Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 9

Hala biraz ağır olan gözkapaklarımı açtığımda, pencereden ışık süzülüyordu. Tanımadığım bu odaya dalgın dalgın bakarken, uyanan zihnim sonunda dünün olaylarını hatırladı...

Evet... Başka bir dünyadayım. Geriye dönüp baktığımda, gerçekten çılgın bir gündü.

Kahramanın çağırılmasına karıştım, öteki dünyanın tarihini öğrendim, daha önce tanışmadığım bir Şeytan ile aya gittim, yine o Şeytan tarafından zorla kaçırıldım ve farkında olmadan uyuyakaldım. Arehh? Başını bir kenara bırakırsak, o çılgın günün büyük bölümü baby castella'nın tecessüm etmiş halinin yüzünden değil mi? Aslında odama nasıl döndüğümü hatırlamıyorum. Yatağımda ne kadar uyudum acaba?

"Geri döneceğim, tamam mı?"

Bildiklerimi bir kez daha gözden geçirelim. Burası şu an bize bakan Düşes Lilia Albert'in malikanesi ve çalışanlarının evi. Kısacası, o Şeytan bu malikaneye yabancı biri. Bir kez daha tekrarlamanın gerçekten önemli olduğunu hissediyorum, o bu malikaneye yabancı biri. O küçük Şeytan kız gerçekten canı ne isterse onu yapıyor.

Peki dün bir Şeytan'ın buraya izinsiz girdiğini Lilia-san'a ve diğerlerine söylemeli miyim? Bu dünyanın temel kurallarını hala tam olarak kavrayamamış olsam da, Düşes'in ikametgahına izinsiz girilmesinin oldukça büyük bir sorun olacağını kolayca tahmin edebiliyorum. Kuro'nun söylediklerine inanırsak, buraya yasadışı yollarla sızdı çünkü beni görmek istedi. Üstelik bana da hiçbir zararı dokunmadı. Sadece baby castellalardan dolayı küçük bir travma geçirdim.

Bu durumda, her ne kadar son derece rahatsız edici olsa da… içgüdülerim bana, bunu ihbar etsem ve buradaki güvenlik önlemleri artırılsa bile, Kuro’nun yine dün geceki gibi kaygısız gülümsemesiyle karşımda belirmeye devam edeceğini söylüyor. Öyleyse… Şimdilik bekleyip görmeli miyim? Her halükarda, Kuro kötü bir kız gibi görünmüyor ve kaybolduğumda beni kurtardığı için ona minnettarım.

Ah, ama sabah ilk iş olarak dün geceki gürültüyü sorma ihtimalleri var…

Tam bunu düşünürken kapı çalındı, kahvaltının hazır olduğu haberi geldi. Şimdilik, Kuro hakkındaki düşüncelerimi bir kenara bırakıp odadan çıkarak yemek salonuna doğru yola çıktım.

Kahvaltımız basit bir Batı tarzı kahvaltıydı, ama bembeyaz ekmekle servis edildi. Bana bu dünyada yeni yılın ilk öğününde beyaz ekmek yemenin gelenek olduğunu açıkladılar. Onu nasıl bu kadar beyaz yaptıklarını bilmiyorum, ama tadı sade tereyağlı çörek gibiydi.

[Hepiniz dün iyi uyudunuz mu?]

[Ah, evet.]

[Ben de dün çok yorulmuştum, hemen uyuyakaldım.]

[......]

Lilia-san'ın aniden böyle bir şey sormasını duyunca, kafamın içinde yüksek sesle çığlık attığım görüntü aklıma geldi ve hemen cevap veremedim.

[...Kaito-san?]

[Ah, yatmadan önce biraz balkonda ayı seyrettim.]

[Evet, dün gece ay gerçekten güzeldi, değil mi? Ben de gece esintisinde dinlendim, Cennet Ayı'nın 30. gününe yakışan gerçekten huzurlu bir geceydi.]

[...E-Evet, öyle.]

