Bölüm 57
Alon, hilal şeklinde donmuş şeye bakarak gözlerini usulca indirdi.
Ardından Maverick'e döndü ve konuştu.
"Kendine gel dedim."
"Ben--"
Alon, aceleyle ayağa kalkmış olan Maverick’in artık geç de olsa kendini toparladığını görünce, bakışlarını "O şeye"--hayır, Sürgüne çevirdi.[1]
Doğu Rüzgarı'nın siyah cüppesini giymiş Sürgün, daha birkaç saniye önce Alon'a kayıtsızlık ve kibir dolu gözlerle bakıyordu.
'Neden böyle oldu?'
Alon gergin bir ifadeyle Sürgün'e göz attı.
Rapora göre, Sürgün'ün beşinci kata şimdi değil, üç gün sonra ulaşması gerekiyordu.
Bu da Sürgün'ün hızlı bir tempoda ilerlediğini varsayarsak geçerliydi.
Aslında, Sürgünün buraya inmesinin beş günden fazla süreceği düşünülüyordu.
Öyle olması gerekiyordu.
Yine de Sürgün şimdi 5. kattaydı.
Farkında olmadan, Alon’un eli hafifçe titredi.
Karşısında duran Sürgün, bir goblin şekline bürünmüştü.
İnsan için fazla büyük kulakları, yeşil derisi ve kanca gibi burnuyla, bunun gerçekten bir goblin olduğu açıktı.
Ancak,
Alon dahil kimse bu varlığı sadece bir goblin olarak görmüyordu.
Argonia ve Himan gibi, dünyanın gerçeğini görebilen gözlere sahip olanlar.
Hatta böyle gözlere sahip olmayan paralı askerler bile.
Buradaki herkes, bunun sadece görünüşünden anlaşılabilecek bir şey olmadığını biliyordu.
Doğal olan ezici varlığı, mekanın kendisini bile hakimiyeti altına almaya yetiyordu.
Alon da bu gerçeğin farkında olanlardan biriydi, ve--
"Hoo--"
O şey konuştu.
Gözlerindeki kibir hiç kaybolmamıştı.
Ancak, bir zamanlar gözlerini dolduran sıkıntı, artık merakla yer değiştirmişti ve bu da yüzüne bir gülümseme getirmişti.
"Eğlenceli bir şeyler yapıyorsun, böcek."
Kaldırdığı işaret parmağını yavaşça kıvırarak çenesini ovuşturdu.
Bunu izleyen Alon sessizce konuştu.
"...Kailas."
Aşağılık bir yaratık olduğu için hep bir bilgi arayışındaydı.
Aşağılık bir yaratık olduğu için arayışının sonuna ulaştı ve yasayı kavrayıp, bir tanrı mertebesine yükseldi.
Tüm Oburların Kralı.
Alon, Kailas'ın adını seslendiğinde, gözlerindeki merak daha da derinleşti.
"Adımı bile mi biliyorsun? Etkileyici."
Kailas saçlarını geriye attı, artık eskisi gibi değil, hoş bir gülümseme takınmıştı.
"Peki öyleyse. Şu anda keyfim yerinde ve görünüşe göre diğerlerinin de öyle. Biraz merhamet göstereceğim."
"Git. O zaman senin hayatını bağışlarım."
Bir teklif.
Ama Alon--
"Savaşa hazırlanın."
İmha birliğine emir vererek yanıtını verdi.
"Tsk, eğlenceli bir böcek gibi göründüğün için seni hayatta bırakacaktım."
Bunu duyan Kailas, ona bir aptala bakar gibi baktı.
"Madem ölümü göze alıyorsun, öl o zaman, böcek."
Elini bir kez daha öne doğru kaldırdı.
"Savaşa hazırlanın!"
Korkuyu üzerinden atan Argonia'nın sesi savaşın başlangıcını duyurdu.
Sürgün'ün 5. kata ulaştığı andan itibaren Alon'un asıl planı, beklenmedik bu gelişme yüzünden tamamen işlevsiz kalmıştı.
Onun planı, uygulamak için tam bir günün adanmasını gerektiren bir plandı.
Ancak bu, Sürgün’ü ortadan kaldırmaktan vazgeçtiği anlamına gelmiyordu.
Plan ne kadar ters gitmiş olursa olsun, hala rakibi alt edebileceklerine inanıyordu.
Bunun iki temel nedeni vardı.
Birincisi, Kailas'ın, Ulthultus'un aksine, Alon'un öngördüğü gibi henüz tam olarak Bilge Tanrı seviyesine ulaşmamış olmasıydı.
Diğer neden ise, Ulthultus ile yapılan savaşın aksine, paralı askerlerin artık Sürgün'e karşı bir şekilde hazırlıklı olmalarıydı.
Tch-!
Kailas'ın elinden bir anda Alon ve paralı askerlere doğru bir büyü fırladı.
Ama--
Çatır!
Bir şeyin kırılma sesiyle, Kailas'ın görünmez kesiği Argonia'nın elindeki kılıç tarafından engellendi.
"Büyü Bozucu Kılıç mı...?! Ne eğlenceli... ilginç bir şey getirmişsin."
Argonia'nın elindeki kılıç, kıtada yüz adetten az bulunan, büyüyü kesebilen kılıçlardan biriydi; Büyü Bozucu Kılıç.
İnsanları kesemese de, yalnızca büyüyü kesmek için yapılmış olan kılıç, Kailas henüz bir Bilge Tanrı seviyesine tam olarak ulaşmadığı için onun büyülerini kesmeye yetiyordu.
Boom!
Yeni kazandığı özgüvenle Argonia yerden sıçrayarak Kailas’a doğru hücum etti ve savaşın gerçek başlangıcını ilan etti.
Benzer şekilde Alon'un tavsiyesiyle Büyü Bozucu Kılıç kuşanan Maverick de dövüşe katılırken Myaon ise çevredeki nesneleri kullanarak hızla ok atmaya başladı.
3'e 1.
Sayısal olarak, ezici bir üstünlüğe sahip oldukları bir savaştı.
Alon sayesinde, paralı askerler Kailas'ın kullanacağı büyü türlerinin çoğunu zaten biliyorlardı, bu da onları ona baskı uygulayan zorlu rakipler haline getiriyordu.
Ancak, dört paralı askerin işbirliği ve tüm büyülerinin etkisiz hale getirilmiş olmasına rağmen,
"Heh..."
Kailas, dudaklarına çarpık bir gülümseme yayılırken durumu oldukça eğlenceli buluyor gibiydi.
Sonra, işaret parmağını ve orta parmağını birleştirerek bir mühür oluşturdu ve elini hafifçe kaldırdı.
Ve--
Bununla birlikte, sanki önceki durgunluk bir yalanmış gibi, yerden canavarlar fışkırmaya başladı.
5. kat hızla kaosa sürüklendi.
Elbette, Alon da boş durmuyordu.
"Hoo--"
Alon beyaz bir nefes verdi ve bir söz söyledi.
"Buz ve Kar."
Mühür oluştururken önünde don oluşmaya başladı.
Bunu izleyen Alon kendi kendine düşündü.
'Bunu mümkün olduğunca çabuk bitirmeliyim.'
Kailas ile paralı askerler arasındaki savaş eşit bir şekilde devam etse de, Alon bunun çok uzun sürmeyeceğini biliyordu.
Görebiliyordu.
Argonia ve Maverick'in elindeki Büyü Bozucu Kılıçlar birkaç büyüyü engellemiş olsa da yavaş yavaş çatlamaya başlamıştı.
Himan’ın yüzü her saniye daha da kararmaktaydı.
"Şekil (像)."
Bir büyü formülü daha söyleyince, Alon’un etrafında buz yükseldi.
Ardından,
"Karlı Dağın İhtişamı."
Alon’un orta ve yüzük parmaklarının önünde yuvarlak bir küre belirdi, donarak kar kristalleri oluşturmaya başladı.
"Körlüğün Kaçınılmaz Kaderi."
Bir anda, buz çiçeği açtı.
Altıgen kristal hızla genişleyerek etrafındaki havayı emip devasa bir şekil aldı,
Çat, çat, çat--!
Kristalin merkezinde, Alon’un gözleri önünde güzel bir mızrak belirdi.
Ve sonra, mükemmel bir zamanlamayla.
"Hoo--"
Alon’un arkasında duran Rine, göğsünden bir kitap çıkardı ve--
"Essetra-ia Amatia--"
--alçak sesle mırıldandı.
Vınn~!!!
Bir anda, büyü kitabı yankılanan bir uğultuyla açıldı.
Çanng~!!!!!
Aniden, düzinelerce siyah zincir havadan fırladı ve Kailas'a doğru hızla ilerledi.
"P--"
Bu beklenmedik durum karşısında hazırlıksız yakalanan Sürgün, zincirlere bakarken gözlerini kocaman açtı.
Ancak--
Çat!
O tepki veremeden, acımasız zincirler çoktan vücudunu sarmıştı.
Bu beklenmedik yardım sayesinde, tahmin edilenden daha çabuk bir fırsat yakalayan Alon, hiç vakit kaybetmedi.
Tereddüt etmeden büyüsünü yaptı.
Ve ardından--
Çat-çat-çat-!!!!
Açan buz çiçeğinden doğan mızrak, Sürgüne doğru fırladı ve onu bir anda yuttu.
Fısss~!
Etrafındaki her şeyi dondurdu ve 5. kata sessizlik getirdi.
Canavarlar hareket etmeyi bıraktı.
Onların ardından, yerden çılgınca sürünerek çıkan paralı askerler de durdu.
Kısa süre sonra, hepsinin bakışları tek bir noktaya yöneldi.
Antik harabeler.
O kalıntıların ortasında devasa bir buz çiçeği duruyordu.
Paralı askerler, buz çiçeğini yaratan Kont Palatio’ya hayranlıkla baktılar.
Aynı şekilde, az önce Sürgün'le savaşan lonca ustaları da ağızları açık bir şekilde duruyorlardı.
Alon bile küçük bir iç çekişle rahatladı.
Ama--
Çat--!
Bir şeyin kırılmasından kaynaklanan tuhaf, ortama uymayan bir ses yankılandı ve herkesin dikkatini devasa buz çiçeğine çekti.
Cızz!
Keskin ve berrak bir ses geldi.
Güm-güm!!!
Bu kadar hayranlık uyandıran buz çiçeği çökmeye başladı.
Ve sonra--
"!"
Çöken buzun içinden, Sürgün sakin bir şekilde dışarı çıktı.
Paralı askerlerin gözleri umutsuzlukla doldu.
Onunla savaşan lonca ustaları, bir yenilgi hissiyle sarsıldılar.
Oysa herkese umutsuzluk ve yenilgi hissiyatı getiren Sürgün, sadece hafifçe gülümsedi ve konuştu.
"Fena değildi, böcek."
Kailas, sanki önceki saldırı onu eğlendirmişçesine hafif bir gülümsemeyle, Alon’u şaşkınlık içinde bıraktı.
Hesaplarına göre, henüz Bilge Tanrı olamayan Kailas, o doğrudan vuruşla yok edilmiş olmalıydı.
"Ama görünüşe göre hala hiçbir şey bilmiyorsun."
Kafası karışmış bir şekilde ona bakan Alon, Sürgünün vücudunda buz izi kalmadığını, sadece etrafında parçalanmış parçalar olduğunu fark etti.
...Buz Kristal Teberi'ni tek bir kesikle mi parçaladı...?
Alon, Sürgünün saldırısını etkisiz hale getirme konusundaki absürt başarısı karşısında şokunu kayıtsız bir ifadeyle gizlerken,
Kailas, hala sırıtarak tekrar konuştu.
"Yine de, sayende keyfim yerinde, böcek."
"Öyleyse, şimdi seninle oynayacağım. Her ne kadar bu, şu anki durumum mükemmel bir tezahürden uzak olsa da, yine de eğlenceli bir oyun olmalı."
Ardından kaldırdığı sol elinin işaret parmağını sağ eliyle sararak bir yumruk mührü oluşturdu.
"Serbest."
O anda, bir büyü enerji dalgası yayıldı.
Tehlikeyi içgüdüsel olarak sezen Argonia ve Maverick tereddüt etmeden yerden sıçrayarak Sürgün'e doğru atıldı.
"Titreşim--"
Birkaç saniye önce rahatça dinlenen Myaon, hızla bir ok takıp ateşledi. Himan ise asasını kaldırarak Sürgün’ün büyüsünü durdurmak için bir büyü yaptı.
Ancak--
Argonia ve Maverick’in kılıçları Sürgün’ün boynuna ulaşmadan, Myaon’un oku kalbine saplanmadan ve Himan’ın büyüsü boğazına varmadan hemen önce.
Sürgün’ün etrafına yayılmış olan büyü, onun büyü formülüne uygun olarak havayı titreştirmeye başladı.
"Genişleme."
Sürgün'ün alçak sesle söylediği bu sözcükle birlikte--
Çat!
Alon gördü.
Maverick ve Argonia’nın bedenleri, sanki görünmez bir güç tarafından ezilmişçesine havada sıkışıp büküldü.
Kan fışkırmasıyla birlikte.
"İsimsiz Yasa."
Sürgünün çarpık gülümsemesi, alçak sesli mırıldanmasına eşlik etti.
Ve ardından--
Flaş--!!!
Kör edici beyaz bir ışık herkesin görüşünü kapladı.
- [1] ↑İngilizce kaynak bu bölümde Sürgün terimini kullanıyor benimde hoşuma gittiği için Dış Tanrı ve Yabancı Varlıklar muhabbeti yerine bunu kullandım ama değişebilir...
Bu bölüme tepkin neydi?





