Ekip Alımı🎉 Ekibimize Katıl!
Çevirmen ve editör arıyoruz. Novelci ekibinin bir parçası olmak ister misin?Başvur →

Bölüm 56

Kutsal Ağaç Festivali'ne katılmaya karar vermemizin üzerinden iki gün geçti ve bugün Ateş Ayı'nın 18'i.

Lunamaria, Kutsal Ağaç Festivali’nin kesin tarihini kontrol edecek ve binmemiz için bir uçan ejderha ayarlamak da dahil olmak üzere ihtiyacımız olan her şeyi hazırlayacağını söyledi. Şimdilik tek yapmamız gereken beklemek.

Bu arada, Kuro'nun daha önce yazdığı kitap sayesinde, Kusunoki-san ve Yuzuki-san artık büyü güçlerini başarıyla kullanabiliyorlar.

Bugün büyülerini etkinleştirmeyi denemeye başladıklarını duydum, ama... onlar da benim gibi başka bir dünyadan geldiklerine göre, acaba sıra dışı bir tür büyü mü kullanacaklar?

Düşüncelere dalmış bir şekilde koridorda yürürken yemek odasına doğru ilerledim. Erken uyanmıştım ve yalnız olacağımı sanıyordum, ama içeri girdiğimde içeride birini gördüm. Refleks olarak başımı eğdim.

[Günaydın.]

[Umu, oldukça erkencisin. Bu sahip olunması gereken iyi bir tutum, Miyama. İnsanların sınırlı bir zamanı vardır, bu yüzden onu boşa harcama.]

[....................]

Kapıyı sessizce kapattım.

Bu çok tuhaf... Burada olmaması gereken birinin burada olduğuna dair garip bir his var içimde. Yanlış kapıyı mı açtım? Öyle olmalı... Pekala, daha fazla özgüvenle tekrar deneyelim!

[......Ne halt ediyorsun sen?]

[Bunu benim demem gerekirdi... Neden buradasın "Chronois-san"...]

Evet, yemek odasındaki masada oturan kişi, Kahramanlar Festivali dışında İnsan Alemi'ni nadiren ziyaret etmesi gereken Yüce Tanrı... Zaman Tanrıçası Chronois-san'dı. Ve dünyanın en normal şeyiymiş gibi öylece rahat rahat çay içiyordu.

Ona nasıl hitap ettiğime gelince, Yaratılış Tanrısı Shiro-san'a önceki konuşmalarımızda adıyla hitap etmiştim ve Chronois-san da ondan bahsederken "-sama" ekini kullanmama izin vermeyeceğini kesin bir dille belirtmişti. Bu yüzden ona sadece adıyla -- Chronois-san diye -- hitap etmeye başladım.

[Ben mi? Lilia'nın isteği üzerine buradayım. Herhangi bir sorun çıkarsa beni çağırmasını söylemiştim... Şey, bunun bu kadar çabuk gerçekleşmesini beklemiyordum, üstelik en kötü durum senaryosu yüzünden olacağını da hayal etmemiştim...]

[Olamaz, bir şey mi oldu!?]

[................]

[Eh? Ummm... Chronois-san?]

Chronois-san acil bir durum çıkmış gibi konuşunca, Yüce Tanrı Chronois-san'ın varlığını gerektirecek bir şey olmalı diye düşünerek hızla sordum... Ama Chronois-san bana tamamen inanamıyormuş gibi bir bakış attı ve kırmızı ve mavi heterokromatik gözlerini bana çevirerek iç çekti.

[Şey, Lilia'nın senin yüzünden yaşadığı sıkıntıyı anlayabiliyorum sanırım. Buraya kendini soktuğun o durum yüzünden geldim... Ölüm Kralı ile tanıştığını duydum?]

[Eh? Ah, evet. Isis-san ve ben iki gün önce arkadaş olduk.]

[Seni bağlarla kutsayan o gücün lanetten farksız resmen. Ölüm Kralı'nı bu kadar çabuk nasıl bulabildin ki...?]

[H-Hayır, Isis-san ile karşılaşmam tamamen tesadüftü...]

[Biliyorum. Ama yine de, birinin yirmi günden az bir sürede Altı Kral'dan ikisiyle tanışması alışılmadık bir durum... özellikle de Ölüm Kralı ile. Yeraltı Kralı seni onunla tanışman için zorlamadı, değil mi?]

[......Evet.]

Bu doğru bir nokta ve gerçekten aksini iddia edemem.

Dikkatlice düşündüğümde, bu dünyaya geldiğimden beri tanıştığım insanlar etraftaki en güçlü bireylerden bazıları, çoğu da en yüksek güç pozisyonlarına sahip... Bazı durumlarda buna şans diyebilirsiniz ama aynı derecede talihsizlik olarak da görülebilir. Neden birisinin bunu lanet olarak tanımlayabileceğini anlayabiliyorum.

Ama bir şey daha eklememe izin verin -- tanıştığım o çılgın varlıklar grubunun bir parçası da sen değil misin?

[Dahası, herkes arasından bula bula Ölüm Kralı ile tanışmış olman... Dünya Kralı gibi biri olsaydı onunla konuşmak daha kolay olurdu...]

[Isis-san gerçekten herkes tarafından bu kadar korkulan biri mi?]

[O hem iyi hem de kötü anlamda saftır. Altı Kral'ın diğer üyelerine kıyasla onunla başa çıkmanın çok daha zor olmasının nedeni de budur. Çoğu zaman hiç mantıklı davranmıyor.]

[....................]

Chronois-san'ın sözlerini duymak bende karmaşık bir his bıraktı.

Henüz Isis-san ile pek fazla kelime alışverişinde bulunmadığımı biliyorum ama onun kötü biri olduğuna inanmıyorum.

Isis-san benimle konuşurken gerçekten mutlu görünüyordu... Bu muhtemelen bunca zamandır yalnız kaldığını gösteriyor ve Empati Büyüm aracılığıyla hissettiğim duygulardan bunu sezebiliyordum.

Ölüm büyüsü yüzünden hem Şeytan Alemi hem de İnsan Alemi tarafından bir canavar olarak korkulmak ve sürekli korku dolu gözlerle bakılmak-- onun için nasıl bir şey olduğunu hayal bile edemiyorum.

Bu yüzden Chronois-san'ın Isis'in kötü biri olduğuna dair yorumuna katılamadım ve sessiz kaldım.

Chronois-san biraz etkilenmiş gibi görünerek bir kez başını salladı ve tam o anda önümde mavi bir kuş belirdi.

[......Eh?]

[......Bir sinek kuşu... İti an çomağı hazırla, ha.]

[Eee, bu da ne?]

[Bunu, haberci kuşlar tarafından teslim edilen kısa bir mektup gibi, büyü gücüyle uzun mesafelerden iletişim kurmanın pratik bir yolu olarak düşün. Dokunursan mesajı görünür.]

Mavi kuşun aniden ortaya çıkmasıyla irkildiğimde Chronois-san bana hızlıca bir açıklama yapıyor.

Ha? Sinek kuşu... Bunu daha önce nerede duymuştum? Kuro bahsetmemiş miydi?

Bu terimi nereden duyduğumu hatırlamaya çalışarak başımı yana eğerken, dokunduğumda mavi kuş kayboluyor ve havada soluk mavi büyülü harfler beliriyor.

"......Bugün...... öğleden sonra...... sana...... geliyorum."

Bu cidden çok korkutucu!!! Bana lanetli bir mektup mu gönderdi!?

H-Her neyse, görünüşe göre bu mesaj Isis-san'dan gelmiş ve görünüşe göre bugün ziyarete geliyor.

Chronois-san mesaja bir göz attı ve "Gelmem iyi bir karar olmuş galiba ha," diye mırıldanarak Lilia-san'ın odasına doğru gitmek üzere oturduğu yerden kalkıp yemek odasından ayrıldı.

Öğlen saatini çoktan geçmiştik ve Lilia-san, Lunamaria-san, Chronois-san ve ben, Isis-san'ın gelişini karşılamak için malikanenin girişinde toplanmıştık.

Kuro'yu karşıladığımız zamanla tam bir tezat oluşturuyor --- bu sefer çok daha küçük bir grubuz. Chronois-san, Kusunoki-san ve Yuzuki-san da dahil olmak üzere zayıf iradeli olanlara ve az büyü gücü olanlara odalarında kalmalarını emrettiği için burada pek fazla kişi yok.

Lilia-san ve Lunamaria-san'ın ikisinin de endişeli hissetmelerinden mi kaynaklanıyor emin değilim ama Isis-san'ın her an gelmesini beklerken bembeyaz ifadelerle duruşlarını sürekli değiştiriyorlar, açıkça diken üstündeler.

[...Endişelenmene gerek yok, Lilia. Sadece beni takip et.]

[C-Chronois-sama...]

Chronois-san sadece havalı erkeklerin söyleyeceği türden sözlerle Lilia-san'ı sakinleştiriyor ve Lilia-san ona güven dolu gözlerle bakıyor.

Görünüşe göre Lilia-san ve Chronois-san önceki konuşmalarından kaynaklanan bir tür sessiz anlayışı paylaşıyorlar... Üst kademelerle olan sorunları konusunda birbirleriyle empati kurdukları için mi emin değilim ama Lilia-san'ın Chronois-san'a epey güvendiği ortada.

Gergin bir atmosferde beklerken geçidin etrafında mavimsi beyaz bir ışık belirdi ve o ışığın içinden Isis-san çıktı.

Daha önce giydiği aynı gotik-lolita tarzı elbiseyle, yavaşça hareket ederek bana doğru süzülmeye başladı.

Vücudum son buluşmamızdan bu yana onun ölüm büyüsüne alıştığı için mi bilmiyorum ama o zamanki gibi hissetmiyorum... Yine de, sürekli titreyen Lilia-san ve Lunamaria-san'a bakılırsa, ölüm büyüsü bu mesafeden bile onlara ulaşıyor gibi görünüyor.

Ve sahip olduğu o havalı tavırla Chronois-san, Lilia-san'ı Isis-san'ın ölüm büyüsünden korumak için doğal bir şekilde araya girerek onu arkasına alıyor.

Isis-san beni fark ettiğinde yüzüne mutlu bir ifade yayılıyor ve yanıma ulaşmak için adımlarını hızlandırıyor.

[...Kaito... merhaba... özür dilerim... aniden ziyaret ettiğim için... Rahatsızlık vermiyorum, değil mi?]

[Merhaba... Rahatsızlık falan verdiğin yok. Seni tekrar görmek güzel Isis-san.]

[...Ahh... Unnn.]

Isis-san çekingen bir şekilde sorduğunda onu bir gülümsemeyle karşıladım.

Açan bir çiçek gibi parlak bir şekilde gülümsedi ve mutlulukla başını salladı... Tahmin ettiğim gibi, onu kötü biri olarak gerçekten hayal edemiyorum.

[Görüşmeyeli uzun zaman oldu, Ölüm Kralı.]

[......Chronois? ...... Senin burada...... ne işin var?]

[Buranın sahibini tanıyorum...... Her neyse, görünüşe göre oldukça makul bir saatte gelmişsin.]

[......Lillywood dedi ki...... öğle civarı ziyaret etmek kaba olurmuş...... ve sonrasını beklemeliymişim.]

[Anlıyorum, bu Dünya Kralı'nın tavsiyesi, ha... Altı Kral'ın vicdanlısından da bu beklenirdi.]

Chronois temkinli bir ses tonuyla Isis'le konuşuyor ama Isis hiç rahatsız olmuş gibi bir belirti göstermeden cevap veriyor.

[Her neyse, bugün buraya neden geldin?]

[......Kaito'yu...... ziyarete geldim...... Ah, Kaito...... Al...... Sana birkaç hediye getirdim.]

[Eh? Çok teşekkür ederim. Zahmet verdim.]

Isis-san bunu sanki yeni hatırlamış gibi söyledi ve ardından meyve ile dolu gibi görünen bir sepet uzattı. Ev sahibini hiçe sayıp kabul etmeli miyim diye düşünürken, Chronois-san'ın arkasında bembeyaz olmuş, titreyen Lilia-san'ı fark ettim. Bu yüzden hediyeyi kabul edip teşekkür etmeye karar verdim.

Bunun üzerine Isis-san mutlu bir şekilde gülümsedi, yanakları hafifçe kızardı ve konuştu.

[......Eğer bu seni mutlu ettiyse... o zaman ben de... mutluyum.]

[......Bu kadın benim bildiğim kişi mi gerçekten ya?]

Utangaçça parmaklarını birbirine değdirip, sevimli bir şekilde gülümseyen Isis-san'a bakan Chronois-san'ın yüzünde nedense afallamış bir ifade vardı.

Sevgili Anne, Baba --- Önce Chronois-san belirdi, sonra Isis-san geldi ve bunu nasıl söylesem --- yine gürültülü bir gün olacak gibi.

Romana Dön

Bunları da Beğenebilirsin

Bu bölüme tepkin neydi?

Yorumlar

Tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap