Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 18

Alon'un Mavi Kule'den dönmesinin üzerinden bir ay geçmişti.

"Hoo-"

Günahkarın Bileziği'ni edinen Alon artık günde üç kez büyü kullanabiliyor, manasını dikkatli yönetirse dörde kadar çıkarabiliyordu. Bugün büyülü sözlerle ilgili yeni bir kural daha keşfetti.

'Aynı büyülü söz tekrar etmese bile, benzer bir söz kullanmak üst üste binmiş gibi bir etki yaratıyor.'

Ama büyülü sözlerin üst üste binmesi için belirli sözlerin her büyüden önce gelmesi gerektiğini henüz tam çözememişti.

‘Bu, dizilimle ilgili bir şey gibi görünüyor.’

Alon kısaca düşündü.

"Sizin büyünüz, her baktığımda daha da güçleniyor, efendim."

Ama düşüncelerini tamamlamadan önce Evan'ın sesi onu daldığı yerden çekip çıkardı.

"Öyle mi?"

"Sadece ‘öyle mi’ değil, şuraya bakın."

Evan'ın sözleri üzerine Alon bakışlarını çevirdi. Eğitim alanının ortasında derin ve geniş bir çukur oluşmuştu.

"2. Kademe büyü bu kadar güçlü olmamalı, değil mi? Şey, siz her zaman 2.kademe büyü gibi görünmeyen büyüler kullandınız, ama birkaç ay öncesine kıyasla şimdi fark edilir bir değişiklik var."

Alon çökmüş zemine göz attı.

'Gerçekten, nedense büyümün giderek güçlendiğini hissediyorum.'

Alon'un deney yaptığı büyü, 2. Kademe büyü olan "Yerçekimi"ydi. Ama 2. Kademe yerçekimi büyüsü, güç yoğunlaştırılsa bile bir insanı ezip zeminde böyle bir çukur açacak kadar güçlü olmamalıydı.

Başka bir deyişle "Yerçekimi"nin zeminde bu tür bir çukur yaratması imkansızdı.

'Bu sadece basit bir ustalık artışı değil…'

Tabii ki Alon büyü yeteneklerini özenle geliştiriyordu ve ustalığı hızla ilerliyordu. Ama ustalık yalnızca isabeti ve büyüyü icra etme yeteneğini artırır, ham gücü değil.

'Büyülü sözlerden kaynaklanan güç artışı... evet bu var, ama o da değil.'

Son dört aydır Alon büyülerinde sürekli benzer büyülü sözler kullanıyordu, son iki haftada ise neredeyse aynı sözleri dönüşümlü olarak kullanmaya başlamıştı.

Alon'un karşılaştırabileceği bir referansı vardı ve kıyasladığında büyüsünün yavaş yavaş güçlendiğini görebiliyordu.

Bu çok küçük bir farktı, ama yavaş yavaş yukarı doğru uzanan bir grafik gibi büyüsü adım adım ilerliyordu.

'Büyülü sözlere daha aşina olmam onları güçlendiriyor olamaz, değil mi?'

Yıllarca büyülü sözleri araştırdıktan sonra Alon'un ulaştığı sonuçlardan biri, sözlerin büyünün kendisinden çok büyü formüllerine benzediğiydi.

Bir büyülü söz ne kadar çok okunursa, büyüye özel bir nitelik eklemek ya da değiştirmek için o kadar çok tetikleyici görevi görür, ustalıkla daha güçlü hale gelmez.

Bu yüzden büyülü sözlerdeki artan ustalığı büyünün gücünü açıklayamıyordu. Bu da çeşitli ihtimalleri düşünmesine yol açtı.

'Bu dünyada birinin gücünün aniden artmasının yalnızca iki sebebi vardır... ya kutsal lütuf ya da bir lanet karşılığında tazminat. Birincisini eleyeyim.'

Kont olmasına rağmen Alon küçük bir krallığın soylusuydu ve üstelik şu sıralar yeraltı dünyası tarafından bile küçümseniyordu, bu yüzden ilahi lütuf alması pek olası görünmüyordu.

'O halde geriye kalan tek seçenek... bir tür bedel ödeyerek lanetten tazminat almak.'

Bu düşünceyle Alon'un yüzünde tedirgin bir ifade belirdi, ama hemen başını salladı.

Bu dünyada lanet karşılığında tazminat almak, ya kendini feda eden birinden gelmesi ya da kendine lanet koymak anlamına geliyordu.

Lanet de yalnızca Doğu'da kullanılan bir ritüeldi ve şuan Alon'un tanıdığı hiç kimsenin Doğu ile bir bağı yoktu.

Kısacası, ne ilki ne de ikincisi onun için geçerliydi... Alon bunu kendine defalarca hatırlattı.

Böylece ulaştığı sonuç şu oldu:

"Sanırım bugün sadece iyi günümdeyim.

"...Hepsi bu mu?"

"Hepsi bu. Büyümün güçlenmesi için bir sebep yok."

Bu bir inkardı.

"...Bugün Yutia'dan mektup geldiğini duydum. Gidip okuyayım."

Bu sözlerle büyü çalışmalarını bırakmaya karar verdi ve mektubu okumak için ofisine yöneldi.

✦ ✦ ✦

Kutsal Rosario Krallığı.

İmparatorluğun ötesinde yer alan ve güneşe baş tanrı olarak tapan Kutsal Bartiakan İmparatorluğu'ndan farklı olarak Rosario, ayı ve barışı simgeleyen tanrıça Sironia'ya tapar.

Başkentin doğusunda bulunan manastırın önünde, tüm binaları saf beyaz olduğu için Beyaz Şehir olarak bilinen şehirde, kutsal bir şövalye duruyordu.

Adı Roque'tu ve şehrin lakabına yakışır biçimde saflığı simgeleyen platin zırh giymişti.

Dikkatlice kapıyı açıp içeri girdi.

Kısa bir süre sonra, manastırın dışındaki Sironia heykelinin önünde beyaz saçlı bir rahibe gördü.

Düzgünce ütülenmiş cübbesini giyen ve dudaklarında nazik bir gülümseme taşıyan kadın, özellikle yüksek bir rütbeye sahip görünmüyordu.

Rosario'da, yüksek rütbeli kişiler her zaman omuzlarına ilahi lütuf kuşağı takarlardı, ancak bu rahibe takmamıştı.

Başka bir deyişle Roque'un önünde duran rahibe, kutsal şövalyeden açıkça daha düşük bir rütbedeydi.

"Selamlar, Rahibe."

Ama Roque, rahibeyi görür görmez hemen eğilip konuştu.

"Merhaba, Sör Roque. İyi misiniz?"

Rahibe, şövalyenin selamını nazik bir gülümsemeyle karşıladı.

Sıradışı bir durumdu.

Yine de, ne Roque ne de rahibe bu durum hakkında herhangi bir tereddüt ifadesi göstermedi.

Aksine, ikisine de son derece doğal geliyordu.

"Evet, sizin sayenizde doğudaki küçük bir köyde sekiz çocuğu ve yirmi beş kişinin hayatını kurtardım."

"Bu harika."

"Hepsi sizin sayenizde, Rahibe."

"Hiç de değil, onları kurtaran sizdiniz, Sir Roque."

Sesi yumuşaktı, ama Roque, kararından vazgeçmeyecekmiş gibi kararlı bir ifadeyle tekrar konuştu.

"Evet, onları kurtaran bendim. Ama hiçbir şeyim yokken yolu gösteren ve güç veren sizdiniz."

Aslında Roque her zaman kutsal şövalye değildi.

Sironia'nın sadık bir takipçisi olmasına ve kutsal şövalye olmayı arzulamasına rağmen, her kutsal şövalyenin ustalaşması gereken ilahi gücü kullanamıyordu.

Aslında, onu hissedemiyordu bile.

Bu yüzden tüm akranları ilahi gücü öğrenip kutsal şövalye olurken Roque uzun yıllar boyunca aday olarak kaldı.

Bu süre sekiz yılı aşkın sürdü ve ilahi gücü kullanamadığı için kutsal şövalye olmaktan vazgeçmek üzereyken, onunla tanıştı.

Her zaman sakin bir gülümseme taşıyan ve alevler gibi parlayan gözlere sahip olan o kadın, çaresizlik içindeki Roque'a ilk şu sözleri söyleyen kişiydi:

"Ay'a inan."

Roque başlangıçta ne demek istediğini anlamadı.

Ayın tanrıçası Sironia'ya inanmakla yalnızca aya inanmak arasındaki farkı göremiyordu.

Ama o sırada Roque çaresizdi ve bu sözlere sanki bir can simidiymiş gibi sarıldı.

Aya inandı çünkü o an çaresizliğin de ötesindeydi.

Ve birkaç gün süren kesintisiz duaların ardından, son 20 yılda bir kez bile ilahi gücü kullanamamış olan Roque, o gün ilk kez bu gücü kullanabildi ve sonunda kutsal şövalye oldu.

Roque hiç ulaşamayacağını düşündüğü ilahi güce aniden kavuşmanın sevinciyle coştu, ama bu sevinç kısa sürdü ve rahibeye dair şüpheler belirmeye başladı.

En azından, Rosario'da doğup büyüyen ve hayatını Sironia'ya adayan biri olan Roque için ilahi gücü kullanabilmek gerçekten sevinilecek bir şeydi.

Ama öte yandan, sapkınlık yoluna girip girmediğini merak etmeye başladı.

Sonuçta ilahi gücü kazanmasının sebebi Sironia'ya tapınması değil, 'Aya' inanmasıydı.

Ama ilginç bir şekilde zaman geçtikçe Roque'un şüpheleri yavaş yavaş dağıldı.

Sebebi basitti. 'Aya' inanarak kazandığı ilahi gücün, Sironia'ya tapınarak elde edilen ilahi güçten hiçbir farkı yoktu.

Bir tanrıya inanarak elde edilen tüm güçler, tek bir farklılık bile olmadan, tamamen aynı şekilde işliyordu.

Tanrıçanın adı altında ona verilen kutsal aletler de Roque'nin elinde parıldıyordu, bu da onun ilahi gücünün gerçek olduğunu kanıtlıyordu.

Yine de kalbindeki şüpheler sürdü ve sonunda Roque rahibeye neden ona 'Aya' inanmasını söylediğini sordu.

Ama onun cevabının sapkınlık, din ya da karmaşık teolojiyle hiçbir ilgisi yoktu.

"İnanç görünmeyene duyulan güvenden gelir, ama bu çok uzun sürer. Çoğu insan için, görebildikleri bir şeye inanmak çok daha kolaydır."

"Bu yüzden böyle bir öneride bulundum. Cennetteki tanrıça her zaman görünmeyebilir, ama ay her zaman yanımızdadır... ve sonuçta, tanrıça Sironia ayın ta kendisidir. "

Yalnızca inanç hakkında bir hikayeydi bu.

Bu, kalplerinde her zaman şüpheler taşıyan insanların ilahi olana daha sıkı inanmaları için bir yoldu.

Bu cevapla Roque kalbindeki şüpheyi sildi.

Ve rahibeye teşekkür etti.

Kendisi gibi şüphelerle dolu birinin ilahi olana inanmasına yardım ettiği için ona içtenlikle minnettarlık duyuyordu.

"Ah, minnettarlığınızı göstermek isterseniz, bizimle dua etmeye ne dersiniz? Dua zamanı yaklaşıyor ve birçok kişi çoktan toplandı."

"Memnuniyetle."

Roque onaylayarak başını sallayınca, rahibe yumuşak bir gülümsemeyle dua odasının kapısını açtı.

İçeride çoktan pek çok kişi oturuyordu.

İnananlar, çocuklar, adaylar, ziyaretçiler ve kutsal şövalyeler.

Her biri kendi duruşunu almıştı.

Kimileri oldukları yerde hareketsiz duruyordu.

Kimileri sandalyede oturuyordu.

Kimileri yere diz çökmüştü, kimileri de ellerini yanlarındakilerle birleştirerek sadece başlarını öne eğmişti.

Ama hepsinde ortak olan tek bir şey vardı. Dua salonundaki herkes saygıyla hareketsiz duruyordu.

Tek bir ses çıkarmadan başlarını eğiyor ve gözlerini kapatarak dua ediyorlardı.

Ve rahibe, ibadet edenlerin arasından geçerek salonun önüne ulaştığında...

Hayır.

"Şimdi-"

Yüzünde nazik bir gülümsemeyle konuştu.

"Hep birlikte dua edelim."

Yutia Bludia, kırmızı gözleri hafifçe parıldayarak, vitray pencerelerden içeri sızan ay ışığına sırtını dönerek konuştu.

"Yüce Ay'a."
Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap