Bölüm 13
Akşam yaklaşırken ve gökyüzü hafif bir renk değişimi göstermeye başlarken, Albert ailesinin başı Lilia, ofisinde oturmuş, gözlerini bir yığın belgeye dikmişti.
Bunların arasında, o sabah erken saatlerde Kaito’ya gönderilen davetiyeyle birlikte gelen, resmi bir taahhüt belgesi de vardı. Belge, Kaito’nun kişisel güvenliğine ilişkin garantiler de dahil olmak üzere çeşitli maddeleri içeriyordu.
[--Sence de bu, bir tesadüf için fazla iyi değil mi?]
[...... Luna...... Evet, haklısın. Kaito-san şehirde kaybolduğunda kendisine yardım eden şeytanın, Seditch Büyülü Alet Ticareti Şirketi Başkanı Sei Riverstar'ın bir tanıdığı olması ve Kaito-san'ın da daveti kabul etmesi... Gerçekten şaşırtıcı bir tesadüf.]
Monoton sesi duyunca Lilia, incelediği belgeden gözlerini kaldırdı ve sakin bir şekilde cevap verdi. O sabahki davetiyeye gelince, Kaito kendisine yardım eden şeytanın ayrılırken birlikte yemek yemekten söz ettiğini ama bu kadar erken gerçekleşeceğini beklemediğini açıklamıştı. Sonuç olarak Kaito'nun programı boştu ve katılmak istediği anlaşılınca Lilia onu gitmesi için teşvik etti.
[...Kahramanların çağırılması şimdiye kadar neredeyse yüz kez yapıldı. Bu sefer, bunun sorumluluğu sende ve şansına, kazara birden fazla kişinin çağırılması sorunu yaşandı ve sen güçlü sorumluluk duygunla onlarla ilgileniyorsun.]
[......]
[Ve malikanede erkek kıyafeti olmadığından, Miyama diğer öteki dünyalıların aksine dışarı çıkmak zorunda kaldı. O sırada, Kahraman dışında birinin daha çağrıldığını bir şekilde öğrenen biri gezintisini gizlemek için Gizleme Büyüsü kullandı. Tam o anda yüksek rütbeli bir şeytan tesadüfen oradan geçip Miyama-sama'nın imdadına yetişti.]
[......]
Lunamaria’nın sözlerini sessizce dinleyen Lilia’nın yüzünde hiçbir değişiklik olmadı. O sadece kapıda gülümseyen Lunamaria’nın yüzüne sessizce bakıyordu.
[Majesteleri Kral’ın kötü alışkanlığı yine baş gösterdi ve Miyama-sama için bir davet hazırlamadı, bu da tesadüfen Miyama-sama’nın yılın dördüncü günündeki programını boş bıraktı. Sonra tesadüfen, Miyama-sama şeytanın tanıdığından bir akşam yemeği daveti aldı. Bu tanıdık ise en büyük ticaret şirketinin başkanıydı. Yani henüz soylu unvanını almış ve fazla bağlantısı olmayan biri için tamda elde etmek isteyeceğin kişi. Ne kadar büyük bir tesadüf, değil mi? Düşes Albert-sama?]
[......]
[...... Bu sizin için gerçekten çok iyi bir senaryo, değil mi? Hanımım......?]
[......]
Pencereden sızan alacakaranlık ışığı malikane başının yüzünü aydınlattı. Yüzünde beliren şey, her şeyi planlamış birinin ifadesi denilebilecek bir gülümsemeydi.
[--Eh, muhtemelen çoğu kişi böyle düşünür, değil mi? Her şeye karşı fazla karamsarsın, "Lily"......]
[Luna......]
[Sen çok ciddisin ve yufka yürekli birisin, bu yüzden böyle ayrıntılı planlar yapabileceğini sanmıyorum.]
[Bir an için kendimi aptal gibi hissettim.]
Yüzünde kocaman bir gülümseme beliren Lunamaria'nın ardından, Lilia da gülümsedi. Yalnız kaldıklarında kullandığı takma adla hitap eden Lunamaria'nın bu hali, bir hizmetçiden çok kötü bir arkadaşa benziyordu.
[Lily çok tahmin edilebilirsin. Bütün sabah kötü bir ruh hali içinde olmanın sebebi, diğer dünyalılardan yararlanmak isteyen insanlardan kendini korumaya çalışırken, Miyama-sama'ya karşı kurulan komplodan faydalanacak olmanı sevmemendir, değil mi?]
[...... Gerçekten senden hiçbir şey saklayamıyorum. Evet, aynen öyle. Seditch Büyülü Alet Ticareti Şirketi ile bir bağlantım olduğu için kesinlikle minnettarım. Üstelik Başkan'ın ilerleyen bir tarihte bizzat malikanemizi ziyaret edeceği yazıyor...... Sanki Kaito-san'ın dostluğunu Albert Dükalığı'nın çıkarı için kullanıyorum gibi...... Bunu kabul edebilir miyim bilmiyorum.]
Kalbine dokunan Lunamaria'nın sözlerine karşılık Lilia içtenlikle söylendi.
[Gerçekten katı birisin mi demeliyim yoksa başka bir şey mi...... İyi şans olarak değerlendirip geçebilirdik bu işi......?]
[Birkaç gündür tanışıyoruz ama Kaito-san, Aoi-san ve Hina-san hepsi bana çok nazik davranıyorlar. Onları böyle bir şeye bulaştırdığım için beni suçlamak yerine, aksine bana minnettarlıklarını bile dile getiriyorlar. Bu kadar iyi insanların soyluların diplomasisi gibi şeylere karışmasını istemiyorum.]
[Miyama-san'ın bir soylunun sorunlarına bulaşmak isteyeceğini sanmıyorum, değil mi?]
[Yine de hoşuma gitmiyor. Düşündüğüm gibi, soylu olmak bana göre değil.]
[Katılıyorum.]
[Neden tam o kısmına katılıyorsun!?]
[Lily her zaman kas kafalı olmuştur. Hep önce harekete geçer, sonra düşünürsün, o yüzden karmaşık düşünceleri geride bırakabilirsin.]
[Kim kas kafalıymış? Bir daha söyle de görelim bakalım!!]
Lilia başını elleri arasına gömdü, masaya yığılırken Lunamaria kıkırdayarak onla alay etmeye devam etti.
Bir eski dostun rahatça şakalaşmasında, efendisine konuşan hizmetçinin resmi tonundan çok farklı bir şekilde teselli bularak Lilia'nın yüzüne hafif bir gülümseme geri döndü.
[...... Şey, haklı olabilirsin. Olmuş bitmiş şeyler üzerine kafa yormak benim doğamda yok. Kaito-san'dan bir kez daha özür dilemem lazım...... ve sanırım bunun için birkaç teşekkürde eklemeliyim.]
[Teşekkürünü söyledikten sonra işi o tarafa yöneltirsen, suçluluk hissi ortadan kalkmaz mı?]
[......Sen her zaman dalga geçmenin bir yolunu buluyorsun.]
[Fufufu, sence de bu iyi bir denge değil mi? Senin ciddiyetinle benim alaylarımın birleşimi.]
[...... Hahhhh...... Yine de sanki tüm zor işler hep bana kalıyor gibi geliyor.]
Kısa bir süre güldükten sonra Lunamaria, Lilia’ya sırtını dönüp kapıya doğru yöneldi. Ancak çıkmadan hemen önce Lilia’ya dönüp yüzünde bir gülümsemeyle konuştu.
[Kusunoki-sama ve Yuzuki-sama'nın hazırlıkları yakında bitecek, bu yüzden artık gitme vaktimiz geldi...... Hanımım.]
[...... Teşekkür ederim, Luna.]
Dürüst olmak gerekirse, bana çeşitli sorular sorulacağını düşünmüştüm, ama Lilia-san akşam yemeğine katılmama hiç tereddüt etmeden izin verdi. Aldığım davet o kadar etkileyiciydi ki, midem bile bulandı.
Her neyse, Lilia-san baştan beri benim de akşam partisine geleceğimi düşünmüştü ve ne zaman olduğunu fark etmeden benim için resmi kıyafet, Kusunoki-san ve Yuzuki-san için de elbiseler hazırlamıştı.
Önceki dünyamda yalnızca filmlerde gördüğüm parlak resmi kıyafeti giyerek, beni almaya gelenlerin kapıda beklediğine dair haber aldım. Lilia-san ve diğerlerine hızlıca selam verdikten sonra ana kapıya yöneldim.
Ana kapıya vardığımda, hemen dört siyah ata bağlı devasa bir araba gördüm. Bu da ne? Şu at gerçekten çok büyük...... ama aynı zamanda boynuz gibi görünen bir şeyi de var. Unicorn mu? Siyah bir unicorn mu?
[Siz Miyama Kaito-sama olmalısınız.]
[Ah, evet.]
Arabanın önünde, bir soylunun hizmetkarına benzeyen bir adam bana derin bir reverans yaparak sordu. Onun havasından biraz çekindim, ama akşam yemeği partisine katılmak istediğimi söylediğimde, adam arabanın kapısını açtı ve ben de içeri girdim.
[...... Ne kadar geniş......]
Dışarıdan bakınca arabanın devasa olduğu belliydi, ama içeri adım atmak beni gerçekten şaşırttı. İçerisi inanılmaz derecede genişti, ünlülere yakışır bir lüks atmosferi vardı. Üstelik tek yolcu bendim, bu da tam olarak nereye oturmam gerektiği konusunda kafamı karıştırdı.
Ortaya oturmak tuhaf kaçardı, bu yüzden pencere kenarına oturdum ve bir adam bana çantaya benzeyen bir şey uzattı.
[Başkan sizin için gönderdi.]
[Çok teşekkür ederim.]
[Lütfen, kısa süre sonra hareket edeceğiz, bu yüzden aklınıza takılan soruları sorabilirsiniz.]
[Ah, evet.]
Adını tam olarak duyamadım ama o sürücü koltuğuna oturdu ve kısa süre sonra araba hareket etmeye başladı.
Bu arada, az önce bana verilen çantayı kontrol etmeye karar verdim. Sanki en doğal şeymiş gibi, aniden havada yüzen harfler belirdi.
"Sevgili Kaito-kun, mangal yapacağız, bu yüzden giymen için rahat kıyafetler gönderdim. Arabanın içi dışarıdan görünmüyor, lütfen üstünü değiştir."
Ah, anladım...... Zaten başından beri mangal yapacağımızı söylemişti, resmi kıyafet giymek benim hatam. Böyle bir şey için rahat kıyafetler çok daha mantıklı.
Dürüst olmak gerekirse, kraliyet sarayından bile daha abartılı ve göz kamaştırıcı bir yere gideceğimi düşünüyordum, bu yüzden bana verilen kıyafetleri giyerken biraz rahatladım. Sade, siyah gömlek ve pantolondu ama daha önce giymekte olduğum resmi kıyafete kıyasla inanılmaz derecede hafif ve hareket etmesi kolaydı.
Oldukça konforlu arabadan bir süre manzarayı izledikten sonra, görkemli bir kapıdan geçtik. Yaklaşık 20 dakika sonra araba durdu ve adam hemen inip benim için kapıyı açtı.
[Geldik. Lütfen adımlarınıza dikkat edin.]
[Ah, evet.]
[Mekan şu yolun aşağısında, nehir kenarında. İsterseniz geri dönüşte giymek üzere kıyafetlerinizi burada saklayabilirim.]
[Çok iyi olur.]
[Evet. O zaman ayrılmaya hazır olduğunuzda sizi tekrar almaya gelirim.]
Adam giysilerimi alırken ona teşekkür ederek bir kez daha derin bir selam verdim. Gösterdiği yöne baktım. Nehir kenarındaki, mangalın yapıldığı açık alan gözüme çarptı ve oraya doğru ilerledim.
[Ah, Kaito-kun. Buraya!]
Biraz daha yürüdüğümde, her zamanki siyah paltosunu giymiş Kuro, elini genişçe sallayarak önümde belirdi.
Yanında, yaklaşık 150 cm boyunda, hizmetçi üniforması giymiş minyon bir kadın duruyordu. Ben yaklaşırken derin bir reverans yaptı.
[Bugün bol bol eğlenelim~]
[E-Evet……Daha doğrusu, bana saçma sapan bir davet gönderdin…… Bu yüzden bizim tarafımızdaki insanlar gerçekten çok tedirgin oldular.]
[Ahahaha, pardon pardon. Ama sorun yok. Dün de söylediğim gibi, bugün buraya sadece yakın arkadaşlarımı davet ediyorum, o yüzden rahat olabilirsin. Ah, seni tanıştırayım. Bu çocuk Ein.]
[Tanıştığımıza memnun oldum, Miyama Kaito-sama. Benim adım Ein.]
Yanaklarının etrafında biraz daha uzun ama diğer kısımlarda kısa olan platin rengi saçlar. Hizmetçi üniforması giymiş minyon kadın kusursuzdu, üzerinde tek bir kırışıklık bile yoktu. Ein-san beni selamlarken başını derin bir şekilde eğdi.

Ne düşüneceğimi bilemedim. Olağanüstü bir havası mı, yoksa çok sakin bir varlığı mı desem? Lunamaria-san gibi o da bir hizmetçi, ama Ein-san’ın tavırlarında farklı bir şey var.
[Peki, Kaito-kun da geldiğine göre...... Ein~ hazırlan bakalım.]
[Baş üstüne.]
[Eh? Ehhhhhh!?]
Kuro rahat bir gülümsemeyle söylediğinde, Ein-san saygıyla eğildi...... ve hemen ardından, az önce orada olmayan mangal, bahçe masaları ve sandalyeler aniden önümüzde belirdi. Bu ne yahu? Büyü mü bu?
Sihirbazlık numarası izliyor gibi şaşkınlık içindeyken, Kuro buna özellikle takılmamış gibiydi ve parlak gülümsemesini bana yöneltti.
[Bu karar çok ani olduğu için, diğer çocuklardan bizim için biraz malzeme almalarını istedim...... Ama eminim yakında geri dönerler, o zaman tanıştırırım seni.]
[Ah, evet......?]
Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak Kuro'nun sözlerine başımı salladım, ama o anda her adımda sesi artan ayak sesleri duydum. Arkama döndüm ve donup kaldım.
Bu da neyin nesi? Gözlerim bana oyun mu oynuyor...... Tamamen siyah zırh giymiş bir şövalye, yaklaşık 5 metre uzunluğunda kanatlı bir kertenkeleye benzer şeyi taşıyarak bana doğru yürüyordu...... Ejderha mı? Bu gerçekten ejderha mı?
[Kuromu-sama, üç uçan ejderha yeter mi?]
[Unnn. Yeter sanırım.]
[!?]
Üç mü!? Az önce üç uçan ejderha mı dedi? ...... Dur biraz, gerçekten öyle. Kendi sırtında taşıdığı ejderhanın yanı sıra, diğer ikisini de arkasında sürüklüyor. Hayır, hayır!? Bir saniye, beynim buna yetişemiyor!
Fantastik bir ejderhanın aniden ortaya çıkması zihnimi tamamen aşırı yükleyerek donmasına neden oluyor. Ve sonra, başka bir yönden, bize doğru süzülen devasa yeşil bir leke, daha doğrusu bir sebze demeti görüyorum.
[Kuromu-sama, sebzeleri getirdim.]
[Teşekkürler.]
[!?!?]
Duyduğum çocuksu sese doğru döndüm ve süzülen sebzelerin altında yaklaşık 50 cm bir kız gördüm. Ha? Bir peri mi!? Az önce bir peri mi ortaya çıktı!?
[Oiii, Kuromu-sama. Balıkları getirdim.]
[Ah, tam zamanında.]
[!?!?!?]
Bu sefer ortaya çıkan gerçekten çok büyük! Bir dev mi!? Hayır hayır, bir saniye bekle!? Yalvarırım, bir saniye bekle! Beynim hiç yetişemiyor!
[İhtiyacımız olan tüm baharatlar bunlar mı?]
[Ah, evet.]
[!?!?!?!?]
Görkemli bir kıyafet içinde tam boy bir iskelet havada uçuyor!? Bu durum da ne lan böyle!? Genç bir şeytan kız, bir hizmetçi, tam zırhlı bir şövalye, bir peri, bir dev ve bir iskelet!? Burada bu kadar fazla fantastik varlığın toplanması abartı değil mi!?
Sevgili Anne, Baba ---- Mangal yapmak için bir davete gittim. Ve şimdi anlıyorum ki -- bunu başından beri tahmin etmeliydim. O çılgın şeytanın arkadaşlarının da çılgın olacağını.
Bu bölüme tepkin neydi?