Arehh? Huzurlu bir gece mi? Tuhaf... Lilia-san'ın odası çığlıklarımı duyamayacak kadar uzakta mı? Sanki aynı şeyi düşünmüyoruz...

Bu soru zihnimde tam şekillenemeden Kusunoki-san konuştu.

[Bu arada, bugün bu dünyada yeni yıl, değil mi? İnsanlar bu vesileyle özel bir şeyler yapıyor mu?]

[Bir düşüneyim... İnsanlar arasında yeni yılın ilk üç günü dışarı çıkmak yerine evde geçirmek normaldir. Sonrasında yeni yıl kutlaması yapılır. Bölgesel farklılıklar da var ama---]

Bu dünyada da Japonya'daki gibi pek çok işyerinin kapandığı bir gelenekten söz ediliyordu. Sonra, Lilia-san'ın anlattıklarından, Tanrıların kutsamalarını alacakları Shinnenkai[1] gibi bir etkinlik olacağını öğrendim.

Tanrıların kutsaması, insanların tapınaklara gidip Tanrılardan sağlık ve başarı diledikleri hatsumode[2] benzeri bir etkinlik. Bölgeye ve orada ikamet eden Tanrı türüne göre çeşitli biçimler alıyor.

[Örneğin burada, "sağlık" ve "adalet" tapınaklarının bulunduğu kraliyet başkentinde, yeni yılda sağlık ve huzur için kutsama almak yaygındır. Ama "bereket" tapınaklarının bulunduğu bölgelerde bol hasat için kutsama alabilirler. Bunu söylemiş olsam da, sadece kraliyet ailesi ve soylular Tanrıçalarla yüz yüze görüşüp kutsamalarını alabilirler, dolayısıyla halk için bu temelde rahiplerden kutsama istemek gibidir.]

İnsanların büyük çoğunluğunun kutsama alacağı söyleniyor, ama bu dini inançlarının gücüne göre de değişiyormuş. Ancak bu yalnızca İnsan ırkının geleneğiydi, Tanrılar ve Şeytanlar için geçerli değil.

Tanrılar genellikle Yaratıcı Tanrı'ya dua ederek günü geçiriyor, hatta yemek bile yemiyormuş.

Şeytanlar ise yeni yılın ilk gününde, Altı Kral'a şükranlarını sunmak için önceden belirlenmiş yiyeceklerden sadece birini yedikleri söylenir.

[Bu arada, hepiniz zaten biliyorsunuzdur ama Luna Şeytanların geleneklerini takip ediyor.]

[Eh? Luna-san, Şeytan mısınız!?]

[Hina-san'ın sorusuna, evet de diyebiliriz, hayır da.]

[Basitçe söylersek, ben İnsan-Şeytan meleziyim.]

Lilia-san’ın aniden söylediği sözler bizi şaşırttı, ama konunun kahramanı Lunamaria-san sanki bu çok doğal bir şeymiş gibi cevap verdi. İnsanlar ve Şeytanların dostane ilişkiler kurduğu bu dünyada, melezlerin nadir olmadığı ve pek de alışılmadık sayılmadığı anlaşılıyor.

[Belirtmek gerekirse, İnsan ve Elf kanının dörtte birini, Şeytan kanının ise yarısını taşıyorum. Bu yüzden kulaklarımda Elf soyumun izleri görülüyor.]

[Hoeehh~]

Bunu söyleyen Lunamaria-san saçlarını kenara çekip kulaklarını gösterdi. Gerçekten de Lunamaria-san'ın kulakları biraz sivri, ama aklımdaki Elf kulakları kadar uzun değil.

Anlıyorum, ırklar arası etkileşimin geliştiği bu dünyaya özgü bir şey bu. Aslında Lunamaria-san, öteki dünyanın unsurlarını bir arada barındıran bir figür gibi.

[Öteki dünya insanlarının karma ırklara karşı nispeten hassas olduğunu duydum, ama bu malikanede çalışanların yaklaşık üçte biri melez ve bu dünyada çok yaygınlar.]

Şaşırdığımızı anlamış olmalı ki Lilia-san gülümseyerek bunun olağan olduğunu açıkladı. Fantastik novellerde karma ırk baskısına sık rastlandığı doğru, bu yüzden önyargılı bir bakış açısı edinmiş olabilirim. Onlara karşı kaba davranmamak için bu düşünceyi düzeltmeye çalışacağım.

Bu arada Lilia-san safkan bir insan, ama atalarını pek bilmediği için zoraki bir gülümsemeyle geçiştirdi.

[...Neyse, Luna'nın yeni yılı Şeytan Alemi geleneklerine göre geçirmesinin nedeni basit. Luna, söylemek istediğin bir şey var mı?]

[Tüm bu yiyecekleri, saygıdeğer Yeraltı Kralı-sama adına sunuyorum!]

[…Bu arada, bu yiyecekler aslında Altı Kral’dan herhangi birinin adına sunulacaktı…]

[ [ [ ...Ah. ] ] ]

[Bu yıl Yeraltı Kralı-sama'nın adına belirlenen sunum çeşidi 67...]

[Yeter. Luna, o kısmı açıklamana gerek yok.]

Lilia-san bitkin bir ifadeyle söylerken, fanatik hevesle yanıt verdi.

-Hem de bu kadar farklı çeşit sunum! Ah, evet, Şeytanlar arasında pek çok farklı tür var, değil mi? Vücut yapıları nedeniyle yiyemeyecekleri şeyler de olabilir, belki bunu hesaba katıyorlardır. Ama Yeraltı Kralı'na sunulan yiyecek çeşitlerini ezberleyen Lunamaria-san'dan biraz ürktüm...

✦ ✦ ✦

Kahvaltıyı bitirip dünkü aynı odada bu dünyayla ilgili anlatımı dinlerken, Lilia-san aniden bir şeyi hatırlamış gibi konuştu.

[Ah, söylemeyi unuttum... Daha sonra hepiniz, soylular ve saray mensupları gibi, bir Tanrıça'dan bizzat kutsama alacaksınız. Bunun nedeni Kahramanların yerel hastalıklara karşı daha hassas olduğu söyleniyor, bu yüzden sağlık kutsaması almanız garanti ediliyor.]

Bu dünyada bağışıklık kavramı var mı bilmiyorum ama farklı ortamlarda ve iklimlerde yaşadığımız doğru, dolayısıyla adını duyunca sağlık kutsaması önemli geliyor. Hem, başka bir dünyaya gelip salgından ölmek istemiyorum.

[Hanımım bir kez olsun "Aşk" ya da "Evlilik" kutsaması alsa iyi olmaz mıydı?]

[...Luna, ne söylediğini gayet iyi anlıyorsun, değil mi?]

[...Ahhhh! Bu arada, siz daha önce iki kez--- Gufuaahh!?]

Az önce ne oldu? Lunamaria-san konuşurken, Lilia-san ayağa kalktı ve sanki Lunamaria-san’ın karın bölgesine dünyayı sarsacak bir hızla yumruk attığını hissettim. Dürüst olmak gerekirse Lilia-san'ın eli kayboldu gibi göründü, Lunamaria-san ise karnını tutarak dizlerinin üzerine çöktü...

[...Bir şey mi dedin?]

[...B-Beklendiği gibi... Hanımım... Becerileriniz hiç zayıflamamış...]

Lilia-san yüzünde korkutucu bir gülümsemeyle konuşurken, Lunamaria-san dersini hiç almamış gibi görünüyordu. Üçümüz birbirimize fısıldaşarak bu ikisinin gerçekten iyi dost olduğunu düşündük.

[…Bunu gördün mü?]

[Hayır, hiç göremedim.]

[Acaba Lilia-san aslında çok güçlü biri mi...]

Az önce gördüğümüz... daha doğrusu hiç görmediğimiz şeyi aramızda fısıldaştık.

[Ey allam, gerçekten de--- Hyahh!?]

[ [ [ !? ] ] ]

[Ah, hayır, öyle değil, hepiniz! Az önce o, şey, err...]

Bir Düklüğün hanımına yakışmayacak kadar sert olan yumruklarına bakarak farkında olmadan biraz geri çekildik. Lilia-san telaşla bize dönerek açıklamaya başladı.

[Ö-Önceden Şövalye Birliği'nde çalışma deneyimim var... Dövüş sanatlarında biraz deneyimim var... şey...]

[Soylu unvanını almadan önce, Hanımım Krallık Şövalye Birliği'nin İkinci Bölüğü'nün "Bölük Komutanı"ydı.]

[ [ [ Eeehhh!? ] ] ]

[Dediğim gibi, neden gereksiz bilgiler ekliyorsun!?]

Nazik ve ağırbaşlı ayrıcalıklı bir Düşes olduğunu sanıyordum, ama beklenmedik şekilde dövüşçüymüş.

Ardından, yediği dayağın intikamını almak istercesine, Lunamaria-san Lilia-san'ı kızdıracak bir şey bulmuş gibiydi ve iğneleyici bir gülümsemeyle o bilgiyi ekledi.

[…Hatırladığım kadarıyla, Lilia-san kraliyet ailesinin bir üyesi, değil mi? Demek sen bir dövüşçüsün…]

[Kaito-san!? H-Hayır, annem bana hem edebi hem de askeri sanatlarda öğrenim görmemi söyledi, o yüzden sadece kısa bir süre üye oldum!]

[…Yani çok kısa bir sürede Bölük Komutanı mı oldun? Bu gerçekten harika, değil mi?]

[Aoi-san da mı!? H-Hayır, bakın, bu kadar çabuk terfi etmemim sebebi garip soyumdan kaynaklanıyor…]

[…Bu arada, savaşteki yetenekleri sayesinde "Beyaz Gül Valkyrie" olarak tanınır. Bu unvanını daha somut bir şekilde açıklamak gerekirse, tek başına atıyla bir haydut çetesini yok edebiliyor ve bir canavar sürüsü bile onun karşısında kan gölüne dönüşüyor… Terfi hızı gerçekten olağanüstü.]

[Luna!]

[...Lilia-san belki de korkunç biridir he...]

[Hina-san!? Yanılıyorsun! Bu, çevremdeki insanlar bunu eğlenceli bulup hikayeyi olması gerekenden daha fazla abarttıkları için oldu! Lütfen bana öyle korkuyla bakma!]

Gerçekten telaşlı olan Lilia-san'ın aksine, Lunamaria-san açıkça eğleniyor ve daha fazla bilgi ekliyor. Ancak, açıkça inkar etmediği ve gerçekten telaşlı olduğu için… muhtemelen abartı değil, gerçek bir hikayeydi.

[Bu arada, Hanımım'la ilk tanıştığım an Krallık Şövalye Birliği üyelerinin yıllık beceri yarışmasıydı.]

[Luna... Lütfen. Lütfen anlatma.]

[O zaman ben hala maceracı taklidi yapıyordum ve turnuvayı izlemek için kraliyet başkentine uğramıştım. O sırada yalnızca 14 yaşında olan bir kızın güzel kılıç darbelerini göstererek yarışmada üstünlük sağladığını görmek muhteşemdi.]

[Dur... Duuurrrr... Bu, başkalarıyla konuşulacak bir şey değil…]

Nedense Lilia-san’ın oldukça karanlık bir geçmişi var; sanki efendi ile hizmetkarın rolleri tersine dönmüşçesine, Lunamaria-san’a sarılıp durmasını yalvarıyordu. Açıkçası ona acıyorum, ama onun adına konuşamam çünkü her şeyden çok hikayesinin içeriğini merak ediyorum. Özür dilerim, Lilia-san.

[Ama rakibi deneyimli şövalyelerden biri! Beşinci turda bir savaşçının darbesiyle Hanımım'ın kılıcı kırıldığında... Seyirciler, ben de dahil, bunun Hanımım'ın yenilgisi olduğunu düşündük.]

[...Öyle değildi... O sadece ilk kez katılan birinin heyecanıydı...]

[Ama o anda, Hanımım hemen kılıcını fırlattı ve başına doğru savrulan eğitim kılıcı "büyü gücüyle sarılmış iki yumruğu arasında ezildi!!"]

[ [ [ Eh? ] ] ]

[Bir an bile durmadan, zırhlı rakibinin koynuna daldı ve hemen saldırıya geçti! İnsana benzemiyordu. Sanki birden Ogre'ye dönüşmüş gibi "düşmanın zırhını parçalayan yumruklar" savurarak zafer kazandı.]

[ [ [ Ehhhhhh!? ] ] ]

[Lütfeeeen… Artık dur… Cidden…]

[Işıltılı bir gülümsemeyle yumruğunu kaldıran Hanımım'ı gördüğümde, ona hizmet etmek istiyorum diye düşündüm.]

[Ahhhhhh...]

Lunamaria-san hikayeyi parlak bir ifadeyle anlatırken gerçekten gençleşmiş gibiydi. Lilia-san yüzünü kapayıp masaya çöktü, kulakları kızarmıştı.

Lunamaria-san… Gerçekten acımasızsın. Ona yardım etmeden o kahramanlık öyküsünü dinlemek kabalık olabilir, ama güzel kadın o kadar utanmıştı ki, yüzü kıpkırmızı oldu ve ben istemeden de olsa bunu gerçekten sevimli buldum.

[...Yanlış anlıyorsunuz... O sadece anlık bir heyecandı...]

[Bu arada, o an aynı zamanda o dönemde ailesinin seçtiği "nişanlı adayının niyetlerini" de paramparça etti ve bundan sonra nişanlanma konuşmalarının bir daha yapılmamasına karar verildi.]

[ [ [ ......... ] ] ]

Sözlerim tükendi. Lütfen artık kes şunu, Lunamaria-san! Lilia-san'ın canı kalmadı!? Zaten ağlamak üzere!

O sessiz odada yalnızca Lilia-san'ın "Öyle değil..." diye mırıldanan sesi duyulurken, Lunamaria-san nedense bana baktı ve masaya kapaklanmış Lilia-san'ı işaret etti.

Eh? Ne? Yarattığın karmaşayı toparlamamı mı istiyorsun? Ne kadar saçma! Neden Kusunoki-san ve Yuzuki-san da bana bakıyor? Olmaz dedim, bu durumda bu kadar şey istemek gereğinden fazla!

Ama yine de. Bu tamamen o işe yaramaz hizmetçinin suçu olduğu kesin, ama konuşmayı yarıda kesmediğim için ben de hafifçe suçluluk hissediyorum. Ve sessizliklerinin yarattığı baskıya ve çoğunluğun kararına karşı koyamayan iradesiz bir ahmak olduğum için, başka seçeneğim yok.

[...E-Şey, Lilia-san?]

[…Uuuhh…Kaito-san…Öyle değil. Ben "ne kan ne de gözyaşı döken şiddet dolu bir kadın" değilim…ya da "Beyaz Gül’ün dikeni bir ejderhanın dişi kadar keskin" değil…Öyle değil.]

Ah, görünüşe göre geçmişte çok alay edilmiş olmalı… zaten travma yaşamış. Bana güvenen o gözler gerçekten sevimli... Dur! Şey, durumu kurtarmam lazım, durumu kurtarmam...

[A-Anlıyorum! Sorun yok, sadece biraz şaşırdık, Lilia-san'ın gelişigüzel şiddet kullanacak türden biri olduğunu düşünmüyoruz!]

[Hıçkırık... Gerçekten mi?]

[Tabii! Hem 14 yaşında olan bir şeyi anlatıyoruz, değil mi? O yaşta ilk kez bir turnuvaya katılıyordun, bu yüzden çaresizce savaşman çok doğal. Sadece bir dizi tesadüf sonucu kazandın…]

[Bu arada, turnuvanın sonunda "ikinci" oldu.]

Fazladan bilgi eklemeyi bırakıp bir an için çeneni kapatır mısın, seni işe yaramaz hizmetçi?

[N-Neyse, tanışalı daha bir gün oldu ama Lilia-san’ın iyi kalpli olduğunu biliyorum. O zamanlar neler olduğunu bilmiyor olabilirim… ama sırf geçmişte yaşananlar yüzünden Lilia-san’dan korkmuyorum.]

[Uhhhh... Kaito-san...]

D-Durumu iyi kurtardım mı? Hey, o baş parmak da ne, işe yaramaz hizmetçi!?

Yarattığı karmaşayı bana temizlettikten sonra iyi iş çıkardığımı söylemek istercesine bana bakması canımı sıktı, bu yüzden konuşmamızın yönünü biraz değiştirmeye karar verdim.

[…Bunu bir kenara bırakalım. Biliyor musun… Lilia-san, bu senin suçun mu ki?]

[...Eh?]

[...Hah?]

[Bak, herkesin geçmişte kimsenin bilmesini istemediği bir iki başarısızlığı vardır. Bunları başkalarına bu kadar neşeyle anlatmak kesinlikle korkunç bir şey, değil mi? Bence bu, sadece özür dileyip kurtulabileceğin bir şey değil.]

[E-Şey, Miyama-sama? Miyama-sama?]

[...Bu durumda böyle alçaklar varsa, onları yargılayan sen olmalısın. Lilia-san iyi kalpli biri olabilir ama böyle bir durumda bir kez kesin olarak cezalandırmak normal karşılanabilir.]

[...Gerçekten öyle.]

Mümkün olduğunca nazik bir sesle, Lilia-san bunun hiç de kendi suçu olmadığını doğruladı. Lilia-san'ın gözyaşları durdu ve tersine, Lunamaria-san'ın yüzü soldu. Ancak, o zaten hak ettiğini buluyor.

[Şey, özür dilerim. Görünüşe göre kahvaltıda biraz fazla yedim... O yüzden gidip biraz yürüyüş yapacağım, sonra konuşuruz… Kusunoki-san, Yuzuki-san, evi biraz gezmek ister misiniz?]

[...Haklısın.]

[Ben de katılıyorum.]

Lilia-san bir şekilde bizi endişelendirmemeye çalışıyor, bunun çoğu da sadece olacaklardan korktuğumuz için. Bu yüzden Lilia-san mümkün olduğunca bizim önümüzde sinirlenmemeye çalışıyor.

Konuşmayı erken kesip, bilerek Kusonoki-san ve Yuzuki-san'ı çağırarak kapıya doğru yöneldim. Gözümün ucuyla, Lilia-san'ın koltuğundan kalktığını ve Lunamaria-san'ın yüzünün beyazdan maviye döndüğünü görebiliyordum.

[E-Şey, size rehberlik edeyim---

"Ah, yolu kendimiz öğrenelim, rehbere gerek yok."

--- !?]

[...Lu~ na~]

[Hiiiii!? H-Hanımım... E-Şey...]

Cehennemin derinliklerinden yankılanan ürkütücü bir ses duyduğumu sandım ama odadan geriye bakmadan çıktım. Kısa bir süre sonra, sanki biri bir yırtıcı hayvan tarafından saldırıya uğramış gibi bir çığlık duydum, ama o sesin kime ait olduğunu tam olarak bilmiyorum, muhtemelen sadece hayal gücümdü.

Sevgili Anne, Baba ---- Lilia-san çok iyi kalpli ve sevimli biri. Ama ---- o tam anlamıyla bir dövüşçü.

Dipnotlar
  1. [1] ↑Japonya'da Ocak ayı başında, genellikle iş arkadaşları, arkadaşlar veya aile arasında yeni yılı kutlamak, tebrikleri paylaşmak ve bağları güçlendirmek amacıyla düzenlenen geleneksel "Yeni Yıl partisi"dir.
  2. [2] ↑Japonya'da yeni yılın (genellikle 1-3 Ocak) ilk günlerinde Şinto tapınaklarına veya Budist tapınaklarına yapılan ilk ziyarettir.
Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap