Bölüm 12
Başka bir dünyaya çağrılalı birkaç gün olmuştu ve Lilia-san'ın malikanesindeki yaşama yavaş yavaş alışmıştım. Sadece ben değil, Kusunoki-san ve Yuzuki-san da ortama uyum sağlamış görünüyordu. Onların yüzlerinde de gülümsemeler görmeye başladım.
Tabii bu dünya hakkında hala anlamadığım çok şey var, ama Lilia-san'ın nezaketi sayesinde düşüncelerimi toparlayacak kadar vaktim oldu. Her gece gelen Kuro'ya gelince, o hala benim için bir muamma. Ancak, kötü niyetli gibi görünmüyor. Hatta, Lilia-san’la konuşmaktan çok onunla konuşurken daha rahat hissettiğimi bile söyleyebilirim.
Neyse, insanların Yeni Yılın ilk üç gününü evde geçirmesi yaygın bir gelenek ve ben de evde kaldığım için, tabii ki bu mantıksız ufak Şeytan kız hariç, hiçbir olay yaşanmadı. Dolayısıyla çok huzurlu bir zaman geçirdim... Gerçi, şimdi düşününce, sevgili memleketimde "fırtına öncesi sessizlik" diye bir deyim vardır.
[...Davetiye mi?]
Buradaki dördüncü günümüzde öğlenin erken saatlerinde, çay ve kurabiye eşliğinde sohbet ederek dinlenirken Lunamaria-san zarif bir zarfla belirdi. Bize bunun ertesi gün yapılacak bir partiye davet olduğunu söyledi.
[Evet, Yeni Yıl'ın dördüncü gününde kraliyet sarayında düzenlenecek akşam kutlaması için. Bu yıl Kahraman Festivali yılı olduğu için, Kahraman olarak seçilen kişinin tanıtılacağı görkemli bir etkinlik olacak. Genelde bu davetiyeler daha erken gönderilirdi, ancak bu sefer herkesin davetiyesini dahil etmek için bazı düzenlemeler yaptık, bu yüzden biraz daha uzun sürdü.]
[Eh? Biz de mi?]
Lilia-san'ın her zamanki sakin gülümsemesiyle söylediği sözleri duyan Kusunoki-san şaşkınlıkla karşılık verdi. Nasıl hissettiğini anlayabiliyorum. Aniden kraliyet sarayında bir akşam partisi düzenleneceği söylendiğinde şaşırmamak zor.
[Evet, Mitsunaga-sama bundan sonra birçok ülkeyi ziyaret edecek, bu yüzden özellikle Aoi-san ve Hina-san'ı da görmek isteyebileceğini düşündüm.]
[Ah, anlıyorum. Seigi Kahraman rolünü üstleniyor sonuçta, dolayısıyla her ülkenin çeşitli şehirlerine tanıtılacak. Acaba iyi idare edebilecek mi?]
Söylenene göre, ikinci sınıf öğrencisi Kusunoki-san ile birinci sınıf öğrencileri Yuzuki-san ve Mitsunaga-kun kulüp arkadaşları. Kuh, düşündüğüm gibi, kulüp etkinlikleri gerçekten de normie[1] olmanın kestirme yolu, lisede sadece internet oyunları oynamak yerine kulüp etkinliklerine katılmalıydım. Hayır, sonuçta üniversitede de hiçbir kulübe katılmadım, o zamanlar internet oyunu oynamamla alakalı olmayabilir.
Neyse, yalnız hayatımın hikayesini bir kenara bırakalım... Çeşitli yerlere seyahat edecek olan Mitsunaga-kun ile rahatça sohbet etmek için bu gerçekten iyi bir fırsat olurdu. İkisi onun için endişeleniyordu ve güvenilir Lilia-san da bu konuyu gündeme getirdi.
Bunu düşünürken, Lilia-san çok kaliteli görünen büyük bir zarftan bir mektup çıkarıp inceledi. Yüzünde hala gülümseme vardı ama alnında bir damar belirdiğini fark ettim.
[...Luna, kraliyet sarayından gelen mektupların hepsi bunlar mı?]
[...E-Evet.]
[...Sanırım gözlerim kötüleşmiş. Benim için okur musun?]
Bir şey mi oldu acaba. Lilia-san gülümsüyor ama gözleri gülümsemiyor. Daha doğrusu, son derece ürkütücü görünüyor.
[Peki o zaman, izninizle, mektubun başını atlayacağım çünkü sadece sıradan bir giriş cümlesi. Şey... "Ayrıca, Kahraman Mitsunaga Seigi-sama ile aynı memleketli iki misafire, yani Kusunoki Aoi-sama ve Yuzuki Hina-sama bu akşamki partiye davet edilmiştir."... Eh?]
[...Hmm?]
Arehh? Bu tuhaf... Çünkü doğru duyduysam, Lunamaria-san'ın okuduğu cümlede adımı duymadım gibi geldi...
[...Luna. Saraya "üç kişi" için davetiye hazırlamalarını bildirdiğimden eminim, değil mi?]
[E-Evet, kesinlikle öyle.]
[...Bunun hakkında ne düşünüyorsun?]
[...Kral Hazretleri'nin kötü alışkanlığı yine ortaya çıktı...]
[...Şimdi yeniden düzenlemek mümkün mü?]
[...B-Bence zor olur...]
Lilia-san'ın duygularını bastırmaya çalışır gibi kayıtsız bir sesle söylediği sözleri duyan Lunamaria-san soğuk bir ter dökerek yanıt verdi.
Yanılmıyorsam, Kral Hazretleri Lilia-san'ın abisi ve Lunamaria-san'ın ciddi bir kız kardeş kompleksine sahip olduğunu söylediği kişi, sanırım? O Kral'ın kötü alışkanlığı... Ah, şimdi anladım.
Çok ağır bir sessizliğin ardından Lilia-san koltuğundan kalktı ve birkaç saniye sonra "elinde kılıçla" geri dönerek bana içtenlikle başını eğdi.
[Özür dilerim, Kaito-san. Bizim tarafımızdaki bir hata yüzünden Kaito-san için davetiye hazırlayamadık...]
[Ah, hayır, hiç sorun değil. Mitsunaga-kun ile zaten pek tanışıklığım yok ve konuşacak özel bir şeyim de yok.]
[Gerçekten özür dilerim. Seni burada malikanede bekletmek zorunda kalacağım, ama bunun yerine o aptal "kralın başını" hediye olarak getireceğim.]
[---Ha?]
[Hanımım, Hanımım... Gözleriniz alev alev yanıyor, farkında mısınız?]
[…O aptal abim gerçekten… sabrımın sınırını zorluyor…]
[Hanımım, lütfen sakin olun! Unutmayalım, o hala Kral! Hanımım söz konusu olduğunda aptalca davranıyor olabilir, ama bunun dışında yetenekli biri!]
[Bırak beni, Luna! Akrabası olarak, o salağın uygunsuz davranışına gereken cezayı bizzat vereceğim!!!]
[Tamam, ama lütfen şimdilik kılıcını indir!]
Ahh, sanırım olan biten şuydu. Lilia-san, üçümüzün akşam partisine gitmemiz için gerekli düzenlemeleri yapmıştı, ama zaten erkeklerin Lilia-san’a yaklaşmasından hoşlanmayan kız kardeş kompleksli Kral, davetiyeleri sadece Kusunoki-san ve Yuzuki-san için hazırlamış, benim için hazırlamamıştı. Zaten, muhtemelen benim bir erkek olarak Lilia-san'ın malikanesinde yaşamamdan hoşlanmıyor. Muhtemelen Lilia-san'ın ona karşı koyduğu nokta da budur.
Ve uzun zamandır o kız kardeş komplekslinin davranışlarından bıkan Lilia-san sonunda patladı... Evet. O çok korkutucu. Lilia-san'ın bu kadar kızgın olduğunu daha önce görmemiştim, daha doğrusu Kral Hazretleri geçmişte ne haltlar karıştırdınız...
Bunun ardından kılıcını çekmeye hazırlanan Lilia-san ile onu çaresizce sakinleştirmeye çalışan Lunamaria-san'ın arasındaki durum bir süre devam etti ve ancak yarım saat sonra Lilia-san sakinleşti.
Banyoyu bitirip odama gittim. Bugün gerçekten yoruldum gibi hissediyorum. Benim açımdan akşam partisine gidememiş olmak sorun değil, hatta bu kadar gösterişli bir etkinliğe katılmak zorunda kalmadığım için memnunum... Lilia-san üçümüze eşit davranmaya çalışıyor, ama bu kolayca kabul edilebilecek bir şey gibi görünmüyor. Benden defalarca özür diledi ve onu sakinleştirmek için gerçekten çok uğraştım.
Belki de bu, onun doğası gereği çok ciddi bir insan olmasından kaynaklanıyordur? Lilia-san'ın bu yanı pek soylu gibi görünmüyor ama bizim için samimi şekilde düşündüğünü bilmek iyi hissettiriyor. Başka bir dünyaya geldiğimde karşılaştığım ilk kişinin Lilia-san olması büyük bir şans ve bunun için gerçekten minnettarım. Mümkünse bir şekilde ona borcumu ödemek isterim...
[Ah, hoş geldin.]
[...]
Odamın kapısını açtığımda, Kuro kanepede uzanmış baby castella yiyordu. Neyse ki bu sefer birdenbire ortaya çıkmadı, onun yerine beni burada bekliyordu. Önemli olduğu için tekrar söyleyeceğim, ama Kuro bu evde bir yabancı... Artık bu konuyu konuşmayacağım.
İnsanlar uyum sağlayan varlıklardır. Sanırım Kuro'nun öngörülemezliğine bir dereceye kadar alışmışım ve derin bir nefes verdikten sonra, uzattığı çay fincanını alarak ağzıma bir baby castella attım.
[Unn? Bugün biraz yorgun görünüyorsun, ha?]
[Evet, şey, aslında çok önemli bir şey değil ama...]
Her zamanki gibi algısı keskin olan Kuro bunu fark etti ve ben de ona bugün olanları özetledim. Ara sıra "Unn" diye cevap veren Kuro, hikayemin sonuna kadar sessizce dinledi.
[Heehhh... O zaman o kral yüzünden partiye gidemiyorsun, Kaito-kun?]
[Şey, biraz sert bir ifade ama aşağı yukarı öyle?]
[Tamam! O zaman, şimdi saraya gidip "yarı ölü Kral"ı buraya getireceğim ve sana bir davetiye yazmasını sağlayacağım.]
[Ne!? Hayır hayır, ortada "tamam" olan hiçbir şey yok!?]
Bu sabah Lilia-san’ın söylediği şeyi sanki çok doğal bir şeymiş gibi tekrarlayan Kuro’yu aceleyle durdurdum.
Açıkçası, Lilia-san’ın söylediklerinin çoğu oldukça rahatsız ediciydi, ama bunu söyleyen Kuro olunca durum farklıydı... Gerçekten yapacakmış gibi geldi. Yani, Düşes'in evine kimse fark etmeden girebiliyor ve öyle görünmese de yüksek rütbeli bir şeytan gibi duruyor...
Ama cidden, lütfen Kral'ı kaçırma ya da yarı ölü hale gelene kadar dövme. Bu beni krallık düşmanı gibi göstermez mi!?
[Unn? Partiye gitmek istediğini sanıyordum, Kaito-kun?]
[Hayır, gitmek istiyorum da değil... Aksine, o kadar resmi bir etkinliğe katılmak zahmetinden kurtulduğum için memnunum. Oradaki süslü yemekler biraz ilgimi çekiyor ama...]
[Hmmm. Sen de orada olsaydın ben de katılmayı düşünüyordum, Kaito-kun... ama sanırım ben de gitmeyeceğim. Ah, evet, bir fikrim var!]
[...Şimdi de neyin peşindesin?]
Bir şeyler mırıldanıyordu, ama belki Kuro da davet edilmişti? Hayır, şimdilik bunu bir kenara bırakalım... Bu sefer ne tür çılgın bir şey uydurduğunu bilmek daha önemli.
[O zaman yarın mangal yapalım!]
[...Ha?]
[Bak, o resmi etkinlikleri sevmiyorsun, sadece bizimle ve arkadaşlarımla yapalım. Krallığın güneyinde güzel manzaralı bir yer var, orada mangal yapalım!]
[...Fumu.]
Genelde çılgın önerilerde bulunur ama bu seferki fena görünmüyor. Aslında saraydaki akşam partisinden daha cazip. Lilia-san’ın evinde servis edilen yemekler her zaman çok şık oluyor, ama ben daha sade bir şeyler arzuluyorum, belki şiş kebap ya da onun gibi bir şey. Kuro’yla gidersem, yorucu geçeceği kesin, ama eğlenceli olacağını da biliyorum. Ancak, bu konuda önemli bir sorun var.
[Kulağa eğlenceli geliyor… Ama Lilia-san'a Kuro'dan bahsetmeden birdenbire akşam yemeğine çıkacağımı söylersem, Lilia-san'ın kabul edeceğini sanmıyorum.]
Doğru, Kuro'nun bundan hoşlanmayacağını hissediyorum. O sadece ben yalnızken ortaya çıkıyor ve her zaman Algılama Bariyerlerini gizlice geçiyor, bu yüzden onu Lilia-san'dan gizli tuttum. Ama bir mangala davet edilirsem, yani yalnız gitmeyeceksem, ona açıklamadan gitmek zor olur.
Lilia-san zaten durumumuzdan endişeli ve Kuro'yu ondan sakladığım için suçluluk duyarak gizlice dolaşmak istemiyorum.
[Ah, sorun olmaz. Bir tanıdığımdan sana normal bir akşam yemeği daveti göndermesini isteyeceğim.]
[Lilia-san kabul eder mi?]
[Bence sorun olmaz. Ne de olsa dediğim kız, insanlar tarafından güvenilen biri.]
[Hmm... Benim açımdan, Lilia-san kabul ederse gitmek isterim...]
[Gerçekten mi!? Yaşasın! O zaman herkese haber vereyim, tamam mı!?]
[Eh? Ah, dur---!?]
Cevabımı duyunca Kuro yüzünde büyük bir gülümsemeyle kayboldu. Hmmm, bu kadar mutluyken ona hayır diyemiyorum ve kabul etmek de pek kötü hissettirmiyor... Ama nasıl desem? Kuro "arkadaşları" ve "herkes" deyince bir tedirginlik hissettim... Sanırım şimdilik akışına bırakacağım.
Ertesi gün kahvaltıyı bitirir bitirmez, Lunamaria-san solgun yüzüyle yemek salonuna koşarak girdi.
[H-Hanımım---Hanımım!?]
[Bu kadar telaşlanman için ne olmuş olabilir ki?]
[S-S-Seditch Büyülü Alet Ticareti Şirketi'nden, bir davet mektubu geldi, Başkan tarafından imzalanmış ve Miyama-sama’ya yazılmış!]
[...Ha?]
Lunamaria-san’ın söylediklerini duyduktan sonra, Lilia-san’ın gözleri fal taşı gibi açıldı ve vücudu kaskatı kesildi. Seditch Büyülü Alet Ticareti Şirketi mi? O da ne?
[...E-Emin misin... Bir tür şaka falan olmasın?]
[...Kara Büyü parşömeninden yapılmış ve Platin Ejderha sakalıyla mühürlenmiş bir zarfın içinde.]
[......]
Ah, Lilia-san tamamen dondu.
[Ş-Şey, özür dilerim. Konuşmayı tam olarak anlayamadım... Seditch Büyülü Alet Ticareti Şirketi nedir?]
[...Büyü Aletleri alanında en büyük ticaret şirketi ve mali kaynakları büyük güçlerin çok ötesine geçen devasa bir kuruluş. Diğer ticaret şirketleriyle kıyaslanamaz. Dünyadaki Büyü Aletlerinin yarısının Seditch Büyülü Alet Ticaret Şirketi'nin ürünleri olduğu bile söyleniyor.]
Bu soruyu sorduğumda, Lunamaria-san korku dolu bir şekilde cevap verdi. Özetlersek, dünya Büyü Aleti pazar payının en büyük bölümünü elinde bulunduran dev bir şirket mi? Eh? Ne, bu ne anlama geliyor?
Lilia-san şaşkın halime bir göz attı, ben de ona devam etmesini ve içine bakmasını işaret ettim. Sonra Lilia-san titrek elleriyle Lunamaria-san'dan zarfı aldı ve bir süre sonra başını ellerinin arasına gömdü.
[...Şüphe yok, bu gerçek. Başkan Sei Riverstar tarafından imzalanmış ve altın mühürle damgalanmış...]
[...Sadece bu davetiye bile kraliyet başkentinin en lüks semtindeki bir evden daha pahalı...]
[...Şey, ne yazıyor?]
Saçma sapan bir yerden saçma sapan biri tarafından saçma sapan bir şey aldığımı anlıyordum ama neden bu duruma düştüğümü hiç anlamıyordum.
Biraz telaşla sorduğumda, Lilia-san davetiyeye tekrar baktı ve okudu.
[..."Sevgili Miyama Kaito-sama. Beklenmedik davetiye için önceden özür dilerim. Aynı zamanda selamlama kısmını atlayıp doğrudan konuya geçtiğim için kabalığımı affetmenizi umuyorum. Bu akşam şirketimizde küçük bir akşam yemeği partisi düzenliyoruz. Uygunsa Miyama Kaito-sama'yı aramıza katılmaya davet etmekten büyük mutluluk duyarım. Bu akşam sizi almaya gelecek kişiye Düşes Albert’in konutuna uğramasını söyleyeceğim ve o sırada katılacak mısınız yoksa katılmayacak mısınız bana bildirirseniz çok sevinirim. Ayrıca bir dostumun Miyama Kaito-sama'ya iletmek istediği bir mesaj var ve bunu mektuba ekliyorum. "Kaito-kun, bekliyorum, tamam mı?" diyor. Geç iletişime geçtiğim için tekrar özür dilerim. Cevabınızı bekliyorum. --- Sei Riverstar"...]
[...]
Düşündüğüm gibi, bunu yapan o ufak şeytan kızmış!? Ne halt ediyorsun sen!? Cidden, ne halt ediyorsun sen!? Bir tanıdığa davetiye gönderttireceğini söylemiştin... Ama gelen davetiye niye bu kadar saçma sapan bir yerden!? Sıçayım, hem Lilia-san hem de Lunamaria-san donup kalmış halde bana bakıyorlar! Bunu onlara nasıl açıklayacağım ben ya!?
Sevgili Anne, Baba ---- Kraliyet başkentindeki akşam partisine davet edilmedim. Ama bunun yerine ---- saçma sapan bir yerden davetiye aldım.
- [1] ↑Normie, internet kültüründe ve argo dilde "sıradan", "ana akım" (mainstream) zevklere sahip ve toplumsal normlara sıkı sıkıya bağlı kişileri tanımlamak için kullanılan küçümseyici bir terimdir.
Bu bölüme tepkin neydi?





