Bölüm 48
Öğle yemeğini bitirdikten sonra ikimiz de masadan kalktık ve hesabı ödemeye yöneldik.
Yemek tezgahları normalde aldığın şeyin karşılığını hemen ödediğin yerlerdir ve bu dükkan da bir istisna değildi ------ genellikle ücretin peşin ödendiği bir yerdi. Ancak dükkan sahibi teyzenin müdavimi olan Kuro'ya güveni tam gibi görünüyordu, bu yüzden Kuro'nun hesabı sonra ödemesinde hiçbir sakınca yoktu.
[Yemek için teşekkürler~~ Çok lezzetliydi.]
[Ah, Kuro. İşte para.]
[Eh? Sorun değil. Seni ben davet ettim, o yüzden ben ödeyeceğim~~]
[Hayır, bunu ne kadar istesem de... Yapamam... ]
Ödemek için teyzeye doğru yürürken cüzdanını çıkaran Kuro'ya seslendim ama hesabı kendisinin ödeyeceğinde ısrar etti. Ancak bu sadece sıradan bir gezinti olsa da ve Kuro benden daha yaşlı olsa da, küçük bir kız gibi görünen Kuro'nun bana hesap ödetmesine izin vermek yine de tuhaf hissettiriyordu.
[Sorun değil. Bu görünüşüme rağmen hala hatırı sayılır miktarda param var.]
["Hatırı sayılır" mı dedin? Bu dünyada Yeraltı Kralı-sama'dan daha zengin biri var mı ki?]
[Eh? Kuro gerçekten o kadar zengin mi?]
Kuro'nun neşeli sözlerine teyze yine alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdi. Kuro normalde pek aksesuar takmazdı ve çoğunlukla halk tatlıları yerdi, bu yüzden zengin olduğuna dair hiçbir izlenim edinmemiştim... Ama teyzenin konuşma şekline bakılırsa, dünyanın en zengin insanlarından biri gibi görünüyordu. Sanırım Yeraltı Kralı'ndan beklenen de budur? Hayır ama Yeraltı Kralı olarak parayı nasıl kazanıyor ki?
[Bilmiyor musun genç adam? Yeraltı Kralı-sama "Büyü Aletlerinin Yaratıcısı"dır. Doğal olarak bundan akıl almaz miktarda para kazanıyor.]
[…Ahh.]
Teyzenin söylediklerini duyunca taşlar yerine oturmaya başladı. Dünyada Büyü Aletleri konusunda en büyük pazar payına sahip olan Seditch Büyülü Alet Ticareti Şirketi... Oradaki başkan Sechs-san'ın bir astıydı ve Sechs-san da Kuro'nun ailesindendi. Şimdi düşününce, Sechs-san başkanın kendi astı olduğundan bahsetmiş olabilirdi ama Seditch Büyülü Alet Ticareti Şirketi'nin kendisine ait olduğunu hiç söylememişti.
Yani sonuç olarak, Seditch Büyülü Alet Ticareti Şirketi'ni kuran kişinin Kuro olduğu ortaya çıkıyordu... Başka bir deyişle Kuro, dünyanın en büyük şirketinde onursal başkan gibi bir konuma sahipti. Böyle bir konumla, kesinlikle bir sürü parası olmalıydı...
[...............]
[Kaito-kun?]
[...Kuro, yine de bunu ben ödesem sorun olur mu?]
[Eh? Neden?]
Kuro'nun zengin olduğunu anlıyordum ve neden ödemekte ısrar ettiğini anlayabiliyordum. Ancak bir erkek olarak benim de kendime göre küçük bir gururum vardı, bu yüzden en azından yemeğimizi karşılamak istedim. Gerçi şu an sahip olduğum para bana Lilia-san tarafından verilmişti ve kendim kazanmamıştım, bu yüzden bir şey söyleyecek konumda olmayabilirdim...
Söylediklerimi duyunca Kuro kafasını karışıklıkla yana eğdi. Genellikle ne düşündüğümü tam olarak bildiği için bu onun için sıra dışı bir durumdu...
Öte yandan, o standart takası öneren oydu ve meseleler hakkındaki bilgisinin biraz yarım yamalak olduğu düşünüldüğünde, bu tarz bir ilişkiye aşina olmayabilir.
[...Yeraltı Kralı-sama. Ona bunun nedenini sormak biraz kaba kaçmaz mı?]
[Eh? Gerçekten mi?]
[Evet, aynen öyle. Erkeklerin öylece geri adım atamayacağı bazı şeyler vardır. Öyle değil mi, genç adam?]
[Uugghh… Evet.]
Görünüşe göre teyze benim o küçük gururumu fark etmişti ve yüzünde eğlenen bir gülümsemeyle bunu dile getirdi, Kuro ise gitgide daha çok meraklanarak kafasını yana eğiyordu.
[Peki o zaman, ikinizin yemeği toplamda 12R tutuyor... ama madem genç adam erkekliğini gösteriyor, bunu 10R'ye yuvarlayayım.]
[Çok teşekkür ederim. Peki o zaman biz kaçtık.]
[Evet, tabii. Teşekkürler. Tekrar yemek yemek istediğinizde her zaman beklerim.]
Fiyat porsiyon başına yaklaşık 600 yen kadardı, bu da boyutu düşünüldüğünde epey makul hissettiriyordu. Tadı da harikaydı, kesinlikle tekrar gelecektim. Ancak teyzenin bu olay yüzünden benimle dalga geçebileceğine dair bir his vardı içimde, bu yüzden geri dönme konusunda biraz gerginim...
Ödemeyi yaptıktan sonra, şaşkınlıktan büyümüş gözlerle bana bakmaya devam eden Kuro'nun elini tutup dükkandan uzaklaştım.
[Eee, sıradaki durak neresi?]
[Doğru ya~~ Öğle yemeğini yeni bitirdik, o yüzden şimdilik etrafa bakalım. Oh, bir de içecek bir şeyler alsak iyi olur bence.]
Tezgahlarla dolu caddede yürürken Kuro'ya böyle söyledim, o da parlak bir gülümsemeyle karşılık verdi. Dükkan sahibi teyzenin tavsiyesine uyarak şimdilik bu konunun üzerine gitmeyecek gibi görünmesi beni rahatlattı. Meğer Kuro'nun içecekler için sevdiği bir yer varmış, bu yüzden elimi tuttu ve beni bir tezgaha götürdü... Tuhaftır ki burası daha çok küçük bir manava benziyordu.
[Merhaba~~ Hiç Seal meyveniz var mı?]
[Oya? Yeraltı Kralı-sama, hoş geldiniz. Seal meyvesi mi dediniz? Evet, tam şurada epey iyileri var.]
Dükkan sahibi olduğu anlaşılan adam Kuro'ya gülümsedi ve onunla birkaç kelime konuştu. Bu bölgenin müdavimlerinden biri gibi görünüyordu. Kuro'nun isteğini dinledikten sonra dükkan sahibi, yaklaşık 30 cm çapında siyah, küre şeklinde bir nesne çıkardı.
Bu Seal meyvesi olabilir miydi? Yine de daha çok bir gülle gibi görünüyordu...
[Delik işini ne yapalım?]
[Kendim açarım. İçine iki tane pipet koyacağım sadece.]
[Pekala.]
Elimden gelse parasını yine ben öderdim ama Kuro "Bu sefer benden," diyerek ısrar etti, ben de işi ona bıraktım. Kuro dükkan sahibinden o gizemli siyah küreyi ve iki pipeti alıp parasını ödedi.
Yine de... Görünüşe göre bu dünyada da pipetler varmış. Acaba neden yapılıyorlar? Plastiğe benzemiyordu ama renklerine bakılırsa belki de ahşaptı? Ya da belki bir çeşit ottan yapılmışlardı? Bu da geçmişte Kahraman rolünü üstlenmiş olanlardan miras kalan bir şey olabilirdi.
[Bu arada, Kuro, o şey de ne böyle?]
[Buna Seal meyvesi deniyor. Kabuğunun içinde bir sürü meyve suyu var. Kabuğu serttir, bu yüzden içindekini içmek için bir delik açman gerekir.]
Yani kısacası, bu dünyanın hindistan cevizi gibi bir şey miydi? Şimdi bakınca gerçekten de benziyor... Tamamen siyah olması gerçeğini bir kenara bırakırsak tabii...
[Bu arada, kabuğu neredeyse çelik kadar serttir. Bunların bazen zırh yapımında kullanıldığını duymuştum.]
[......Peki kabuğu çelik kadar sert olan bir şeyde tam olarak nasıl delik açıyorsun?]
Düzeltiyorum, hindistan cevizine falan benzemiyordu… Tamamen farklıydı. Bir anlığına dokunma şansım oldu ve kesinlikle inanılmaz derecede sert hissettiriyordu. Ama gerçekten çelik kadar sertse, ona nasıl delik açılır ki? Matkap gibi bir şey olmadan bu imkansız olmaz mıydı?
[Eh? Şöyle yapabilirim mesela?]
[......Ne?]
Şaşkınlığıma karşılık olarak Kuro, sanki abartılacak bir şey değilmiş gibi parmağıyla Seal meyvesinin kabuğunu işaret etti ve kolayca bir delik açtı.
…Bir saniye bekle, şunu bir netleştirelim.
Seal meyvesi hindistan cevizine benziyordu, içi meyve suyuyla doluydu ve kabuğu çelik kadar sertti ------ o kadar sertti ki zırh yapımında bile kullanılıyordu.
Ve az önce Kuro parmağıyla onda bir delik açmıştı... Yani Kuro sadece parmağıyla demiri delebiliyordu? Ne oluyor be, bu çok korkutucu.
[Dur, bunu şimdilik bir kenara bırakalım. Kuro, sadece tek bir delik açtın ama neden içinde iki tane pipet var?]
[Eh? Yani, randevudayken iki kişinin de aynı bardaktan içmesi gerekmez mi?]
[.................]
Aaahhh, kahretsin! Bunu daha önce fark etmeliydim. Kuro sadece benim dünyam hakkında tek taraflı bilgi edinmekle kalmamış, aşk meseleleri konusunda da tamamen bilgisiz.
Ve işte bu yüzden bu duruma düştük. Bir içecek için iki pipet, tıpkı çiftlerin yapacağı gibi.
[Hadi ama Kaito-kun. Benimle birlikte iç!]
[...............]
Hayır, hayır, bir saniye bekle! Söylemem gereken çok önemli bir şey var!
Bir kafede değiliz ve kesinlikle bir dükkanın içinde de değiliz. Öğleden sonranın erken saatlerindeyiz ve tam olarak kalabalık bir caddenin ortasındayız.
Eh? Cidden mi, tam burada mı? Tam burada seninle birlikte içmemi mi istiyorsun? Bu tamamen bir tür ceza oyunu gibi görünmüyor mu?! Hayır, hayır, bunu yaparsam gerçekten utançtan ölürüm!
[Hayır, ben......]
[......Kaito-kun, benimle birlikte içmekten... Nefret mi ediyorsun?]
[......İçeceğim. Tamam.]
Bu utanç verici durumdan kaçmaya çalıştım ama Kuro'nun bana o kadar kederli bir ifadeyle bakan gözlerini görünce hemen pes ettim. Kaçacak hiçbir yerim yoktu!
Omuzlarım çökmüş bir halde boğazımdaki düğümü yuttum... ve sonraki birkaç dakika boyunca, yolun ortasında Kuro ile meyve suyu içerken ki bu aşağılanma sahnesini yaşadım.
Sevgili Anne, Baba ------ Seal meyvesi suyunun lezzetli olması gerektiğini duymuştum ama bu durumda ------ hiçbir tat alamıyorum.
Bu bölüme tepkin neydi?




