Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 66

Alon'un, Al-Kamae'deki olayın haberlerini bizzat doğrulamaya gitmesinin üzerinden üç gün geçmişti.

Daha önce olduğu gibi çöl şehrine düzenli olarak giden tüccarlarla birlikte yeniden yola çıkan Alon, kavurucu sıcağın altında derin bir iç çekti.

"Kont, şunu bir kezliğine kullanamaz mıyız?"

"Eğer yanlış kullanırsam, her şeyi buz kütlesine çevirebilir."

"Donmak, kızarmış bir cesede dönmekten daha iyi geliyor kulağa..."

"Yine de olmaz."

Evan'ın kavrulup gitmek istemediğine dair sızlanmalarını dinleyen Alon, yakıcı güneşe bakarak birkaç gün önceki olayları düşündü.

'Al-Kamae'ye ne oldu acaba?'

Elbette ortada bir ceset görmediği için Al-Kamae'nin başına tam olarak ne geldiğinden emin olamazdı. Yine de bir şeylerin feci şekilde ters gittiğinden şüphelenmesinin asıl nedeni, yanına aldığı eserdi.

Elindeki rozete baktı.

Rozet, altın renginde parlamak yerine mat bir gri renkteydi.

Oyun terimleriyle, bu eser Psychedelia'nın orta aşamasında Al-Kamae'yi hallettikten sonra ganimet olarak alınabilirdi.

'Masumiyetin Sembolü... Bunu bu kadar erken ele geçirmeyi hiç beklemiyordum.'

Rozetin şu anda bir işlevi olmasa da, değerlendirildiğinde etkileyici istatistiklere sahip olduğu biliniyordu, hele ki normalde oyunun ortalarında elde edilen bir eşya olduğu düşünülürse.

Tıpkı Alon'un Heinkel'den aldığı ama henüz kullanmadığı o gizemli yüzük gibiydi.

'Yüzüğün kilidini açmak için Laxas'a giderken, elimdeki eşyaları değerlendirmek için Labirent Şehri'ne de uğramalıyım.'

Her halükarda bu Masumiyetin Sembolü, Al-Kamae'nin üzerine titrediği ve kimse çalamasın diye üzerine güçlü bir bağlama büyüsü yaptığı bir şeydi.

Düz bir mantıkla, eğer Al-Kamae ölmemiş olsaydı, bu rozeti başka hiç kimse eline bile alamazdı.

Ancak rozet, üzerinde en ufak bir büyülü zorlama izi olmadan Alon'un avucunda durduğuna göre, Al-Kamae'nin işinin bittiğinden artık tamamen emindi.

Bu yüzden o gece Alon, Al-Kamae'nin konağını kelimenin tam anlamıyla talan etmişti.

...

Arabanın arkasına yığılmış hazinelere göz ucuyla baktı ve ifadesiz yüzünün ardında belli belirsiz gülümsedi.

Ve hepsi bu kadar da değildi.

Bel çantası, Kailas'a karşı son savaşta tükettiği en yüksek dereceli büyü iksirleriyle doluydu.

Hepsi Al-Kamae'nin konağından yağmalanmıştı.

'Hazine umduğum kadar ağzına kadar dolu değildi ama--'

Bu dünya, paranın topraktan öylece fışkırdığı bir yer olmadığından Alon, arabaya yüklenen ganimetten fazlasıyla memnundu.

Onun için para, her zaman en doğru cevaptı.

Ne kadar süredir bu şekilde yol alıyorlardı?

"Herkes dursun!"

Ding-ding!

Önden gelen bu haykırışla birlikte çölü aşan kervanlar aniden durdu ve bir çan sesi yankılandı.

Bu, tüccar birliğinin kamp kurması için verilen bir işaretti. Güneşin batmakta olduğunu gören Alon arabadan indi.

Kamp hazırlıkları başladıktan kısa bir süre sonra...

"Ah, Kont, bugün yolculuk rahat geçti mi?"

Önceki Altın Saçlı tüccar grubunun liderinden farklı olarak, bu sefer oldukça zayıf bir tüccar lideri Alon'a eğilerek yaklaştı.

"Sayenizde."

"Aman efendim, ne demek~"

Alon pek bir şey yapmamış olmasına rağmen eğilmeye devam eden tüccar lideri, kendine özgü kapitalist bir sırıtışla gülümsedi ve Alon'a bir şey uzattı.

"...Bu nedir?"

"Ah, bunlar grubumuzun ticaretini yaptığı ürünler. Bu tarafta Komur malikanesinden şarap var, bu tarafta ise Kalmian malikanesinden aldığımız gıda ürünleri."

"Anlıyorum."

"Bir tadına bakarsınız umuduyla getirdik."

Neredeyse yüzü yere değecek kadar derin eğilen tüccar liderinin bu abartılı nezaketine karşı Alon hafifçe başını salladı.

"Afiyetle yiyeceğim."

"Evet, efendim! Lütfen iyi dinlenin."

Alon, tüccar liderinin defalarca eğilip ortadan kaybolmasını izlerken hafifçe omuz silkti.

Eskiden kendisine gerçek bir soylu gibi bile davranılmazdı ama bugünlerde nereye gitse krallar gibi ağırlanıyordu.

Bu durum büyük ölçüde artan şöhretinden ve Asteria Krallığı'ndaki en nüfuzlu fraksiyonun lideri olduğuna dair yayılan dedikodulardan kaynaklanıyordu.

Sonuç olarak, krallığın siyasi durumundan biraz bile haberdar olan herkes Alon'un gözüne girmek için canla başla uğraşıyor, onu gördükleri an tam bir dalkavuğa dönüşüyorlardı.

'Eh, tabii bu sadece Asteria Krallığı civarında dolaşan insanlar için geçerli.'

Alon, tüccar liderinin yeni bir ticaret rotası güvenceye almak ümidiyle sunduğu hediyeye bakıp omuz silkerken...

"Sahi mi?"

"Elbette."

Kamp kurmayı bitirdikten sonra Evan’ın bir yerlerden gelen sesini duydu, bir kadınla sohbet ediyordu.

"Vay canına, bu harika."

"Haha, şey, o kadar da zor değil aslında."

Alon, Evan'ın övündüğü her şeye coşkuyla yanıt veren kadına bir göz attığında, kısa sürede onun kim olduğunu anladı.

'Tüccar liderinin kızı, ha.'

İkisini izlerken yüzünde tuhaf bir ifade belirdi.

'Bakıyorum da son zamanlarda Evan'ın etrafında kadınlar eksik olmuyor.'

Alon, birdenbire bu kadar çok kadının Evan'ın etrafına üşüşmesinin nedenini gayet iyi tahmin edebiliyordu.

Bunun sebebi, kendi şöhretiydi.

Ünlü Kont Palatio’nun tek şövalyesi olarak tanınan Evan'a çoğu kadın ilgi gösteriyor ve hayranlıkla yaklaşıyordu.

Her ne kadar "yükü kendisi çekip sefasını başkasının sürmesi" durumuna karşı içinde hafiften tuhaf bir his uyanmış olsa da, kısa sürede bunu kafasından attı.

'Neyse, çektiği bunca çileden sonra bu kadarı da hakkıdır herhalde.'

Evan'ın abartılı, gürültülü bir gösteri sergilemesini izleyen Alon, bir kez daha düşünmeden edemedi.

'Acaba Evan farkında mı? Tüccar liderinin kızı ona adeta bir şahin gibi bakıyor.'

Ortamı bozmaya gerek olmadığı için Alon, giderek soğuyan akşam havasından kaçınmak için kamp ateşinin önüne oturdu.

"Leziz."

Evan'ın hazırladığı tatlı patates tam kıvamında pişmişti.

✦ ✦ ✦

Bir hafta bir gün sonra, şafak vaktinin ilk ışıklarında Alon, neredeyse bir yılın ardından nihayet Koloni'nin siluetini yeniden gördü.

'Hmm~'

Koloni eskisine göre pek değişmemiş olsa da, kendine has mimarisi Alon'a hala taze ve yeni görünüyordu. Tüccarların lideriyle kısa bir vedalaşmanın ardından Alon arkasını döndüğünde...

"Usta!"

Seolrang'ın kendisine atlayıp sıkıca sarıldığı o aşina olduğu hissiyat geldi.

"Merhaba!"

Üzerine adeta yapışan Seolrang, neşeyle onu selamladı.

"Görüşmeyeli uzun zaman oldu."

"Evet!"

Alon, Seolrang'ın heyecanla kuyruğunu sallayışını izlerken…

"Şuna bak. O, Altın Şimşek değil mi?"

"Evet, ta kendisi."

"Yanındaki de kim?"

"Kont Palatio gibi görünüyor."

"Hadi canım. O Çılgın Köpek, birine karşı bu kadar cana yakın mı davranıyor yani?"

Çevresinden gelen hafif mırıldanmaları fark etti.

"Seolrang."

"Efendim!"

"Şimdilik beni bir bırak."

"Tamamdır!"

Alon'un sözleri üzerine Seolrang beline doladığı kollarını hemen çözdü ve ayaklarıyla yere bastı.

"İyi iş çıkardım mı?"

"Çıkardın."

Övgüyü kapınca keyifle kuyruk sallayan Seolrang'ı izleyen Alon, aniden etraflarının ne kadar sessizleştiğini fark etti. Çevresine göz gezdirdiğinde, Koloni'nin güney kapısındaki herkesin hayret dolu ifadelerle kendisine baktığını gördü.

Az önce onunla vedalaşan tüccar lideri ve kızı bile ağızları açık bir şekilde orada duruyorlardı.

'...Herkes niye bu kadar şok oldu ki?'

Aşırı sessiz atmosferden biraz şaşkınlık duyan Alon, hafif bir kafa karışıklığıyla etrafına göz gezdirdi.

Herkes sanki gerçek dışı bir şeye tanık oluyormuş gibi görünüyordu, yüzleri inanamama hissiyle donmuş gibiydi.

Onların bu tepkisini görünce Alon'un kendisi de şüpheye düştü.

Seolrang bir yıl önce de onu aynı bu şekilde coşkuyla karşılamamış mıydı?

Ancak şimdi bakışlarındaki o bariz fark, Alon'u bir anlığına neye uğradığını şaşırttı.

"Öhhö-öhhö--"

Bu ani rahatsızlık hissini dağıtmak için yapmacık bir şekilde boğazını temizleyen Alon, "Seolrang, doğrudan harabelere gitmek istiyorum. Bu mümkün mü?" dedi.

"Elbette mümkün!"

Seolrang'ın sözleriyle Alon hemen arabaya bindi. Arabaya binip harabelere doğru yola çıkarken bile, izleyenlerin yüzlerindeki şaşkınlık ifadesi kaybolmamıştı.

✦ ✦ ✦

Seolrang'ın hazırladığı arabayla unutulmuş harabelere doğru yola çıkmışlardı. Tıpkı geçen seferki gibi Altın Yele kabilesi üyelerinin koruması altında seyahat ediyorlardı ama Alon, ortamda değişen bir şeyler olduğunu sezebiliyordu.

'Bir şeyler farklı hissettiriyor.'

Alon, Seolrang'a baktı. Seolrang'ın kendisi bir yıl öncesine göre pek değişmemişti. Göze çarpan tek fark, o ışıl ışıl altın sarısı saçlarının uzayarak kuyruk sokumuna kadar inmiş olmasıydı. Bunun dışında tamamen eskisi gibiydi.

Ancak Seolrang'ın aksine, arabayı koruyan Altın Yele kabilesi üyelerinin arasındaki atmosfer bir yıl öncesinden tamamen farklıydı.

'Eskiden daha cana yakın görünüyorlardı...'

Elbette onların bu cana yakınlıkları Alon'dan ziyade her zaman Seolrang'a yönelikti ancak şimdi, geçmişten hatırladığı o neşeli ya da sıcak karşılamadan eser yoktu. Bunun yerine, tek bir kelime bile etmeden çevrelerini pürdikkat gözleyerek tam bir sessizlik içinde ilerliyorlardı.

Bir yıl önce Seolrang'ın başına gelenleri hatırlayan Alon, anlayışla başını salladı.

'Görünüşe göre o zamanki ihanet, onları sandığımdan daha derinden sarsmış.'

Alon, bu tür şeylerden etkilenmesin diye Seolrang'a karşı daha düşünceli davranması gerektiğini aklından geçirirken Seolrang aniden lafa girdi.

"Ah, Usta!"

Sanki bir şeyi yeni hatırlamış gibi seslendi, Alon da karşılık verdi:

"Ne oldu?"

"Senden bir iyilik isteyebilir miyim!?"

Alon bu ani istek karşısında biraz şaşırsa da çok geçmeden başını salladı.

"Yapabileceğim bir şey olduğu sürece, elbette."

Sonuçta, harabelere bu kadar rahat seyahat edebilmeleri büyük ölçüde Seolrang sayesindeydi ve ona daha iyi davranması gerektiğini düşünüyordu, bu yüzden başını salladı.

Seolrang'ın yüzü neşeyle aydınlandı, çantasından bir kağıt parçası çıkarıp Alon'a uzattı.

Ardından, elini arabanın penceresinden dışarı uzattığında, sanki önceden ayarlanmış gibi anında eline bir eser tutuşturuldu, bir kalemdi.

Kalemi Alon'a doğru uzatan Seolrang, şöyle dedi:

"İşte, şurayı imzala."

"İmza mı...?"

"Evvet!"

Heyecanla başını sallayarak, gözlerinde büyük bir beklentiyle ona bakıyordu. O kadar hevesle kafa sallıyordu ki, kuyruk sokumuna kadar uzanan o uzun saçları havada dalgalandı.

Bunu duyunca Alon, içinden şöyle düşünmeden edemedi:

'Beni bir şeye kefil mi etmeye çalışıyor acaba...?'

Farkında olmadan biraz gerginleşen Alon, kağıda baktı. Belgenin karmaşık birkaç bölümü çoktan doldurulmuştu bile.

Şaşkın bir ifadeyle Alon, belgenin üst kısmına göz attı.

...Bir evlilik kayıt formu mu?

"İmzala!"

Alon'un nutku tutulmuştu.

Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap