Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 48

Kontes Zenonia boş gözlerle önüne baktı.

Karşısında, soylular fraksiyonunun lideri ve siyasi dünyadaki gücü göz ardı edilemeyecek Marki Filboid, Kont Palatio'ya baş eğiyordu.

'Ne...?'

Kont Zenonia, Kalpha’yı kurmadan önce çoğunlukla yeraltı dünyasında faaliyet göstermiş olsa da, bu onun güncel siyasetten tamamen habersiz olduğu anlamına gelmiyordu.

Ne de olsa Zenonia ailesi, zaman zaman çıkar sağlamak amacıyla fraksiyonlar arasında manevra yapmıştı.

Ancak siyasete hiç karışmamış olsa bile, bu durum şaşırtıcıydı.

Siyasete kendini adamış soylular arasında önemli bir otoriteye sahip olanlar asla başkalarına boyun eğmezlerdi.

Hedeflerine ulaşmak için önlerinde eğilip arkadan bıçaklayabilen yeraltı dünyasının aksine, soyluların siyasi dünyasında meşruiyet, prensip ve prestije değer verilirdi.

Böyle bir hareket asla hafife alınmazdı.

Meşruiyetin, prensipin ve itibarın neredeyse her şeyi belirlediği bu dünyada, birine boyun eğmek ona hem iç hem de dış alanda muazzam bir avantaj vermek anlamına geliyordu.

'Nasıl...?'

Kont Zenonia bakışlarını Kont Palatio’ya çevirdi.

Marki Filboid esasen yenilgisini ilan ediyor olmasına rağmen, Palatio’nun ifadesinde hiçbir şaşkınlık belirtisi yoktu.

Sanki bu sonucu başından beri öngörmüştü.

Parmak uçlarında bir karıncalanma hisseden Kont Zenonia, gülümsemeden edemedi.

'Beklediğim gibi, muhteşem.'

Elbette, Kont Palatio’nun Marki Filboid’i yenilgiyi kabul etmeye zorlamak için hangi yöntemi kullandığını bilmiyordu ve dürüst olmak gerekirse, hayal bile edemiyordu.

Ama onun için önemli olan gücün kendisiydi, bu yüzden Kont Palatio’ya hayranlıkla bakmaktan başka bir şey yapamıyordu.

'...Ne oluyor?'

Bu sırada Alon, başını eğen Marki Filboid’i şaşkınlıkla izliyordu.

Sessizlik.

Alon kendi isteğiyle sessiz kalmıyordu, o da neler olduğunu anlamaya çalışıyordu, çünkü onun da hiçbir fikri yoktu.

'Ben bir şey mi yapmışım?'

Ağzındaki kurabiyeyi bile çiğnemeyi unutmuş olan Alon zihnini zorladı, ama kısa süre sonra başını salladı.

Ne kadar düşünürse düşünsün, bir şey yaptığını hatırlayamıyordu ve ayrıca, Marki Filboid ile uğraşmayı düşünemeyecek kadar meşguldü.

'...Bir söylenti mi yayıldı?'

Doğal olarak, Alon başka nedenleri düşünmeye başladı.

'Düşündüm de, son zamanlarda Seolrang ile yakın olduğumla ilgili söylentiler vardı.'

Alon, Koloni’den yayılan söylentileri bilen Dük Altia ve Kont Zenonia’yı düşündü, ama kısa süre sonra bu teoriyi reddetti.

Söylentiler yayıldıktan sonra diğer soylular tarafından saygıyla muamele gördüğü doğruydu, ancak Marki Filboid'in sırf Seolrang yüzünden eğilmesi yine de mantıklı gelmiyordu.

Alon bir hipotezden diğerine geçerek sorgulamayı sürdürdü ve nihayetinde tek bir sonuca ulaştı.

'Bu ikisi ne halt etti acaba?'

Alon, kendisine dikkatlice bakan Dük Altia ve Kont Zenonia'ya göz ucuyla baktı.

Siyasetten anlamazdı, ama bir fraksiyonun liderinin bu şekilde başını eğmesinin ne kadar saçma olduğunu kavrayacak kadar biliyordu. Bu yüzden Alon kendini ikisine boş gözlerle bakarken buldu.

'...Ah.'

Aniden, arkasındaki iki kadının Asteria Krallığı’nın gizli üç gücünden ikisi olacaklarını hatırladı.

'Dikkatli olmalıyım.'

Alon düşüncelerini tamamlamışken,

"Gerçekten... kaybettim..."

Daha önce hiç halka açık bir yerde başını eğmemiş olan soylular fraksiyonunun lideri Marki Filboid, başını daha da eğdi ve af diledi.

Marki’nin yüzünde utanç ya da öfkenin izi yoktu.

Aksine yüzü korkuyla doluydu.

Korkusunun sebebi, birkaç gün önce aldığı tek bir mektuptu.

Dük Limgrave, Çağrı mektubu aldıktan sonra Kutsal Krallık'a sürüklenmesinin hemen ardından, Filboid de bir mektup almıştı.

Mektupta fazla bir şey yoktu.

Küçük bir büyülü küre ve tek bir cümle.

Ama o küçük büyülü küre ve tek cümle Marki Filboid’e tüyler ürpertici bir korku aşılamak için yeterliydi.

Çünkü tek seferlik video depolayabilen büyülü küre şunu göstermişti:

[A-ah, gerçekten hiçbir şey bilmiyorum. Üzgünüm, çok özür dilerim-]

Beyaz bir sandalyeye bağlı, nöbet geçiriyormuş gibi kontrolsüzce titreyen Dük Limgrave'in tövbe ederken çekilen görüntüsü.

Büyülü küre oynamayı bitirip paramparça olduktan sonra geride yalnızca mektup kalmıştı.

[Sıradaki sensin.]

Bu tek cümle yazıyordu.

Ama bu kadarı bile Marki Filboid'de derin bir korku uyandırmaya yetmişti, üstelik bu misillemenin nereden geldiğini kolayca tahmin edebiliyordu.

'Kont Palatio...!'

Marki Filboid, Kont Palatio'nun Kutsal Krallık içinde rüşvet verdikleri üst rütbeli kardinallerden daha güçlü bağlantılara nasıl sahip olduğunu anlayamıyordu.

Ancak önemli olan bu değildi.

Önemli olan, Kont Palatio'yu devirmek için kendisiyle plan kuran Dük Limgrave'in bu misillemenin içine düşmesi ve Kutsal Krallık'a sürüklenerek orada yarı ölü halde bırakılmış olmasıydı.

Ve bir sonraki hedefin kendisi olduğu kararlaştırılmıştı.

Bu mektubu almamış olsaydı, Marki Filboid asla Kont Palatio’ya boyun eğmezdi.

Çağrı mektubu almak elbette ciddi bir siyasi mesele olurdu, ancak gerçek anlamda sapkınlarla işbirliği içinde olmadığı sürece, kişisel olarak önemli bir tehlikeyle karşı karşıya kalmazdı.

Ancak Dük Limgrave, sapkınlarla hiçbir bağı olmamasına rağmen bu kaderi yaşamıştı.

Diğer bir deyişle, Dük Limgrave’in düşüşünün tamamen Kont Palatio’nun entrikaları yüzünden olma ihtimali çok yüksekti.

Kutsal Krallık'a sürüklenen Dük ile aynı kaderi paylaşmak istemeyen Filboid, bitmeyen korkuya yenik düşerek sonunda başını eğdi.

"Lütfen!!"

Ve sadece başını eğmekle kalmadı, dizlerinin üzerine çökerek yere tamamen secde etti.

Bu, siyasi kariyerini bırakıp hayatının geri kalanını huzurlu bir emeklilik içinde geçirme arzusunu dile getiren çaresiz bir yalvarıştı.

Buna karşılık,

'İnanılmaz...!'

'Kont’tan beklendiği gibi...!'

Kont Zenonia ve Dük Altia, Alon’a hayranlık dolu gözlerle baktılar.

'...İnanılmaz. Ne halt ettiler böyle?'

Alon, biraz tedirgin bir ifadeyle Kont Zenonia ve Dük Altia’ya baktı.

O gün,

"...Bunu düşüneceğim."

Alon, kendisinin bile tam olarak anlamadığı bir şey mırıldanarak, herkesin bakışları altında balo salonundan ayrıldı.

Bu olay, Kalpha'nın kuruluşundan bu yana Altia ve Zenonia'nın daha özgür hareket edebilmelerini sağlamak için Kont Palatio'yu bir kukla lider yaptıklarına dair şüpheleri tamamen ortadan kaldırdı.

✦ ✦ ✦

Toplantının başlamasından yaklaşık üç gün sonra Alon, Verityun malikanesinden ayrılıp doğuya doğru hareket etmeye başladı.

Bu yolculuğun amacı, esasen Büyü Konferansına katılmaktı.

Bu nedenle hala iki günü kalan toplantıyı geride bıraktı ve Liyan’ın mektubunda belirtildiği gibi Büyü Derneği’nin yakınındaki bir bölge olan Blugill’e doğru yolculuğunun beşinci gününde,

Alon, Evan'dan nihayetinde Marki Filboid'in de bir Çağrı mektubu aldığını öğrendi.

"Sonuçta zorla götürüldü, ha..."

"Ha? Bu sizin işiniz değil miydi, Kont?"

"Benim mi?"

"Evet."

"Tüm bu süre benimle birlikte olan biri gerçekten bunu yapabileceğimi düşünüyor mu?"

"Şey, bu doğru..."

Evan tereddüt etti, sonra düşüncelerini açıkladı.

"Bu günlerde... sizi her gördüğümde, Kont, sanki bir şeyler saklıyormuşsunuz gibi geliyor bana."

"Ben mi? Ne saklayabilirim ki?"

"Bilmiyorum... sadece, büyü ve başka şeyler. Çok geçmedi, hiçbir şey yapmıyorum diyordunuz, şimdi de birdenbire bir fraksiyonun liderisiniz."

Alon bir an durup düşündü, sonra cevap verdi,

"...Lider olmak gerçekten sadece bir tesadüftü."

"Tesadüfen lider olmak mümkün mü ki...?"

Durumunun saçmalığını bir anlığına kendisi de düşünürken,

"Görünüşe göre neredeyse vardık."

Evan, rahat bir ifadeyle, Ashtalon Krallığı’na ait bir bölge olan ve Büyü Derneği’ne yakın Blugill’e yaklaştıklarını belirtti.

Kısa bir süre sonra Alon, önceden kararlaştırılan buluşma yerinde Kırmızı Kule’den gelen büyücülerle birlikte olan Liyan’la buluştu.

"Merhaba, Kont."

"Seni görmek güzel."

Daha öncekinden farklı olarak Liyan saygıyla eğildi ve doğruca Büyü Derneği’ne yöneldiler.

Blugill’e varır varmaz arabayla yola çıktıkları için, güneş henüz batmadan merkezi kuleye ulaştılar.

"Vay be... devasa," dedi Evan, merkez kuleyi görür görmez hayretle.

Alon da kuleye bakarken etkilenmişti.

Elbette, Psychedelia oynarken kulenin resimlerini birçok kez görmüştü, ama onu bizzat görmek bambaşka bir şeydi.

'Bu Lotte Kulesi'nden[1] daha yüksek değil mi?'

Daha önce gördüğü oyun içi manzaralardan farklı olarak, bir fantezi dünyasında böylesine heybetli bir yapının varlığı onu bunaltmıştı.

Kulenin boyutunu gerçek hayatta gördüğü devasa binalarla kıyaslarken ne kadar süredir yukarıya baktığını fark edemedi bile.

"Gerçekten çok büyük, değil mi?"

"Öyle."

"İçeri girelim."

Alon, Liyan’ın yanında kuleye girdi.

"Bildiğim kadarıyla, ilk gün Yeşil Kule, yakın zamanda ortaya koydukları yeni teoriyi sunacak. Ondan sonra, küçük bir dostça yarışma olacak. Sonra, yarın..."

Alon, içeriye doğru yürürken Liyan’ın açıklamalarını dinledi.

"Beklediğimden daha az insan var."

"Eh, bu Büyük Konferansın ana etkinliği değil."

"Büyük Konferans mı?"

"Ah, bunu açıklamayı unuttum mu?"

Liyan tekrar açıklamaya başladığında, Alon anladığını belirtircesine başını salladı.

"Özetle, Büyük Konferans tüm Kule Ustalarının katıldığı toplantı."

"Aynen öyle. Bu yüzden Büyük Konferans’ta genellikle oldukça fazla büyücü olur. Bu seferki de aynı."

Alon, oyunda yer almayan bu yeni detayı kabul ederek tekrar başını salladı.

"Hah, bu aptallar, cidden."

"Ne? Bu çok kaba!"

"Kaba mı? Bu kadarını bile anlayamıyorlarsa, kesinlikle aptallar. Sence de öyle değil mi?"

Merkez kulenin bir tarafından gelen, sinirle dolu tanıdık sesi duyan Alon, merakla kaşlarını kaldırdı. Liyan derin bir nefes aldı.

"Görünüşe göre biri yine Mavi Kule Usta Yardımcısı'yla kavga çıkarmaya kalkışmış."

"Mavi Kule Usta Yardımcısı mı?"

"Evet. Şuana kadar duymuşsunuzdur muhtemelen, kendini çok yüksekte gören biri, muhtemelen yine bir tartışma çıkarmıştır."

Daha önce Liyan'ın Mavi Kule'ye açıkça hor baktığını hatırlayan Alon ona bir şey sormak üzereydi ki,

"Hey! Hadi tekrar yapalım!"

"Tekrar ne yapacaksınız, sizi aptallar? Beni yenebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Ne, on kişi yetmedi de bu sefer yirmi kişi mi getireceksiniz?"

"Hey!!"

Dostane yarışma alanının yönünden, Penia’nın önderlik ettiği çok öfkeli bir büyücü grubu ortaya çıktı. Penia yürürken açıkça sırıtıyordu.

"Ha?"

Aniden, Penia Liyan’ı fark etti ve dudaklarını sinsi bir sırıtışla kıvırdı.

"Vay vay, burada kim varmış bakalım? Geçen yıl bana karşı başını bile kaldıramayan o acemi büyücü değil mi?"

Aşağılayıcı sözleri apaçık ortadaydı.

Liyan kaşlarını çattı ve Penia'ya öfkeyle baktı, ama Penia, sanki Liyan'ın öfkesi onun için önemsizmiş gibi gülüp geçiştirdi.

"Bu da ne? Bu sefer bana karşı koymana yardım etmesi için bir arkadaş mı getirdin--"

Bakışlarını sağa kaydırdı.

"Uh...?"

Dondu.

"?"

Yüzü soldu.

Birkaç saniye önce Penia, etrafındaki herkesle sanki değersizlermiş gibi alay ediyordu, ama şimdi sanki beyni tamamen durmuş gibiydi. Ani değişimden kafası karışan Liyan, şaşkınlıkla ona baktı.

"M-Merhabalar...!"

Penia’nın sonunda ağzından çıkan sözler Liyan’ı suskun bıraktı.

Resmi bir üslupla konuşmuştu.

Penia'nın kibarca konuşacağını hiç hayal etmeyen Liyan, onu bu kadar saygılı biçimde konuşurken ilk kez görmesinin şokuyla hayrete düştü.

Ve ardından,

"Uzun zaman oldu. Nasılsın?"

"İ-İyiyim, efendim!"

Dışarıdan bir dahi olarak görülen, ancak büyücüler arasında kötü şöhretli bir baş belası olarak bilinen Penia, nöbette uyuklarken yakalanmış bir asker gibi cevap verdi.

Sadece Liyan değil, Penia'yı takip eden öfkeli büyücüler de, gözlerinin önünde imkansızı başaran Kont Palatio'ya bakarak sessizce ağızları açık kalakaldılar.

Not
İngilizceye çeviren grup tamamen yapay zekaya çevirtip bırakıyorlar bu yüzden terimler habire değişiyor. Bir nebze korumaya çalışıyorum tutarlılığı ama bir bölümün içinde aynı şeyin ismi 2 3 kere değişmesin ya.
Dipnotlar
  1. [1] ↑Güney Kore'nin başkenti Seul'de bulunan, 555 metre yüksekliğinde ve 123 katlı devasa bir gökdelendir.
Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap