ama bunu yüzlerine karşı söyleme. Tapınakta sınıf arkadaşı olsak da, dışarı çıktığımızda hepsi o kadar saygın kişiler ki, onlara bakmaya bile cesaret edemeyeceğiz."

"Hadi ama, artık hepimiz sınıf arkadaşıyız."

"Herkesin prens gibi hoş bir kişiliği yok. Dikkatli ol. Sadece prenses değil, Bayan Saint-Ouen de Büyük Dükalığın bir düşesidir ve de Granz, duyduğuma göre birçok egemen devletten daha prestijli, önde gelen bir dük ailesidir."

Erhi net bir sınır çiziyordu.

Tapınakta etkileşim kurabilirlerdi, ama dışarıda, onlar tamamen farklı insanlardı.

Sınıf arkadaşı olsalar bile, onlar hakkında dikkatsizce dedikodu yapılmamalıydı.

"Ama şu anda sınıf arkadaşıyız. Neden sınıf arkadaşlarımız hakkında konuşamıyoruz ki?" Connor Lint, tartışmadan keyif alıyor gibi görünüyordu ve şakacı bir şekilde onları kışkırttı. "Sizce en güzeli kim? Ha?"

"Kim, bize mi soruyorsun?"

"Evet, ben şahsen prensesin sevimli olduğunu düşünüyorum. Ya siz?" dedi Connor Lint.

Erhi, sanki ona kabul edilemez yorumlar yapmayı kesmesini söylüyormuş gibi, sinirlenerek kaşlarını çattı. Erhi ve Kaier hiçbir şey söylemek istemiyorlardı ama onun ısrarlı sorgulamasına boyun eğdikten sonra itiraf ettiler.

"Benim için... 2 numara."

Connor Lint, Erhi’nin seçimine başını eğdi.

"O mu? Yani... tabii, ama biraz ürkütücü değil mi? Neredeyse hiç konuşmuyor."

"Sadece görünüşten bahsediyoruz sanıyordum."

"Ah, peki, tamam. Peki ya sen?"

"Seçmek zorunda kalsam..."

Kaier bir an tereddüt etti, sonra boğazı düğümlenmiş gibi konuştu.

"De Granz Hanımefendi... sanırım..."

"Ah, ben de sana katılıyorum."

İster çocuklar arasında ister yetişkinler arasında olsun, bir araya geldiklerinde sohbetler genellikle bu tür konulara kayıyordu.

Onlar bu tür bir sohbete tamamen dalmışken...

"Affedersiniz..."

Üçü de bir kızın sesini duyunca aniden başlarını çevirdiler.

"Şey, affedersin... Bir dakikanı alabilir miyim?"

Orada, sadece ona bakmak bile uyanık olup olmadıklarını sorgulatacak kadar çarpıcı güzellikte bir kız duruyordu ve çekinerek Connor Lint’e sesleniyordu.

"Bunu... Lütfen al."

Sanki büyülenmiş gibi, Connor Lint tatlı kafesinin dışına çıkarıldı ve gizemli güzelliğin kendisine uzattığı ince zarfı görünce zihni adeta patlayacak gibiydi.

"A-ah... bu... bunun ne olduğunu sorabilir miyim?"

O kadar şaşırmıştı ki, farkında olmadan resmi bir dil kullanmaya başlamıştı.

"Lütfen oku..."

Kız yerinde duramıyordu, yanakları kızarmıştı, göz teması kurmakta zorlanıyordu. Sanki büyülenmiş gibi zarfı açtı ve içinde birkaç basit cümle vardı.

"Sana ilk görüşte aşık oldum. Lütfen benimle çık."

"A, şey.. hmm..."

On yedi yaşındaki bir çocuk, hayatında hayal bile edemeyeceği bir mucize yaşamıştı.

"Ne dersin...?" diye sordu narin kız.

"Ben de sana ilk görüşte aşık oldum!" dedi Connor Lint, ağzı zihninden daha hızlı hareket ediyordu.

Çocuk, kızın dudaklarının hafifçe yukarı kıvrıldığını göremedi.

✦ ✦ ✦

Puan için ruhumu sattım.

[1000 başarı puanı kazandınız]

"......"

Bunu düşünmüştüm, ama gerçekten yaptığımda kalbim parçalanmış gibi hissettim.

"Aşk İtirafı Al" mücadelesini tamamladığımı onaylamamın hemen ardından, Connor Lint’e daha sonra buluşmak üzere diye bir şeyler mırıldandım ve oradan kaçtım.

Sonra, görünmemek için ıssız bir sokağa saklandım, fark edilmemek için kıyafetlerimi değiştirdim, Reinhart’ın görünümüne geri döndüm ve yurda geri döndüm.

Mücadele metninde hiçbir yerde "Reinhart olarak görünürken aşk itirafı al" yazmıyordu.

Bu açığı fark edip hemen denedim ve işe yaradı. O an iyi bir fikir gibi gelmişti, ama bitince kendimi gebertme dürtüsü bastırdı içimi.

Reinhart’ın haysiyetini korumuş olsam da, bir birey olarak kendiminkini ciddi şekilde lekelemiştim. Kadın düşkünü olan bir karakter olmasına rağmen, on yedi yaşındaki bir çocuğun samimi duygularıyla oynamıştım.

Connor Lint biraz saf ve düşüncesiz olabilirdi, ama kötü biri değildi.

Onu ayaklarımın altına almıştım ve şimdi kendimi insan çöpünden bile daha kötü hissediyordum...

[Mücadele listesi güncellendi.]

Önümde bir mesaj belirdi. Çoğu aynıydı ama birkaç değişiklik vardı.

[Aksi belirtilmedikçe, bundan böyle tüm mücadeleler "Reinhart görünümünde" şartıyla ilerleyecektir.
Bir sınıf arkadaşının sana aşkını itiraf etmesini sağla (Tamamlandı) - 1.000 puan
Bir sınıf arkadaşına aşk mektubu yaz ve reddedil -- 200 puan
Öğretmene ileri geri konuş, ceza puanı ye -- 100 puan
Sokağa çıkma yasağından sonra dışarı sıvış, Tapınak'ın Ana Caddesi'ne grafiti yap -- 100 puan]

Ne kadar piç bir sistemsin sen.

Böyle bir boşluğu kullanacağımı tahmin edememiş miydi? Sistem hemen yeni koşullar eklemiş ve listeyi güncellemişti.

Bu anlık değişiklik gerçekten de çok çocukça bir hareketti.

Mücadeller kesinlikle benimle uğraşmak için tasarlanmış gibiydi. Sistem, bir boşluğu kullanarak mücadeleleri tamamlayacağımı tahmin etmemişti, ama bunu yapar yapmaz hemen yeni koşullar ekledi.

Sadece benim bir aşk mektubu yazıp reddedilmemi görmek için mi can atıyorlardı?

Ayrıca, yeni bir mücadele eklenmişti.

[Connor Lint ile kız olarak randevuya çık (PFFT) - 1.000 puan]

Ah.

Ah.

Ah!

Gerçek zamanlı izleniyordum!

Bu varlığın ne olduğundan emin olmasam da benim fedakarlığıma iyice güldüğü açıktı!

Yeryüzüne gömülme isteğim az önce on katına çıktı.

Dünya başıma yıkılsa bile o mücadelede yer almayacaktım.

✦ ✦ ✦

Ruhum pahasına bile olsa, tek bir günde 1000 puan kazanacağımı hiç düşünmemiştim. Bu açıkça sistem mesajlarının arkasındaki o sapığın istediği yön değildi.

1000 puan daha kazanabilirsem, ikinci bir yetenek edinebilirdim. Connor Lint ile çıkmak kesinlikle bir seçenek değildi.

Yurda döndüğümde, ek 1000 puanı nasıl toplayacağımı düşündüm. Doğal olarak, dışarıda Connor Lint ile buluştuğumda giydiğim eşofmanı çıkardım ve farklı kıyafetlerle geri döndüm. Hiçbir iz bırakmaya gerek yoktu.

Sonra akşam yemeği vakti geldi.

--Hehe... hehehehe...

Connor Lint’in kendi kendine kıkırdaması ve diğer ikisinin yemek yerken ona attığı kıskanç bakışlar midemi bulandırdı.

İçimde suçluluk, kendinden nefret ve utançtan oluşan karmaşık bir duygu karışımı çalkalanıyordu. Bu yüzden her lokma boğazımda takılıp kalıyor gibiydi.

Bu tiksinti, yemeği yutmamı zorlaştırdı ve şeflerin ustalığına gerçekten saygı duymama rağmen hazırlanan yemeğin yarısından azını yiyebildim.

O gece işler yolunda gitmeyecekti belliydi.

Connor Lint bir süre daha mutlu hayallerinde kaybolacak gibi görünüyordu. Ya bu durum çok uzun sürerse?

Bu yüzden depresyona mı girecekti?

Hayır. Kendimi bu işe karıştırmayacaktım.

'Ona ne olacağı umurumda değil. Sadece henüz uyanmamış olan doğaüstü gücü düşünelim.'

Kafeteryadan çıkarken kendimi hipnotize etmeye devam ettim, bunun bile bir tür ekstrem psikolojik durum sayılması gerektiğine kendimi ikna etmeye çalıştım.

Ama hiçbir etkisi olmadı.

✦ ✦ ✦

Sadece ilk gün olmasına rağmen, başarım oldukça iyiydi. Hala aktif olmasa da, hedeflediğim doğaüstü gücü elde etmeyi başarmıştım ve önemli miktarda başarı puanı da kazanmıştım.

Her nasılsa, 1000 puan daha kazanabilirsem, ya ikinci bir yeteneği uyandırabilir ya da bunları başka bir şey için kullanabilirdim.

Sadece yetenekleri uyandırmakla kalmayıp, istatistiklerimi de keyfi olarak artırabileceğim gibi görünüyordu. Ama o anda bunu pek düşünmüyordum.

Zaten istatistikler antrenmanla artırılabilirdi. Bu yüzden mana gibi özel bir durum olmadığı sürece, fiziksel antrenmanları şu ana kadar yaptığım gibi sürdürürsem, istatistiklerim istikrarlı ve kesin bir şekilde artacaktı.

Ve işte o zaman bir ikilem ortaya çıktı.

Bir kez bir şey kazandıktan sonra, daha fazlasını kazanma arzusu duydum.

Bin puan kazanmıştım, ama yine de daha fazlasını istiyordum.

Mücadelelerin ne zaman ortadan kalkacağı belli değildi. Sistem mesajlarını yöneten, "şekerci" diye adlandırdığım bu varlık fikrini istediği an değiştirebilirdi.

Yeni güncellenen mücadeleler büyük olasılıkla istismar edilebilecek hiçbir boşluk bırakmayacaktı ve eskisinden daha zor ya da utanç verici hale gelmeleri ihtimali çok yüksekti.

Dersi asmak gibi mücadeleler kesinlikle cezalandırılabilir suçlardı. Her ne kadar ciddi bir belaya bulaşmamış olsam da, Kaier ile olan kavga yüzünden zaten Bay Effenhauser'in radarına girmiştim. Sınıfta daha fazla sorun çıkarırsam o kadar kolay affedilmeyecektim.

[Bir sınıf arkadaşına aşk mektubu yaz ve reddedil -- 200 puan]

Sanki beni aşk mektubu yazmaya teşvik ediyorlardı. Daha önce bir tane yazmıştım, ancak reddedilmediğim için bu mücadele tamamlanmış sayılmamıştı.

Ret şarttı.

Üzücü bir şekilde, şu anki durumumda reddedilmek çok kolaydı. Reddedilme ihtimali yüzde yüzdü.

Egomu incitip 200 puan kazanırsam, hedefime ulaşmak için gereken kalan puan 800’e düşecekti.

Hatta, daha önce Dehşet Cini'nin yüzüğünü kullanmayı düşünmemiş olsaydım, bu mücadelede denemeyi düşündüğüm potansiyel bir hedef vardı. Bununla ilgili sorun, bundan sonra dedikodularla aşağılanmaktı, ama mektubu alan kişi sessiz kalırsa, o tek kişi tarafından tuhaf olarak görülürdüm ve her şey orada biterdi.

Yani, bu konuda sessiz kalacak ve sonrasında bana fazla ilgi göstermeyecek biri.

Ellen Artorius.

"..."

Yapacak mıydım, yapmayacak mıydım?

Yap, ya da yapma.

Ah. Puan için ruhumu satmıştım, şimdi puan için onurum da çiğnenecek miydi?

✦ ✦ ✦

Uzun uzadıya düşünmeye gerek yoktu.

A Sınıfı yatakhanesinin antrenman sahası.

Nerede olacağı belliydi, bu yüzden diğer herkes odalarına döndükten sonra antrenman sahasına gittim.

Ellen Artorius, ona çıkma teklif ettiğim mektubumu aldıktan sonra, basit içeriğini okudu ve bana kısaca bakarak "Hayır" dedi.

"Ah, peki... tamam," diye cevap verdim.

Zaten cevabın ne olacağını önceden biliyordum.

[Mücadele Tamamlandı - Bir sınıf arkadaşına aşk mektubu yaz ve reddedil.
200 başarı puanı kazandın.]

...Ağlamak istedim.

Reddedileceğimi bilmekle gerçekten reddedilmek bambaşka şeylerdi.

Ellen, bana hiç aldırış etmeden antrenman kılıcını sallamaya devam ederken, ben onu geride bırakarak antrenman sahasından ayrıldım.

Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap