Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 41

Not
Dövüşçü>Gladyatör. İngilizce kaynak terimleri sürekli değiştiriyor.

Çöl Ulusu, Koloni.

Ulusun hem kalbi hem de simgesi olan Kolezyum, başkent ile aynı adı taşıyor.

Kolezyum daima halkın tezahüratları ve çılgınlığıyla doluyor, çünkü sürekli gladyatörlerin döktüğü kanla lekelenmiş durumda.

Bir gladyatör bıçaklanıp canını verse bile, bu Kolezyum'da yaşanan her şey halk için sadece bir eğlence.

Ama şimdi Kolezyum sessizdi.

Halkın gelmemiş olması değildi bunun sebebi.

Kolezyum o kadar kalabalıktı ki, insanların hareket etmesi gereken merdivenler bile insanlarla dolup taşıyordu.

Maç henüz başlamamış olabilir miydi? Hayır, durum öyle değildi.

Çoktan çeşitli kademelerden yüzlerce gladyatör spot ışıkları altında duruyordu.

Tek bir tuhaflık vardı.

Arenanın sağ tarafında yüzlerce gladyatör toplanmışken, sol tarafta sadece bir adam duruyordu.

İzleyen herkes için dengesiz görünen bir mücadele.

Yine de Kolezyum zemininde tek başına duran adamın hiçbir şikayeti yoktu. Aksine, dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.

Adamın ellerindeki demir eldivenler parıldıyordu.

Büyüyle güçlendirilmiş hakemin sesi yankılanır yankılanmaz, yüzlerce gladyatör adama doğru koşmaya başladı.

Bazıları kılıçla, bazıları yumruklarıyla, diğerleri ise baltalarla.

A sınıfından B sınıfına kadar her türlü gladyatör, hepsi tek bir adamın boynunu hedef alarak saldırdı.

Ancak onların gözlerindeki vahşi parıltıya rağmen, adamın yüzünde hala geniş bir gülümseme vardı, ona doğru hücum eden gladyatörlerin gözlerinde ise yoğun bir gerginlik hakimdi.

Çünkü buradaki herkes önlerinde duran adamın kim olduğunu biliyordu.

Bu Koloni'nin Babayaga'larından biri.

Babayaga pozisyonunu en uzun süre elinde tutan adam.

Kalman Arents.

Kalman sırıttı ve pozisyonunu aldı.

Sol ayağını sağının arkasına kaydırdı ve sağ eli de aynı şekilde arkaya çekildi.

Vücudundaki her kas anında gerildi.

Ve gladyatörler ona ulaşmadan hemen önce, Kalman bir yumruk attı.

Boş havaya yönelik bir yumruk.

Kimseye yönelik olmayan, ama herkesi vurabilecek bir yumruk.

Boom!

Şok dalgası patladığında, ona doğru koşan yüzlerce gladyatör bir anda her yöne savruldu ve Kalman'ın bedeni ortadan kaybolurken,

Güm!

Acımasız bir katliam başladı.

Kalman'ın simsiyah eldiveni her uzandığında, toparlanmaya çalışan gladyatörlerin bedenleri paramparça oldu.

Beş dakika boyunca Kolezyum sessizlikle doldu, geriye sadece yere yığılmış gladyatörler ve Kalman kaldı.

Kısa bir sessizlikten sonra,

"Wooaaaaah!"

Kolezyum çılgın tezahüratlarla patladı, sanki önceki sessizlik yalanmış gibi.

Çılgına dönmüş ve vahşileşmiş kalabalık, Kalman tarafından kafaları ezilmiş ya da kalpleri parçalanmış gladyatörlere hiç aldırış etmedi.

Sadece Kalman için çılgınca bağırıp tezahürat ettiler.

Kalman yine geniş bir gülümsemeyle kalabalığı yavaşça süzdükten sonra, arkasını dönüp Kolezyum'a geri yürüdü.

Babayaga'lar için ayrılmış lüks bekleme odası.

Kalman, kalabalığın bitmek bilmeyen tezahüratlarını dinlerken şöyle dedi,

"Hala bu kadar çok aptal insan var. Yüzlerce kişiyle sadece sayısal üstünlük kurarak bir Babayaga'yı yenebileceklerini düşünüyorlar."

Arkasından gelen sese dönen Kalman, sırıtan başka bir adam gördü.

Bu adam da başka bir Babayaga olan Malian'dı, kel kafasının bir tarafı korkunç bir şekilde bükülmüştü.

Kalman lüks bir koltuğa otururken, Malian devam etti,

"Kanlı Kum Haydutlarını kim yok etti, biliyor musun?"

"Hayır. Öğrendin mi?"

Malian, Kalman'ın sorusuna hemen cevap verdi.

"Seolrang'tı."

"...Öyle mi?"

Kısa bir sessizliğin ardından Kalman nihayet konuştu.

Ama sesinde belirgin bir öfke yoktu.

Sadece "Demek öyleymiş" der gibi hafif bir kabulleniş vardı.

"Pek rahatsız olmuş gibi görünmüyorsun?" diye sordu Malian, biraz şaşkın bir şekilde.

Kalman rahatça koltuğuna yaslandı.

"Pek sayılmaz? Zaten onu sadece biraz cebe para getirdiği için yanımda tutuyordum. Hem, onu nasıl olsa öldüreceğiz, değil mi?"

Kalman kurnaz bir gülümsemeyle cevap verdi.

"Doğru, plan bu."

"Peki, plan nedir?"

Kalman sorunca, Malian hızlıca sırıttı ve sol elini Kalman’ın önüne uzattı. Elinde siyah bir küp vardı.

"Oh-ho, bu Uçurum Çekirdeği mi? Layık olanları yükseltebilen şey?"

Kalman gülümseyerek ağzını bükerken Malian başını salladı.

"Evet, bununla o kibirli hayvan-insanın kafasını ezebilirim."

"Tam da duymak istediğim şey bu."

Kalman küpü Malian'ın elinden aldı. Tüm ışığı emiyor gibi görünen bu karanlık nesneye bakarak memnuniyetle mırıldandı.

"Sonunda Koloni'yi kendi oyun alanıymış gibi yerle bir eden o kaltağı öldürülebilirim."

"Katılıyorum. Daha birkaç gün önce ben de onun yüzünden acı çektim. Ve--"

Malian derin bir nefes aldı, onaylayarak başını sallarken hayal kırıklığını biraz da olsa belli etti. Bunu gören Kalman yeniden konuştu.

"Peki, plan ne zaman uygulanacak?"

"İki gün sonra harabelerde."

"Hızlıymış."

"Hızlı olması daha iyi değil mi? O kız öldüğünde, kraliyet otoritesini yeniden yiyip bitirebilirsin--"

"Ve sen de tüm yeraltı dünyasını ele geçirebilirsin, değil mi?"

"Aynen öyle."

Malian, ortak hedeflerini yeniden doğrularken gülümsedi.

"Başarısız olmamız imkansız."

"Uçurum Çekirdeği yüzünden mi?"

"O da var, ama karşı tarafta da bazı dostlarımız var."

Bu sözlerle Malian devam etti.

"Ah, bir de Seolrang’ın yanındaki o soyluyu görürsen, onun da icabına bakabilirsen harika olur."

"Neden?"

"Sadece küçük bir rica. Duyduğuma göre o, Seolrang’ın Ustasıymış. Onu Seolrang’ın gözü önünde öldürmek eğlenceli olmaz mı?"

"Hmm, bu gerçekten eğlenceli olabilir."

Kalman'ın gülümseyerek verdiği cevapla, Malian iki gün sonra yeniden buluşma sözü vererek ortadan kayboldu.

"Sonunda..."

Kalman, diğerlerinden daha fazla hırsla dolu bir şekilde tahtına oturdu, dudaklarında derin bir gülümsemeyle.

✦ ✦ ✦

Yaklaşık iki gün sonra, loncada dinlenerek iyice toparlanan Alon, Seolrang ile birlikte bir arabaya binerek harabelere doğru yola çıktı. Bir süre geçtikten sonra, neredeyse varacakları yere varmışlardı.

Arabayı koruyan altın yeleli hayvan-insanla rahatça sohbet eden Seolrang'a bakarak, Alon kendi kendine düşündü.

'Söylentilerdeki gibi biri değil.'

Alon Koloni'ye geleli sadece dört gün olmuştu ama Seolrang'ın buradaki itibarı hakkında çoktan fikir sahibi olmuştu.

'Deli bir köpek...'

Alon tuhaf bir ifade yaptı.

Söylentiler genellikle Seolrang'ı deli bir köpek olarak anlatıyordu ve tabii ki bu durum onu meraklandırmıştı. Ne de olsa, ilk tanışmalarından bu yana Seolrang onun önünde hiç böyle bir davranış sergilememişti. Son üç gündür, tek gördüğü şey Seolrang’ın parlak bir şekilde gülümsemesi ve kuyruğunu sallamasıydı.

"Usta?"

"Hmm?"

Alon, hayvan-insan ile konuşmayı kesen Seolrang’ın şimdi kendisine bakıyor olmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı.

"Derin düşüncelere dalmış gibi görünüyordun, Usta. Aklında bir şey mi var?

"Önemli bir şey değil."

Seolrang başını neredeyse boynunu bükecek kadar yana eğdiğinde, Alon cevap vermeden önce bir an tereddüt etti.

"Sadece lonca üyelerine iyi baktığını düşündüm."

"Tabii ki! Hepsi benim ailem!"

"Ailen?"

"Evet! Hepsi benim akrabam! Onlara bakmak zorundayım! Başka kimse umurumda değil."

"Öyle mi...?"

"Ah, ama sen hariç Usta!"

Seolrang aniden ciddi bir ifadeyle ona dikkatlice bakarken söyledi.

Sanki önemli bir şey düşünüyormuş gibi kaşlarını çatarak mırıldandı,

"Usta... hmm... aile... aileden sonra mı?... Hayır, Yutia'dan sonra mı...?"

"Öyle mi?"

"Evet, sen ve Yutia ne kadar önemli olursanız olun, kan bağımız yok."

Sanki zor bir karar vermiş gibi Seolrang biraz özür diler bir ifadeyle sonuca vardı.

Ama Alon sadece omuz silkti ve kendi kendine düşündü.

'Beklediğimden yüksekteyim.'

İfadesiz yüzüne rağmen Alon memnundu. Seolrang’la mektuplaşmak bir yana, neredeyse hiç konuşmamış olduğunu düşünürsek, hayatındaki en önemli üçüncü kişi olarak görülmesi oldukça tatmin ediciydi.

'Hmm... bu, daha sonra tehlikeli bir şey olursa, muhtemelen bir kez yardım isteyebileceğim anlamına mı geliyor?'

Alon düşüncelerini biraz rahatlamış bir şekilde tamamlarken, arabacı aniden seslendi,

"Vardık!"

Araba, tanrıların antik şehri Kahara’ya ulaşmıştı.

✦ ✦ ✦

Artık bu adla anılan harabelerin girişinde, şehir en azından oyuncu olarak sahip olduğu bilgiye göre eskiden "Eski Tanrıların Şehri Kahara" olarak biliniyordu.

Alon arabadan indi ve karanlık mağaranın derinliklerine yürürken düşüncelerini düzenlemeye başladı.

'Nereden aramaya başlamalıyım?'

Psychedelia’da Alon burayı birçok kez ziyaret etmişti. Ancak bu ziyaretler, burada saklanan haydutlarla başa çıkmak için yapılan yan görevler içindi, gizli sırları ortaya çıkarmak için değil.

'Çok sayıda yazının olduğu bir yer olduğunu hatırlıyorum.'

Oyun içi bilgilerini kullanarak Kahara'ya girdikten sonra hafızasında kalan belirli alanlara odaklanmaya karar verdi. Daha ayrıntılı olarak keşfedeceği birkaç noktayı belirliyordu.

Bir süre yürüdükten sonra, Seolrang’ın yüzünde can sıkıntısı belirtileri belirmeye başladığında, Alon, kendi grubundan çok daha ileride yürüyen bir grup fark etti.

Kısa süre sonra, onların kim olduğunu tanıdı.

"Ah, Kont Palatio?"

"Liyan...?"

Karanlıktan yaklaşan, ışık büyüsüyle yolu aydınlatan kadın, Alon'un Koloni çöl şehrine son ziyareti sırasında karşılaştığı Kırmızı Kule Ustasının kızı Liyan Aguileras ve beraberindeki bir grup Kırmızı Kule büyücüsüydü.

Yaklaşık yirmi büyücünün kafası karışık bakışlarının hafifçe şaşkın ifadelere dönüştüğünü fark eden Alon, kendisi de biraz hayrete düştü.

"Siz de harabeleri keşfetmek için mi buradasınız, Kont?" diye sordu Liyan.

"Evet," Alon onun sorusuna başını sallayarak cevap verdi ve doğal olarak harabeleri keşfetmeye devam ederken Kırmızı Kule büyücüleriyle birlikte yürümeye başladı.

Bir süre daha yürüdükten sonra Alon, Seolrang gibi sıkılmaya başlayan Evan'ın, "İşte çıkış," dediğini duydu.

Alon, Evan’ın bakışını takip ederek çıkışa doğru yöneldi ve nihayet dışarı çıktığında, inanılmaz bir manzara ile karşılaştı.

"Vay--"

Büyücüler, hayvan-insanlar ve hatta Seolrang bile hayranlık içinde haykırmaktan kendilerini alamadılar. Dışarı çıktıktan sonra karşılaştıkları manzara, yeraltı mağarası içindeki devasa bir kaleydi.

Ancak Alon bu manzara karşısında özellikle şaşırmadı. Bu devasa kaleyi daha önce birkaç kez görmüştü.

Yine de, normalde ifadesiz olan gözleri her zamankinden biraz daha fazla açıldı çünkü kulağında başka hiç kimsenin duyamadığı bir ses duydu,

[Sonunda geldin, büyücü.]

Sadece kendisinin duyabildiği bir ses.

Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap
Kötülerin Sponsoru Oldum - Bölüm 41 Türkçe Oku | Novelci | Novelci